oxfam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oxfam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2022 Pazar

ACIDAN KÂR ELDE ETMEK !

 

"Yıkmada bütün sahte belgeler geçerlidir, yapmada asla. Doğru olmayan yapıcı olamaz."

(GOETHE)


***


  Küresel açlık kapıda

  Gıda fiyatları küresel ölçekte görülmemiş bir hızla artıyor. Özellikle yoksul ülkelerde halkın bütçesinin daha yüksek kısmını gıdaya harcaması nedeniyle yükselen fiyatlar, insanları doğrudan sefalete sürüklüyor. Rusya'nın Ukrayna'ya saldırması sonucunda pek çok kişi gıda krizinin vebalini Putin'in omuzlarına yıksa da gıda emperyalizmi ile karşı karşıyayız. ABD, küresel hegemonyasını koruma stratejisini sürdürüyor.

  Bu hafta The Economist dergisi, buğday başaklarına kurukafalar yerleştiren çarpıcı bir açlık illüstrasyonuyla yaklaşan "felaketi" kapağına taşıdı. Ancak metinleri okuyunca, kolaylıkla tüm vebalin Putin'in omuzlarına yıkıldığı sonucuna varabilirsiniz. Doğru, Rusya ve Ukrayna dünyanın birinci ve beşinci buğday ihracatçıları, uluslararası piyasanın %28'ini sağlıyorlar. Ağırlıkla hayvan yemi olarak kullanılan mısır ve arpanın da başlıca üreticileri bu iki ülke. Özellikle yoksul ailelerin beslenmesinde önemli yer tutan ayçiçeği yağının önde gelen iki üreticisi de Ukrayna ve Rusya.

  İşgal, hem çatışma nedeniyle rekoltesi düşen, hem de Odesa limanındaki blokaj kaynaklı mevcut mahsulün sevkiyatı duran Ukrayna'yı daha şiddetle vuruyor. Gerginliği savaşa dönüştüren Putin elbette suçlu. Ancak, diplomatik çözümü başından beri baltalayan, cepheye sürekli yeni silah ve mühimmat göndererek çatışmayı kızıştıran başta ABD, NATO güçlerinin de sorumluluğu yabana atılacak düzeyde sayılmaz. Üstelik Kiev yönetiminin Karadeniz'e yoğun mayın döşemesi nedeniyle de liman çevresi şu anda taşımacılığa elverişli değil. Aynı sularda bir Rus gemisi vurulunca, bir Rus teknesi mayına takılınca alkış tutanlar keşke sonrasını da düşünseydi...

  Gıda emperyalizmi

  Anlaşılan küresel gıda krizi uzun süre gündemimizde kalacak. Bu tartışmayı sürdürmek üzere, şimdilik bazı önemli noktaların altını çizmekle yetinelim. Birincisi, başta ABD, zengin ülkelerin silolarında, yaşanan konjonktürel sorunu anında çözecek miktarda gıda stoku bulunuyor. İsterlerse savaş nedeniyle buğday satın alamayan ülkelerin açığını kolaylıkla kapatabilirler. İkincisi, küresel gıda fiyatlarının yüksek seyri tarım ürünleri ihracatçısı ülkelerin, daha doğrusu onların endüstriyel tarım şirketlerinin işine yarıyor. Dünyanın en büyük tarım ihracatçıları sıralaması ABD, Hollanda, Almanya, Fransa diye sürüyor... (HAYRİ KOZANOĞLU - BirGün Gazetesi)


***



    Oxfam raporu: Gıda ve enerji fiyatları artarken milyarderler de servetini artırdı!

  Oxfam'ın yayımladığı "Acıdan Kâr Elde Etmek" başlıklı yeni rapora göre, geçen bir yıllık sürede gıda fiyatlarında yaklaşık yüzde 30 artış yaşandı. Bu artışların 263 milyon insanı yoksulluk sınırının altına itmesi beklenirken, gıda ve enerji alanında yatırımları olan milyarderlerin toplam serveti ise son iki yılda 453 milyar dolar arttı.

 Oxfam, İsviçre'nin Davos kasabasında düzenlenen Dünya Ekonomi Forumu (WEF) kapsamında her yıl gelir adaletsizliğine ilişkin ortaya koyduğu araştırmasını yayımladı. Oxfam'ın "Acıdan Kâr Elde Etmek" başlığıyla yayımladığı rapora göre, milyarderlerin serveti salgının ilk 24 ayında son 23 yılın toplamından daha fazla artış gösterdi.

  Önce salgın, ardından Rusya'nın Ukrayna'yı işgali nedeniyle artan enerji ve gıda fiyatlarıyla zenginler servetlerine servet kattı.

  Açıklamada, gıda ve enerji alanında yatırımları olan milyarderlerin toplam servetinin son iki yılda toplam 453 milyar dolar arttığı, yine son iki yıl içerisinde küresel ölçekte 62 yeni gıda milyarderinin ortaya çıktığı kaydedildi.

  Temel ürünlerin maliyeti önceki yıllara kıyasla çok daha hızlı artarken, gıda ve enerji sektöründeki milyarderler ise servetlerini her iki günde 1 milyar dolar artırdı.

  Salgın döneminde her 30 saatte bir olmak üzere toplam 573 kişi ise "yeni dolar milyarderi" oldu.  

  Dünyanın en büyük gıda girişimcilerinden biri olan Cargill ailesine mensup milyarder sayısı salgın öncesi 8 iken bu sayının 12'ye yükseldiğinin belirtildiği açıklamada, ailenin 3 gıda deviyle birlikte küresel tarım piyasasının yüzde 70'ini kontrol ettiğine vurgu yapıldı.

  Açıklamada değerlendirmelerine yer verilen Oxfam İngiltere Direktörü Danny Sriskandarajah, "Doğu Afrika'da insanlar açlıktan ölürken dünyanın en zenginlerinin servetlerini artan gıda ve enerji fiyatlarıyla yükseltmesinin ahlaki açıdan savunulabilir bir yanı yok" ifadesini kullandı. 

 Oxfam Uluslararası İcra Direktörü Gabriela Bucher ise, İsviçre'de düzenlenen Davos Zirvesi ile eş zamanlı paylaşılan rapora ilişkin değerlendirmesinde, "Milyarderler servetlerindeki inanılmaz artışı kutlamak için Davos'a geliyorlar. Salgın ve halihazırda gıda ve enerji fiyatlarındaki keskin artışlar, onlar için lütuf oldu" dedi. 

  Bucher, buna karşılık, aşırı yoksullukla mücadelede onlarca yıllık ilerlemenin şimdi tersine döndüğünü, milyonlarca insanın sadece hayatta kalabilmenin hızla artan maliyetiyle karşı karşıya kaldığını vurgulayarak, şunları kaydetti:

  "Milyarderlerin servetleri artık daha akıllı ya da daha çok çalıştıkları için artmadı. İşçiler daha az ücretle ve daha kötü şartlarda daha çok çalışıyor. Süper zenginler, sistemi onlarca yıldır herhangi bir ceza almadan kendilerine göre ayarladı ve şimdi bunun faydasını görüyorlar. Özelleştirme ve tekeller, yasal düzenlemelerin ve işçi haklarının yok edilmesiyle, dünya servetinin şok edici bir miktarına el koyarken, nakitlerini hükümetlerin suç ortaklığıyla vergi cennetlerinde saklıyorlar." (BirGün Gazetesi) 


***


"Her insanı, hatta her toplumu hoşlandığı yemle avlarlar. 

Mesele, böyle oltalara tutulmayacak kadar insanlığımızı terbiye edebilmektedir."

(HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR)




Merhaba!

14 Nisan 2022 Perşembe

DAHA ADİL BİR DÜNYA MÜMKÜN

 

  Gıda fiyatları artmayı sürdürüyor. Tüm zamanların en yüksek seviyesi haberlerini okuyalı henüz birkaç gün oldu. İşin aslı gün geçmiyor ki gıda fiyatları rekor kırmasın. Peyniri, eti, hayvansal ürünler ayrı, unu şekeri, mercimeği ayrı, salatalığı, soğanı, sebzesi meyvesi ayrı ayrı rekordan rekora koşuyor. Hem üreticiler hem de tüketiciler için son derece sıkıntılı bu durumun ne kadar süreceğini kestirmek ise bugün itibarıyla olası görünmüyor. 
  Artan gıda maliyetleri ve düşük alım gücü tüketicilerin harcanabilir gelirlerini aşındırırken artık yoksulluk kadar yetersiz beslenmeyi ve açlığı da toplumsallaştırıyor. Gıda fiyatlarının kesintisiz yükselmesiyle daha önceden de yoksulluğun eşiğinde olanların durumu daha kötüye gidiyor. Gıda krizi bebeklerin ve çocukların eğitimini, gelişimini güçleştirecek biçimde derinleşiyor. Her ne kadar gerek savaş gerekse de pandemi gibi "dışsal" gerekçelerin arkasına sığınılsa da hükümetin bunca zamandır yoksulluk, açlık ve yetersiz beslenme sorunlarına kulak tıkayan tutumu sorunun temelini oluşturmayı sürdürüyor. 
  Bugünü, hem üreticiler hem de tüketiciler açısından gelinen noktayı çarpıcı bir biçimde gözler önüne seren bir cümle ile irdeleyebiliriz. Geçtiğimiz hafta, perşembe günü CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Ankara'daki bir konut inşaatının işçileriyle iftar yapmıştı. Buradaki sohbet sırasında işçilerden birinin "biz hepimiz çiftçiyiz ama inşaatta çalışıyoruz" dediği sözleri basına da yansımıştı. İnşaatta çalışmak zorunda bırakılan çiftçinin son derece yalın ve gündelik bir yerden ifade ettiği bu gerçek işte bugün gelinen noktanın sebeplerini büyük oranda görünürleştiren nitelikte.
  Yaşamın her yanını özelleştirmeler, ticarileştirmeler, piyasalaştırmalar gibi adımlarla ele geçiren neoliberal ideolojinin bu gündelik ifadesi bize yarın için yaşadığımız belirsizliğin basit bir ihmal meselesi ya da yanlış olmadığını söylüyor. Krizin gayet de bilinçli olarak atılan adımların bir sonucu olduğunu ve hükümetin buna yönelik anlamlı bir çabası olmadığını hatırlatıyor. Bugünün diğer krizleri gibi gıda krizi de çok net bir biçimde hem toplum refahını hem de doğanı haklarını kara hizmete tabi kılan kararların bir sonucu. Hükümetin herhangi bir çabasının da üretici ve tüketiciler açısından olumsuz, sermaye bakımından olumlu sonuç verecek biçimde tecelli ettirilmesi de bununla ilgili. Nihayet toplumun yaşamsal ihtiyaçları sermaye için zenginleşmenin kaynaklarını oluşturmayı sürdürdüğü sürece sonuçlar da değişmeyecek. (ÖZGE GÜNEŞ - BirGün Gazetesi)  


***   


  MİLYARDERLER SERVETLERİNE SERVET KATIYOR

  Oxfam'ın, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) gelecek hafta yapılacak bahar toplantıları öncesi yayımladığı raporda, borçlu hükümetlerin artan yakıt ve gıda ithalatı maliyetlerini karşılamak için kamu harcamalarını kısmak zorunda kalabileceğine işaret edildi. 
  Bu nedenle Oxfam, daha fakir ülkelerin borçlarını geri ödemesinin iptali dahil "acil uluslararası eylem" çağrısında bulundu.
 Ayrıca gıda fiyatlarının "tüm zamanların en yüksek seviyesine" ulaştığı belirtilen raporda, öte yandan, milyarderlerin servetinde ise "şimdiye kadarki en büyük artışın" görüldüğü vurgulandı. 
  Büyük şirketlerin, kârlarını artırmak için enflasyon ortamından tüketicilerin zararına yararlandığı kaydedilen raporda, petrol şirketlerinin kârlarını rekor seviyelere çıkardığının altı çizildi.
 Oxfam Uluslararası İcra Direktörü Gabriela Bucher, rapora ilişkin yaptığı değerlendirmede, "Acil radikal adımlar atılmazsa, insanlığın en derin çöküşüne, hafızalarda aşırı yoksulluk ve acıya tanık olabiliriz." ifadesini kullandı.
  Bucher, hükümetlerin artan yoksullukla mücadele için eylem eksikliğinin "mazur görülemez" olduğuna işaret ederek "Hükümetlerin tüm insanları yoksulluk ve açlıktan kurtaracak, sağlık ve refahlarını güvence altına alacak paraya veya araçlara sahip olmadığı fikrini reddediyoruz. Sadece ekonomik hayal gücü ve siyasi iradenin yokluğunu görüyoruz." dedi. (BirGün Gazetesi) 


***




  "Dünya kadar kitap okudum," diyebiliyor ama yine de içinizde bir eksiklik hissediyorsanız, Eduardo Galeano'nun bütün kitaplarını okumadığınız içindir! Ona "Dünyanın vicdanı" derler ve Galeano bunu kanıtlarcasına, "Zamanın Ağızları" adlı kitabındaki kısacık "Kol Gücü" yazısıyla gerçeğin bizden gizlenen tarafını yüzümüze çarpar:
  "Muhammed Eşref okula gitmiyor. O güneşin doğuşundan ay görününceye kadar çalışıyor; Pakistan'ın Umar Kot köyünden dünya stadyumlarına doğru yuvarlanan futbol toplarını kesiyor, kırpıyor, deliyor, biçip dikiyor.
  Muhammed on bir yaşında, beş yıldır bu işi yapıyor. Eğer okumayı bilseydi, İngilizce okuyabilseydi, elinden çıkan her işe kendisinin yapıştırdığı şu uyarıyı okuyabilecekti: 'Bu top çocuklar tarafından üretilmemiştir.'" 
  Vicdandan, sevgiden nasibini almamış acımasız insanların yönettiği ve savaşı bir zorunlulukmuş gibi yaşamımıza soktukları bu dünyada ne çok Galeano'ya gereksinimimiz var. (AKGÜN AKOVA)





Merhaba!
    

31 Ocak 2021 Pazar

AYNI GEMİDE DEĞİLİZ


Daha önce bir araya getirilmemiş iki şeyi bir araya getirirsiniz. 

Ve dünya değişir.

İnsanlar bunu o zamanlar fark etmeyebilirler ama bu önemli değildir.

Dünya yine de değişmiştir.

JULIAN BARNES


***


   Pandemi sırasında emekçiler 3,7 trilyon dolar kaybetti, zenginlerse 3,9 trilyon dolar daha zenginleşti. Öte yandan sadece en zengin 10 kişinin pandemide servetlerine kattığı miktarsa dünyadaki herkesi aşılamaya yeter de artar.

   Pandeminin başından beri hükümetlerin ve patronların "hepimiz aynı gemideyiz" savunusuna karşın tüm dünyadaki emekçiler müdahale edilmediği takdirde geri döndürülemez bir şekilde yoksullaştı. Buna karşın pandemi sırasında patron sınıfının en tepesinde oturan milyarderlerse servetlerini emekçilerin kaybettiği miktarın üzerinde arttırdı. 

   Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) son raporuna göre işçiler salgın sırasında 3,7 trilyon dolar gelir kaybetti. 

   Patronların gemisinde bayram var

  Hayır kurumu Oxfam ise Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Amazon'un sahibi Jeff Bezos ve Tesla'nın CEO'su Elon Musk'ın da aralarında bulunduğu milyarderlerin, dünyanın çalışan sınıfının son yılların en zor döneminden geçmesine karşın Covid-19 pandemisi sırasında servetlerinin arttığını duyurdu. 

  Davos Dünya Ekonomik Forumu'nun sanal toplantısının arifesinde yayınlanan "Eşitsizlik Virüsü" raporuna göre, dünyadaki milyarderlerin kolektif serveti 2020 yılının Mart ve Aralık ayları arasında 3,9 trilyon dolar artarak 11,95 trilyon dolara ulaştı. 

  Oxfam, LVMH CEO'su Bernard Arnault, Microsoft CEO'su Bill Gates ve Facebook CEO'su Mark Zuckerberg'inde aralarında bulunduğu dünyanın en zengin 10 patronunun aynı dönemde servetlerini 540 milyar dolar arttırdıklarını söyledi. 

  Sadece en zengin 10 kişinin pandemi sırasındaki kârı, herkesi aşılamaya ve daha fazlasına yeter. 

  (soL Haber) 




***


  "Büyük sarsıntıya hazır tek bir parti bile yoktu. Herkes düşünüyor, düş kuruyor, seziyor, tahmin etmeye çalışıyordu... Devrim mi? Olmayacak kadar gerçekdışıydı. Herkes devrimin bir gerçek olmadığını, bir düşten öteye geçmediğini biliyordu. Güç ve uzun yıllar düşü. Birçok kuşağın düşü... Oysa inanmasam da genç sekreterin sözlerini otomatik olarak tekrarlıyordum: Evet, bu devrimin başlangıcı." 

  Rus sosyalist hareketine yakın gazetecilerden Nikolay Nikolayeviç Himmer, bilinen adıyla Suhanov'un, Çarlığın yıkılışını haber aldıktan sonra kaleme aldığı yukarıdaki satırlar, devrim anlarının aslında ne kadar beklenmedik patlamalar olduğunu özetliyor.

   Bugün de dünya benzer bir kırılma anının içinden geçiyor.

   Tunus'tan Hindistan'a, Fransa'ya ve emperyalist sistemin merkezinde yer alan ABD'ye değin süren halk hareketleri, Batı emperyalizmi ve onunla göbek bağı olan siyasal sistemlerin içine girdiği açmaza ve sınıfsal taleplerin yükselişine işaret ediyor.

   Emperyalist merkezler yanıyor

   İnsanlık, Sanayi Devrimi'nden bu yana devam eden ve süreç içerisinde ilerici karakterini kaybeden, sömürgeci ve son tahlilde gerici bir karaktere bürünen kapitalist zehri adeta kusuyor. 

  ABD-İsrail dostu Narendra Modi iktidarının hüküm sürdüğü Hindistan tarihin en kitlesel grevlerine ve köylü eylemlerine sahne olurken, dünyanın diğer ucu Tunus'ta, Arap Baharı'nın 10. yıl dönümünde halk yoksulluk ve yolsuzluk karşıtı taleplerle tekrar sokaklara inmiş durumda. 

   Avrupa başkentlerinde de durum benzer şekilde seyrediyor; Paris başta olmak üzere Fransa'nın dört bir köşesinde, Rotschild'lerin bankeri Macron iktidarına karşı eylemler sertleşerek sürüyor. Manş Denizi'nin diğer yakası İngiltere'de de salgın karşısında çaresiz kalan ve vatandaşlarını adeta ölüme terk eden Boris Johnson hükümeti devrilmenin eşiğinde. 

  Emperyalizmin Batı Asya'daki karakolu İsrail'de de durum farklı değil. Son yıllarda üst üste yapılan seçimlere rağmen siyasi istikrarı bir türlü sağlayamayan iktidar sahipleri, halkın ekonomik ihtiyaçlarının yanı sıra yükselen barış taleplerine karşı bir cevap üretmekten aciz durumda. 

   Atlantik sisteminin hükümdarı ABD'yi de yangınlar sarmış durumda...

   (...) küresel ölçekte yaşanan ekonomik, siyasal ve sosyal kırılma, salgın örtüsünün kalkacağı önümüzdeki günlerde kendini daha kuvvetli bir biçimde gösterecektir.

  O günler geldiğinde, emperyalist başkentler ve küresel sistemle göbek bağını kesmeyi reddedip, neoliberal siyasetleri sürdürmeye çalışan iktidarların olduğu ülkelerde, ABD'deki Kongre Baskını'na benzer eylemler sıradan hale gelecektir.

  CIA'nin yeni direktörü William J.Burns de şu ifadeleriyle yenilgilerini itiraf etmektedir; "Yeni bir gerçekliği yaşıyoruz. ABD artık eskiden olduğu gibi kendi söylemlerini dayatamaz (...) Amerikan hegemonyasını restore etmek seçenekler arasında değil."

   ABD'nin yeni yöneticilerinin de kabul ettiği üzere, ABD artık dünyanın merkezinde olmadığı gibi dünyanın geri kalanı da kendini onun tercihlerine göre şekillendirmeye mecbur değildir. 

  Uluslararası ilişkiler artık ABD ve diğerleri olmaktan çıkmakta, bağımsız ve eşitler arası bir yapıya doğru ilerlemektedir.

  Batı emperyalizminin silindiği, çok kutuplu olmanın yanı sıra sınıf mücadelesinin yükseleceği bir dünyaya ilk adımlarımızı atıyoruz.

   Çelişkilerin evrildiği, merkezin rolünü kaybettiği ve belki daha uzun süreler merkezin olmayacağı bir dünya...

   Ve emekçilere dayanmayan, onları karşısına alanların var olamayacağı bir dünya...

   "Birçok kuşağın düşü" bu sefer küresel ölçekte ve hiç olmadığı kadar gerçekleşmeye yakın. 

   (ONUR SİNAN GÜZELTAN - Aydınlık Gazetesi)


***


"Dünya gömlek değiştireceği zaman hadiseler sakınılmaz olur."

ALBERT SOREL




Merhaba!


22 Kasım 2020 Pazar

YAŞAMA DAİR

 


   "Sosyalizm tarihe karıştı" diyenler bir gün kendilerinin tarihe nasıl gömüldüklerini göreceklerdir. Eğer onlar, kendi akıbetlerini görmezlerse onları tarihçiler anlatacaklardır. Ama gelecek nesiller kapitalizmin yok oluşuyla sosyalizmin nasıl ufukta doğduğunu mutlaka seyredeceklerdir. Devlet gadrinin yok olduğu, insan zihnine kilit vuran kurumların ortadan kalktığı, her insanın katkısı ve sonra ihtiyacı oranında pay aldığı sistem elbette gelecektir. (YILMAZ KARAKOYUNLU / Perîze - Ezan Vakti Beethoven)


***


   Altındandır bütün imparatorların kaidesi, temeli tahtların, taçlar ve asalar ne kadar yoğun parlarsa altından, o kadar çok tebaası kralın kalır hayran! 

   Kaftanlar altınla sırmalarla süslenince, eğilir başlar, bu yüzden altınla yıkanır yüce günahlar, çünkü altın parlar, altın güçtür ve sır tutar. Bütün yükselme dönemleri "altın çağ" adını alır, düşüşler adsızdır. Ama gerçekte kaplanamaz kalpler altınla, bu yüzden tarihte bulunmaz kalbi altın tek bir imparator! (BUKET UZUNER - Benim Adım İstanbul)


***



   Hiçbir ekonomi kitabı okumadan, Zonguldak'ta kömür işçilerinin durumunu gözledim: 'Zonguldak'tayım. İşçilerle birlikteyim. Üretim! Üreticinin hakkı! Emekçi için yepyeni, adil bir düzen istiyorum ben. Kömürü çıkaranlarla, kullananların derin ayrılığı.' CEYHUN ATUF KANSU - Cumhuriyet Bayrağı Altında)


***


   Aklıma Gündüz Vassaf'ın Cehenneme Övgü adlı kitabında aktardığı İngiliz bir madenci çocuğunun minik öyküsü geldi.

   Çocuk annesine sorar:

   -Anne üşüyorum, sobayı yakamaz mısın?

   Anne yanıtlar:

   -Kömürümüz yok oğlum.

   -Neden?

   -Çünkü paramız yok.

   -Neden?

   -Çünkü baban işini yitirdi.

   -Neden?

   -Çünkü madende kömür fazlası var. (ÜNAL ERSÖZLÜ - Yeryüzü Misafiri)


***


  "Savaş çok korkunç, bize rastlaması daha da korkunç."

  "Savaş demek, Cehennem Tüneli demektir Hettie. İnsana ne zaman rastlayacağı tam olarak bilinmez ama rastlama olasılığı çok yüksektir. Eğer dünyaya dört yüzyıl önce gelseydik Yüz Yıl Savaşları'nın içinde olacaktık. Tam bir asır sürecek olan savaşların yangınını bir düşün. Bir yüz yıl sonra neler olacak kim bilir? Cehennem Tüneli... Seni o tünelden korumak için yolladım Londra'ya. Savaşlarda herkes ölür. Çanakkale cehennemi de bu savaşlardan biriydi."

   "Ama yöneticilere bir şey olmuyor."

  Ritali acı acı gülümsedi, sigarını yaktı, derin bir nefes çekti ve ortalığı dumana boğarken, "Mahalleli ölür," dedi. "Sonuçta mahalleli ölür, Türküyle, Ermenisiyle, Rumuyla... Savaş artığı yetimler, öksüzler... Yöneticilerin dünyasına yansımaz bu mahalle ve bu mahallenin kederleri, çünkü yeryüzünü mahalle yönetmez. Her dönemde oldu bu. Çanakkale de büyük bir mahalle olarak payını aldı o hep tekrarlayan trajediden."

  Ne acı bir şeydi bu Cehennem Tüneli ve ne kadar da anlamsız. Sıradan insanların sıradan hayatları kaybolup gitmişti. Evleri, umutları, sevinçleri, anıları, her şeyleri... Sıradan insanlar, sıradan hayatlar... Ne kolaydı böyle bir sıfatla, bir anda küçültüvermek şu dünyanın büyük çoğunluğunu. Sıradanmış, diye mırıldandı. Oysa her nefes sıradanlığa bir meydan okuyuş değil miydi? Yaşamak tek başına bir meydan okuyuş değil miydi ölüme karşı? (SOLMAZ KAMURAN / Boreas - Çanakkale Rüzgârı) 


***


   Nâzım'ın kendisini hücresinde "ziyarete gelen" ölü dostlarıyla ölüm üzerine "sohbet ettiği", adı da "Ölüme Dair" olan bir şiiri vardır.

  Gelen ölülerden birinin adı "Osman oğlu Hâşim"dir ve "İstanbul limanında/kömür yüklerken bir İngiliz şilebine" ölmüştür Hâşim. Nâzım, "Ölüm âdildir" çünkü "aynı haşmetle vurur şahı fakiri" diyen bir Acem şairinden söz eder Osman oğlu Hâşim'e ve ironik bir şekilde sorar: Hâşim, neden şaşırıyorsunuz?/Hiç duymadınız mıydı kardeşim,/herhangi bir şahın bir gemi ambarında/bir kömür küfesiyle öldüğünü?...

   Duyamazsınız, çünkü hiçbir şah, hiçbir kral, hiçbir patron, bir gemi ambarında kömür küfesi taşırken ölmez ve tam da bu nedenle ölüm adil değildir; çünkü aynı şiirde söylendiği üzere "ölümün adil olması için hayatın adil olması gerekmektedir. (FATİH YAŞLI - soL haber)


***


Buyrun, oturun dostlar,

hoş gelip sefalar getirdiniz.

Biliyorum, ben uyurken

hücreme pencereden girdiniz.

Ne ince boyunlu ilâç şişesini

ne kırmızı kutuyu devirdiniz.

Yüzünüzde yıldızların aydınlığı

başucunda durup el ele verdiniz.

Buyrun oturun dostlar

hoş gelip sefalar getirdiniz.


Neden öyle yüzüme bir tuhaf bakılıyor?

Osman oğlu Hâşim.

Ne tuhaf şey, hani siz ölmüştünüz kardeşim.

İstanbul limanında 

                                                        kömür yüklerken bir İngiliz şilebine,

                                                                                                      kömür küfesiyle beraber 

                                                                                                                                          ambarın dibine...


Şilebin vinci çıkartmıştı nâşınızı

ve paydostan evvel yıkamıştı kıpkırmızı kanınız

                                                          simsiyah başınızı.

Kim bilir nasıl yanmıştır canınız...

(...)

Yayalar-köylü Yakup,

                                    iki gözüm,

                                                                  merhaba.

Siz de ölmediniz miydi?

Çocuklara sıtmayı ve açlığı bırakıp

çok sıcak bir yaz günü

yapraksız kabristana gömülmediniz miydi?

Demek ölmemişsiniz?


Ya siz?

Muharrir Ahmet Cemil?

Gözümle gördüm

                                            tabutunuzun 

                                                                                      toprağa indiğini.


Hem galiba

tabut biraz kısaydı boyunuzdan.

Onu bırakın Ahmet Cemil,

vazgeçmemişsiniz eski huyunuzdan,

o ilâç şişesidir

rakı şişesi değil.

Günde elli kuruşu tutabilmek için,

yapyalnız

dünyayı unutabilmek için

                                                                           ne kadar çok içerdiniz...

(...)

Bir eski Acem şairi:

"Ölüm âdildir" - diyor, -

"aynı haşmetle vurur şahı fakiri."


Hâşim,

neden şaşıyorsunuz?

Hiç duymadınız mıydı kardeşim,

                               herhangi bir şahın bir gemi ambarında

                                                                                       bir kömür küfesiyle öldüğünü?...


Bir eski Acem şairi:

"Ölüm âdildir" - diyor.

Yakup,

ne güzel güldünüz, iki gözüm.

Yaşarken bir kerre olsun böyle gülmemişsinizdir...

Fakat bekleyin, bitsin sözüm.

Bir eski Acem şairi:

"Ölüm âdil..."

Şişeyi bırakın Ahmet Cemil.

Boşuna hiddet ediyorsunuz.

Biliyorum,

ölümün âdil olması için

hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz...

(...)


***

 

    İngiltere merkezli uluslararası yardım kuruluşu Oxfam, dünyanın en zengin 2.153 kişisinin elinde bulunan servetin, 4,6 milyar kişinin toplam servetinden fazla olduğunu açıkladı.

   Raporda, Eğer herkes 100 dolarlık banknotlardan oluşan servetlerinin üzerine otursaydı, dünyanın büyük kısmı yerde oturuyor olurdu. Gelişmiş bir ülkede yaşayan orta halli bir kişi sandalye yüksekliğinde otururken, en zengin iki kişi uzayda olurdu" denildi.

   Dünyanın en zengin kişisi olan Amazon'un kurucusu Jeff Bezos'un toplam serveti 116,4 milyar dolar seviyesinde. En zengin ikinci kişi olan Fransız Bernard Arnault ise 116 milyar dolarlık servete sahip. 

   Gelir adaletsizliğinin ortadan kaldırılabilmesi için ülkeleri zenginlerden daha fazla vergi almaya çağıran Oxfam, sadece 0,5'lik vergi artışının dahi eğitim ve sağlık alanlarında 117 milyon yeni istihdam yaratabileceği vurgulandı. (BBC News - Türkçe)  

 

***


   Salgının ekonomi politiği konusunda bu köşede daha önce birkaç makale yazmıştık. Özetlersek, o yazılardaki tezlerimiz şunlardı:

   1. Virüsün bulaşıcılığı da tedavisi de sınıfsaldır: ABD'de salgında "Siyahların ve Hispaniklerin daha çok ölüyor olması" etnik değil, sınıfsal bir meseledir. Bağcılar ve Esenler'de vaka oranının, İstanbul'un diğer semtlerine göre daha yüksek olması, sınıfsal nedenledir.

   2. ABD başta pek çok ülkede salgın nedeniyle açıklanan ekonomi tedbir paketleri, halkı desteklemek için değil, şirketleri, kapitalist sistemi desteklemek içindi. 

   3. Halk açısından daha vurucu kriz, salgın ilerledikçe ve hatta salgın kontrol altına alındıktan sonra ortaya çıkacak: Egemen sınıflar, salgın krizinden sonraki ekonomi krizini aşabilmek için krizin yükünü her zaman olduğu gibi emekçi sınıfların sırtına yükleyecek.

   Bu tezleri dile getirdiğimiz makalelerimizi Nisan ayında yazmıştık. 6 ay sonra bir durum değerlendirmesi yapabiliriz. Çünkü elimizde yeni veriler var.

   İşte o verilere göre, "salgının ya da virüsün ekonomi politiği" dediğimiz konuda, iki yeni tez daha ileri sürebiliriz:

  1. En zengin Amerikalı milyarderlerin mal varlıkları, salgında ortalama yüzde 50'ye yakın oranda arttı. Yani salgın, zenginlere, hatta daha çok "en zenginlere" yaradı. 

   İşte o milyarderlerin bazıları ya da zenginlerin en zenginleri:

  Amazon'un sahibi Jeff Bezos'un serveti, bu yılın başında 113 milyar dolardı. Bugün servetine 73 milyar dolar daha eklenerek 186 milyar dolara çıktı!

  Facebook'un sahibi Mark Zuckerberg'in 54 milyar dolar büyüklüğündeki servetine yılbaşında bu yana 46 milyar dolar eklendi ve 100 milyar dolara çıktı!

 2. Salgın, yoksul sayısını arttırdı. ABD'de en zenginler zenginleşirken işsizlik arttı, yardım için başvuran Amerikalıların sayısı yükseldi, kısacası halk yoksullaştı; yoksullar daha da yoksullaştı. (MEHMET ALİ GÜLLER - Cumhuriyet Gazetesi)




Merhaba!