Elon Musk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Elon Musk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2025 Perşembe

"YAPAY" ZEKÂ


 İşgalci Trump'ın akıl almaz 'Yeni Gazze' videosu: Altın heykeller, para yağmuru altında dans


ABD Başkanı Trump, İsrail'in katliamları ve yıkımlarıyla harabeye dönmüş Gazze'ye dair "vizyonunu" içeren bir yapay zekâ videosu hazırladı. Videoda, Trump'ın bölgedeki altın heykelleri, Musk'ın Gazze'de para yağmuru altında dans etmesi var:

Gökdelenlerle göz kamaştıran şehirlerin ortasında Donald Trump'ın devasa altın heykelleri, girişimci arkadaşı Elon Musk'ın para yağmurları arasında yürüyüşü, Trump'ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile güneşlenirken içkisinin tadını çıkarması ve pazarlarda yığılmış altın heykellerinin minyatür versiyonları...
Bunlar, şu anda harabe halinde olan ve henüz tam olarak bitmemiş savaşın artçı şoklarından sarsılan bir bölge olan Gazze için işgalci ve yayılmacı yeni Amerika Birleşik Devletleri Başkanı'nın vizyonu. 
Trump, kendi sosyal medya platformu Truth Social aracılığıyla, yapay zekâ tarafından oluşturulan ve savaş sonrası Gazze vizyonunu gösteren bir video paylaştı. Videonun başlığı şöyle: "Trump'ın Gazze'si".
Videoda, sadece gösterişli arabalar ve binalar değil, Trump'ın kendi övgüsünü içeren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir şarkı da yer alıyor:
"Donald sizi özgürleştirmeye geliyor, ışığı herkesin görmesi için getiriyor. Tünel yok, korku yok, Trump'ın Gazze'si sonunda burada."
Video, "Gazze 2025, sırada ne var?" başlıklı bir flaşla, İsrail ile savaştan sonra harabeye dönen şehirle başlıyor. Ardından videoda, çocukların Dubai'nin gökdelenlerinden ilham almış gibi görünen "fütüristik" bir versiyonuna doğru ilerledikleri görülüyor.


Elon Musk, 33 saniyelik videoda birkaç kez görünüyor. Milyarder, önce bir yemeğin tadını çıkarıyor, sonra bir para yağmuru altında dans ediyor ve yürüyor. 
Donald Trump'ın yüzünün altın bir balonunu taşıyan bir çocuk görülüyor, ardından başkanın yapay zekâ versiyonu bir kadınla dans ediyor. Binalara da adı kazınmış ve "Trump'ın Gazze'si" yazıyor.
Video, İsrail ile Gazze arasında devam eden üç aşamalı ateşkes anlaşmasının ortasında geldi. Taraflar arasında tutuklu ve rehine değişimi devam ediyor. İsrail'in 15 ay sürdürdüğü katliam, bölgede binlerce cana mal oldu.
Gazze'nin sağlık bakanlığına göre, savaş boyunca bölgede 48 binden fazla kişi öldü. Bunların çoğu kadın ve çocuk.

(soL Haber - Dış haberler)









Merhaba!

19 Ocak 2025 Pazar

ACİL DURUM !

 


ABD Başkanı seçilen Trump, yayılmacı hedeflerini tek konuşmada gösterdi.
Panama ve Grönland tehditlerini sürdürdü, 
Kanada sınırlarını sorguladı, 
Meksika Körfezi'nin adının değişmesini istedi.

ABD Başkanı seçilen Donald Trump, Florida'da düzenlediği kapsamlı bir basın toplantısında, dış politikanın yanı sıra Amerika ve Ortadoğu'ya olası askeri müdahale konusunda birtakım ipuçları verdi.
Trump'ın en önemli açıklamaları dış politikayla ilgiliydi. Yeni ABD Başkanı, dünya genelindeki ülkeler için sonuçları olacak kapsamlı yayılmacı emellerinden bahsetti. 
Hamas'ın Gazze'de tuttuğu rehineler göreve başlamadan önce serbest bırakılmazsa "cehennemin yeryüzüne ineceğini" vurgulayan Trump, Panama Kanalı, Grönland ve Kanada'nın ABD tarafından kontrol edilmesi arzusunu da yineledi. 

"Askeri veya ekonomik güç kullanmayacağım diyemem"

Trump, muhabirlerle yaptığı görüşmede, Panama Kanalı'nın ve özerk bir Danimarka toprağı olan Grönland'ın kontrolünü ele geçirmek için askeri veya ekonomik güç kullanımını dışlama ihtimalini reddetti. "Bunu taahhüt etmeyeceğim" diyen Trump, önce Atlantik ve Pasifik okyanuslarını birbirine bağlayan ana ticaret yolu olan Panama Kanalı'na değindi: "Bir şeyler yapılması gerekebilir. Panama Kanalı ülkemiz için hayati önem taşıyor."
Panama Kanalı'nı Çin'in ele geçirdiğini iddia eden Trump, kanal hakkında şöyle devam etti: "Panama Kanalı ordumuz için inşa edildi. Bakın, Panama Kanalı ülkemiz için hayati önem taşıyor. Çin tarafından işletiliyor. Çin! Ve Panama Kanalı'nı Panama'ya verdik, Çin'e vermedik."
Trump, hemen ardından Grönland tartışmasına geçerek, "Ulusal güvenlik amaçları için Grönland'a ihtiyacımız var" ifadelerini kullandı. Danimarka'ya karşı ekonomik misilleme tehdidinde bulunan Trump, direnmesi durumunda "Danimarka'ya çok yüksek bir oranda gümrük vergisi uygulayacağını" belirtti. 
Bu arada, Trump'ın konuşması sırasında, oğlu Donald Trump Jr. da, Grönland'ın başkenti Nuuk'a iniş yaptı. Burada, yalnızca turist olarak ziyaret ettiğini iddia etmesine rağmen, "Grönland'ı Tekrar Büyük Yap" şapkaları dağıttı. 
Hem Grönland hem de Danimarka başbakanları, büyük Arktik adasının ABD kontrolüne devredilmesi olasılığını reddediyor.
Panama hükümeti de, Washington'un 1999'da eski ABD Başkanı Jimmy Carter'ın müzakere ettiği bir anlaşmanın ardından kontrolü bırakmasından bu yana olduğu gibi kanalın Panama'da kalacağını savunuyor. 
Trump ayrıca ABD'nin en büyük ticaret ortaklarından biri olan Kanada'ya yönelik niyetleri hakkında da açıklamalarda bulundu. 
Son haftalarda, ABD ile 8 bin 891 kilometrelik bir sınır paylaşan ülkenin ABD'nin 51. eyaleti olması gerektiğini öne süren Trump, dünkü (8 Ocak) basın toplantısında, geleneksel olarak yakın bir müttefik olan Kanada'ya karşı askeri güç kullanmayacağını ifade etti. 
Ancak ülkeye dönük ekonomik güç kullanacağına dair mesajlar da veren Trump, ABD-Kanada sınırına atıfta bulunarak, "Yapay olarak çizilen çizgiden kurtulursunuz ve neye benzediğine bir bakarsınız, ulusal güvenlik için de çok daha iyi olur" dedi.
Önceki gün (6 Ocak) görevinden istifa ettiğini açıklayan Kanada Başbakanı Justin Trudeau, sosyal medyada bu açıklamaya hemen yanıt verdi. Trudeau, "Kanada'nın, Amerika Birleşik Devletleri'nin bir parçası olma ihtimali cehennemde bile yok" diye yazdı. 
Bu arada Trump, düzensiz göçü ve ABD'ye uyuşturucu kaçakçılığını durdurma taleplerini yerine getirmezlerse Meksika ve Kanada'ya "önemli tarifeler" uygulama sözünü yineledi.
Trump, daha önce iki ülkeyi yüzde 25 gümrük vergisi uygulamakla tehdit etmişti.
Trump, bölgesel haritayı değiştirmeye ilişkin bir diğer göndermede de, Meksika Körfezi'nin "Amerika Körfezi" olarak adlandırılması gerektiğini söyledi, "Kulağa hoş geliyor" diye espri yaptı.

(soL Haber)


(Karikatür: BOB ENGLEHART - Caglecartoons.com)


***


ABD'li milyarder Elon Musk, kendisine ait sosyal medya platformu X'te aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif Partisi'nin (AfD) başbakan adayı Alice Weidel ile sesli bir canlı sohbet gerçekleştirdi.
Göçmen karşıtı AfD'ye övgüler yağdıran Musk, "Weidel Almanya'yı yönetmek için önde gelen adaydır" ifadelerini kullandı.
Almanya'daki herkesin AfD'yi desteklemesi gerektiğini savunan Musk, "Almanya'yı sadece AfD kurtarabilir. İşin özeti bu. İnsanların gerçekten AfD'nin arkasında durması gerekiyor, aksi takdirde Almanya'da işler çok, çok daha kötüye gidecek" şeklinde konuştu. 
Musk. "Durumdan memnun değilseniz değişim için oy vermelisiniz. Bu yüzden insanlara şiddetle AfD'ye oy vermelerini tavsiye ediyorum" dedi. 

(Cumhuriyet Gazetesi)

***


"Dün" Amerika'da teknolojik gelişmenin başını Henry Ford çekiyordu. Bugün Elon Musk çekiyor. O da Ford gibi faşist hareketleri destekliyor. Bu benzerlik bize bir şey daha söylüyor: Bilimsel teknolojik gelişme kendiliğinden toplumsal ilerlemeye açılmıyor; çoğu kez faşizme, savaşlara açılıyor. Artık esas sorun, üretici güçlerin serbestçe gelişememesi değil, gelişmesi, karmaşıklasması giderek hızlanan üretici güçleri, siyasi ve ahlaki denetim altına almaktır.

Tarih tekerrür ediyor

Almanya'da Nazi partisinin iktidarını desteklemek için yapılan bir toplantıda 1 milyar Mark'tan fazla yardım toplayanlara bakınca karşımıza dönemin bilimsel teknolojik gelişmesinin öncüsü, kimya-ilaç, elektronik, makine imalat, ağır sanayi şirketleri çıkıyor. Aynı yıllarda ABD'de, otomotiv endüstrisinde devrim yaratarak yeni bir birikim rejiminin gelişmesine öncülük eden Ford azılı bir Yahudi düşmanı, bir Nazi hayranıydı; komplo teorilerini yaymak için gazete çıkarıyordu.
Bugün, X'te 200+ milyon takipçisi olan Elon Musk ırkçı faşist komplo teorilerinin yayılmasını kolaylaştırıyor; geçen hafta, "Almanya'yı yalnızca AfD kurtarabilir" dedi; İngiltere'de İşçi Partisi hükümetini, sosyalist olduğunu ileri sürerek şiddetle eleştirdi; Reform adıyla bilinen faşist eğilimli partiye 100 milyon dolar yardım yapacağından söz ediliyor. Musk, ABD seçimlerinde de Trump'ı desteklemişti; şimdi adeta gerçek başkanmış gibi devletin yapısını şekillendirmeye çalışıyor.
Son ABD seçimlerinde Musk'ın yanı sıra, bilgisayar teknolojisi, yapay zekâ geliştiren dev şirketlerin, sosyal medya ve alışveriş platformlarının temsilcileri Trump'a büyük mali destek verdiler. Washington Post tarihinde ilk kez, büyük hissedarı Amazon'un sahibi Bezos'un baskısıyla, tarafsız kaldı. Kimi araştırmalar, Twitter, Facebook algoritmalarının seçmen tercihlerini Trump'tan yana yönlendirmeye çalıştıklarını gösteriyor.
Tarih tekerrür ediyor ama bu kez, Musk'ın Almanya ve İngiltere siyasetini şekillendirmeye çalışmasının da gösterdiği gibi ABD ile sınırlı değil. Twitter, Facebook gibi sosyal medya platformları küresel ölçekte işliyorlar. Bunların algoritmaları küresel çapta siyasi gelişmeleri etkileme gücüne sahip; hemen her zaman muhafazakâr, hatta Brezilya'da Bolsonaro, Arjantin'de Milei, Fransa'da LePen, Hindistan'da Modi gibi faşist politikacıları destekliyorlar.
Bilimin, üretici güçlerin kapitalizm altında hızlı gelişmesinin, karmaşıklaşmasının getirdiği başka ağır sorunlar da var. 
Bu sorunların başında küresel ısınma ve iklim krizi geliyor. gezegen hızla yaşanmaz hale geliyor ama teknolojik, bilimsel gelişmenin öncüsü dev şirketler, milyarderler ekonomik siyasi güçlerini çözüm üretmek için değil, küresel ısınmayı reddetme eğiliminde olan faşistleri desteklemek için kullanıyorlar. Yapay zekâyı besleyen "veri depolama hangarları", bilgisayarlarını soğutmak için dünyanın tatlı su stoklarını baş döndürücü bir hızla tüketiyorlar. 
Bu teknolojik gelişmeler, kapitalist devleti, oligarşiyi koruyan kitle denetim, gözetim ve manipülasyon araçlarını da güçlendiriyorlar. Böylece demokratik-ekonomik hakları korumak, "süreç olarak faşizme" direnmek giderek daha da zorlaşıyor. 
Bu teknolojik gelişmelerin üzerinde yükselen Amazon gibi alışveriş platformları, sosyal medya alanını işgal eden kişiye özel reklamlarla, kaynakları zaten hızla tükenmekte olan bir gezegende tüketimi daha da hızlandırıyorlar.
Nihayet, demokratik yaşamın, genel seçimler, siyasi partiler gibi kurumlarının metalara, popülist hatta faşist ideolojilerin "gösteri" / "şov" sahnelerine dönüşmesiyle siyasetin estetik bir boyut kazanması, Nazi döneminin görkemli gösterileriyle kıyaslanacak oranda hızlanıyor.
Bu teknolojiler devletlerin, kültür endüstrisinin vatandaşları korkutarak, krizler yaratarak sürekli bir "acil durum" içinde tutarak manipüle etmeyi kolaylaştırıyorlar. Faşizm ilk kez yükselirken benzer kaygıları dile getiren, Walter Benjamin'i anımsarsak: 
"Ezilenlerin geleneği bize içinde yaşadığımız 'acil durumun' istisna değil kural olduğunu öğretir. O zaman gerçek bir 'acil durum' yaratmak bize düşüyor... 'Gerçek acil durum', tarihin kontrolsüz, yıkıcı gidişatına müdahale etmeyi içeriyor."  

(ERGİN YILDIZOĞLU - Cumhuriyet Gazetesi)






Merhaba!

31 Ocak 2021 Pazar

AYNI GEMİDE DEĞİLİZ


Daha önce bir araya getirilmemiş iki şeyi bir araya getirirsiniz. 

Ve dünya değişir.

İnsanlar bunu o zamanlar fark etmeyebilirler ama bu önemli değildir.

Dünya yine de değişmiştir.

JULIAN BARNES


***


   Pandemi sırasında emekçiler 3,7 trilyon dolar kaybetti, zenginlerse 3,9 trilyon dolar daha zenginleşti. Öte yandan sadece en zengin 10 kişinin pandemide servetlerine kattığı miktarsa dünyadaki herkesi aşılamaya yeter de artar.

   Pandeminin başından beri hükümetlerin ve patronların "hepimiz aynı gemideyiz" savunusuna karşın tüm dünyadaki emekçiler müdahale edilmediği takdirde geri döndürülemez bir şekilde yoksullaştı. Buna karşın pandemi sırasında patron sınıfının en tepesinde oturan milyarderlerse servetlerini emekçilerin kaybettiği miktarın üzerinde arttırdı. 

   Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) son raporuna göre işçiler salgın sırasında 3,7 trilyon dolar gelir kaybetti. 

   Patronların gemisinde bayram var

  Hayır kurumu Oxfam ise Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Amazon'un sahibi Jeff Bezos ve Tesla'nın CEO'su Elon Musk'ın da aralarında bulunduğu milyarderlerin, dünyanın çalışan sınıfının son yılların en zor döneminden geçmesine karşın Covid-19 pandemisi sırasında servetlerinin arttığını duyurdu. 

  Davos Dünya Ekonomik Forumu'nun sanal toplantısının arifesinde yayınlanan "Eşitsizlik Virüsü" raporuna göre, dünyadaki milyarderlerin kolektif serveti 2020 yılının Mart ve Aralık ayları arasında 3,9 trilyon dolar artarak 11,95 trilyon dolara ulaştı. 

  Oxfam, LVMH CEO'su Bernard Arnault, Microsoft CEO'su Bill Gates ve Facebook CEO'su Mark Zuckerberg'inde aralarında bulunduğu dünyanın en zengin 10 patronunun aynı dönemde servetlerini 540 milyar dolar arttırdıklarını söyledi. 

  Sadece en zengin 10 kişinin pandemi sırasındaki kârı, herkesi aşılamaya ve daha fazlasına yeter. 

  (soL Haber) 




***


  "Büyük sarsıntıya hazır tek bir parti bile yoktu. Herkes düşünüyor, düş kuruyor, seziyor, tahmin etmeye çalışıyordu... Devrim mi? Olmayacak kadar gerçekdışıydı. Herkes devrimin bir gerçek olmadığını, bir düşten öteye geçmediğini biliyordu. Güç ve uzun yıllar düşü. Birçok kuşağın düşü... Oysa inanmasam da genç sekreterin sözlerini otomatik olarak tekrarlıyordum: Evet, bu devrimin başlangıcı." 

  Rus sosyalist hareketine yakın gazetecilerden Nikolay Nikolayeviç Himmer, bilinen adıyla Suhanov'un, Çarlığın yıkılışını haber aldıktan sonra kaleme aldığı yukarıdaki satırlar, devrim anlarının aslında ne kadar beklenmedik patlamalar olduğunu özetliyor.

   Bugün de dünya benzer bir kırılma anının içinden geçiyor.

   Tunus'tan Hindistan'a, Fransa'ya ve emperyalist sistemin merkezinde yer alan ABD'ye değin süren halk hareketleri, Batı emperyalizmi ve onunla göbek bağı olan siyasal sistemlerin içine girdiği açmaza ve sınıfsal taleplerin yükselişine işaret ediyor.

   Emperyalist merkezler yanıyor

   İnsanlık, Sanayi Devrimi'nden bu yana devam eden ve süreç içerisinde ilerici karakterini kaybeden, sömürgeci ve son tahlilde gerici bir karaktere bürünen kapitalist zehri adeta kusuyor. 

  ABD-İsrail dostu Narendra Modi iktidarının hüküm sürdüğü Hindistan tarihin en kitlesel grevlerine ve köylü eylemlerine sahne olurken, dünyanın diğer ucu Tunus'ta, Arap Baharı'nın 10. yıl dönümünde halk yoksulluk ve yolsuzluk karşıtı taleplerle tekrar sokaklara inmiş durumda. 

   Avrupa başkentlerinde de durum benzer şekilde seyrediyor; Paris başta olmak üzere Fransa'nın dört bir köşesinde, Rotschild'lerin bankeri Macron iktidarına karşı eylemler sertleşerek sürüyor. Manş Denizi'nin diğer yakası İngiltere'de de salgın karşısında çaresiz kalan ve vatandaşlarını adeta ölüme terk eden Boris Johnson hükümeti devrilmenin eşiğinde. 

  Emperyalizmin Batı Asya'daki karakolu İsrail'de de durum farklı değil. Son yıllarda üst üste yapılan seçimlere rağmen siyasi istikrarı bir türlü sağlayamayan iktidar sahipleri, halkın ekonomik ihtiyaçlarının yanı sıra yükselen barış taleplerine karşı bir cevap üretmekten aciz durumda. 

   Atlantik sisteminin hükümdarı ABD'yi de yangınlar sarmış durumda...

   (...) küresel ölçekte yaşanan ekonomik, siyasal ve sosyal kırılma, salgın örtüsünün kalkacağı önümüzdeki günlerde kendini daha kuvvetli bir biçimde gösterecektir.

  O günler geldiğinde, emperyalist başkentler ve küresel sistemle göbek bağını kesmeyi reddedip, neoliberal siyasetleri sürdürmeye çalışan iktidarların olduğu ülkelerde, ABD'deki Kongre Baskını'na benzer eylemler sıradan hale gelecektir.

  CIA'nin yeni direktörü William J.Burns de şu ifadeleriyle yenilgilerini itiraf etmektedir; "Yeni bir gerçekliği yaşıyoruz. ABD artık eskiden olduğu gibi kendi söylemlerini dayatamaz (...) Amerikan hegemonyasını restore etmek seçenekler arasında değil."

   ABD'nin yeni yöneticilerinin de kabul ettiği üzere, ABD artık dünyanın merkezinde olmadığı gibi dünyanın geri kalanı da kendini onun tercihlerine göre şekillendirmeye mecbur değildir. 

  Uluslararası ilişkiler artık ABD ve diğerleri olmaktan çıkmakta, bağımsız ve eşitler arası bir yapıya doğru ilerlemektedir.

  Batı emperyalizminin silindiği, çok kutuplu olmanın yanı sıra sınıf mücadelesinin yükseleceği bir dünyaya ilk adımlarımızı atıyoruz.

   Çelişkilerin evrildiği, merkezin rolünü kaybettiği ve belki daha uzun süreler merkezin olmayacağı bir dünya...

   Ve emekçilere dayanmayan, onları karşısına alanların var olamayacağı bir dünya...

   "Birçok kuşağın düşü" bu sefer küresel ölçekte ve hiç olmadığı kadar gerçekleşmeye yakın. 

   (ONUR SİNAN GÜZELTAN - Aydınlık Gazetesi)


***


"Dünya gömlek değiştireceği zaman hadiseler sakınılmaz olur."

ALBERT SOREL




Merhaba!


7 Kasım 2020 Cumartesi

BOLİVYA-LİTYUM-EMPERYALİZM

 

Bolivya, adını bağımsızlık mücadelesi kahramanı Simon Bolivar'dan alan Bolivya, merhaba!



   Darbeye bir de bu gözle bakın: Bolivya'da yapılan ABD destekli darbenin ardından ülkedeki lityum üretimini kamulaştırma süreci durdu. Darbenin ardından lityum pili kullanan Tesla şirketi başta olmak üzere çokuluslu şirketlerin hisseleri yükselişe geçti. (soL Haber - 12 Kasım 2019)


***


   Emperyalist düzenin yarattığı akılsızlık kültürel bir gelişime, teknolojik aşamalara sevinmemizi engelliyor, çünkü hemen süngüler emekçi sınıflara dönüyor. 

   Son yüz yıla damgasını vuran petrole dayalı binek araçlarından elektrikli olanlara geçişe tanıklık ediyoruz. Daha önümüzdeki yıl üretilen otomobillerin %6'ya yakınının elektrik ile de çalışacağı söyleniyor. Ancak elektrikli bir otomobilin tekrar şarj edilene kadar makul bir mesafe kat edebilmesi için binlerce cep telefonunu çalıştıracak kadar lityum piline gereksinimi bulunuyor. Bu gereksinim lityumu dünyanın en stratejik madenlerinden biri haline getiriyor. Hatta lityumun 21. yüzyılın petrolü olacağı iddia ediliyor.

   Sadece elektrikli otomobil diye düşünmeyin, birçok elektrikli araçta kullanılacak lityum pilleri pazarının çok geniş olduğunu hatırlatalım. Çin şimdiden lityum pil pazarında güçlü rakiplerine rağmen bir tekel oluşturmuş durumda. Çinli şirketler halihazırda dünya lityum pil üretiminin %60'ını kontrol ediyor. Ancak bu kadar lityum nasıl elde edilecek? Aşağıdaki grafik, lityum kaynaklarının ulusal ekonomilere dağılımı konusunda fikir veriyor.


   Fark ettiğiniz gibi Çin'in hatırı sayılır bir lityum kaynağı var, ayrıca lityum petrol gibi tükenmiyor ve tekrar dönüşüme uğratılarak kullanılabiliyor. Ama buna rağmen Çin'in kendi kaynağı yetmiyor ve dünyada nerede lityum kaynağı varsa Çinli şirketler oradalar. Avustralya'daki lityum madenleri bir Çin-Avustralya ortaklığı tarafından işletiliyor. Çin'in başlıca enerji tekellerinden Tiangi'nin Şili'deki lityum rezervlerini işleten şirketin hisselerini büyük ölçüde aldığı söyleniyor. Bolivya'da ise darbeden önce geçtiğimiz şubat ayında hükümetin bir Çin şirketiyle yaptığı anlaşma Çin'e Bolivya'daki dev rezervi önemli ölçüde kontrol etme şansı veriyordu. Oysa ABD'deki Tesla, General Motors gibi tekeller de lityum peşindeler, hele arka bahçeleri olarak görmeye alıştıkları Güney Amerika'ya Çin'in bu hızlı girişini engellemek için yapmayacakları şey yok. 
   Emperyalist hegemonya krizi yükselir ve kritik bir noktaya gelirken lityuma ulaşma ve kullanma hakkı başlıca bir gerilim yüzeyi haline geliyor. Bolivya'daki ABD yanlısı darbe doğal olarak lityum kaynakları ile ilişkilendiriliyor. (ERHAN NALÇACI - soL Haber) 



***




EVO MORALES


    Bolivya'da dün gerçekleştirilen başkanlık seçimlerini, ülkede ABD destekli darbenin ardından istifa eden eski devlet başkanı Evo Morales'in partisi Mas'ın adayı Luis Arce kazandı. 
    Bolivya'da bir önceki başkanlık seçimlerini kazanan Evo Morales'e karşı başlatılan ABD destekli sağcı muhalefetin saldırıları darbeyle sonuçlanmıştı. Seçim sonuçlarını tanımayan sağ muhalefetin şiddetin dozunu artırmasıyla iç savaşın eşiğine getirilen ülkede Morales, yurttaşlarının daha fazla zarar görmemesi için görevi bıraktığını açıklamıştı. Kendisi hakkında tutuklama kararı çıkarılan Morales, ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştı. Morales'in istifa etmesinin ardından, İkinci Senato Başkan Yardımcısı Jeanine Anez, kendisini devlet başkanı ilan etmişti. 
  Bolivya'da 6 Eylül tarihinde yapılması planlanan başkanlık seçimleri, darbe yönetimi tarafından pandemi bahanesiyle sürekli ertelenmişti. Erteleme kararlarını kabul etmeyen Bolivya halkı, ülke çapında büyük protestolar gerçekleştirmişti. Halkın baskısı sonucunda Yüksek Mahkeme, seçim tarihinin en geç 18 Ekim'de olması kararı vermişti. (soL Haber - 19 Ekim 2020)



***



   Bolivya'da seçimleri sosyalistlerin kazandığının kesinleşmesinin ardından Elon Musk'ın firmasının hisseleri sadece bir saatte büyük bir düşüş gerçekleştirdi. 
  Cunta hükümetinin lityum işletmelerini özelleştirmek için adımlar attığı Bolivya'da darbe ittifakının seçimlerde kaybetmesinin ardından Telsa Inc'in hisselerinde ani bir düşüş yaşandı.
   Elon Musk daha öncesinde Bolivya'daki darbeye olan desteğini "Kime istersek ona darbe yaparız! Aşın bunları." ifadeleriyle dile getirmiş, ancak sonrasında söz konusu ifadeleri içeren sosyal medya paylaşımını silmişti.
   2019'da gerçekleşen ABD güdümlü darbeyi takiben lityum pili kullanan Tesla şirketi başta olmak üzere çokuluslu şirketlerin hisseleri yükselişe geçmişti. Darbenin hemen ardından Tesla şirketinin hisseleri, hafta başında yüzde 2,36 oranında artmıştı. (soL Haber - 19 Ekim 2020)



***



Bunlar, 
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar, 
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
   Tanı da büyü... 

     

AHMED ARİF







Merhaba!