küresel ısınma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
küresel ısınma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2025 Pazar

ACİL DURUM !

 


ABD Başkanı seçilen Trump, yayılmacı hedeflerini tek konuşmada gösterdi.
Panama ve Grönland tehditlerini sürdürdü, 
Kanada sınırlarını sorguladı, 
Meksika Körfezi'nin adının değişmesini istedi.

ABD Başkanı seçilen Donald Trump, Florida'da düzenlediği kapsamlı bir basın toplantısında, dış politikanın yanı sıra Amerika ve Ortadoğu'ya olası askeri müdahale konusunda birtakım ipuçları verdi.
Trump'ın en önemli açıklamaları dış politikayla ilgiliydi. Yeni ABD Başkanı, dünya genelindeki ülkeler için sonuçları olacak kapsamlı yayılmacı emellerinden bahsetti. 
Hamas'ın Gazze'de tuttuğu rehineler göreve başlamadan önce serbest bırakılmazsa "cehennemin yeryüzüne ineceğini" vurgulayan Trump, Panama Kanalı, Grönland ve Kanada'nın ABD tarafından kontrol edilmesi arzusunu da yineledi. 

"Askeri veya ekonomik güç kullanmayacağım diyemem"

Trump, muhabirlerle yaptığı görüşmede, Panama Kanalı'nın ve özerk bir Danimarka toprağı olan Grönland'ın kontrolünü ele geçirmek için askeri veya ekonomik güç kullanımını dışlama ihtimalini reddetti. "Bunu taahhüt etmeyeceğim" diyen Trump, önce Atlantik ve Pasifik okyanuslarını birbirine bağlayan ana ticaret yolu olan Panama Kanalı'na değindi: "Bir şeyler yapılması gerekebilir. Panama Kanalı ülkemiz için hayati önem taşıyor."
Panama Kanalı'nı Çin'in ele geçirdiğini iddia eden Trump, kanal hakkında şöyle devam etti: "Panama Kanalı ordumuz için inşa edildi. Bakın, Panama Kanalı ülkemiz için hayati önem taşıyor. Çin tarafından işletiliyor. Çin! Ve Panama Kanalı'nı Panama'ya verdik, Çin'e vermedik."
Trump, hemen ardından Grönland tartışmasına geçerek, "Ulusal güvenlik amaçları için Grönland'a ihtiyacımız var" ifadelerini kullandı. Danimarka'ya karşı ekonomik misilleme tehdidinde bulunan Trump, direnmesi durumunda "Danimarka'ya çok yüksek bir oranda gümrük vergisi uygulayacağını" belirtti. 
Bu arada, Trump'ın konuşması sırasında, oğlu Donald Trump Jr. da, Grönland'ın başkenti Nuuk'a iniş yaptı. Burada, yalnızca turist olarak ziyaret ettiğini iddia etmesine rağmen, "Grönland'ı Tekrar Büyük Yap" şapkaları dağıttı. 
Hem Grönland hem de Danimarka başbakanları, büyük Arktik adasının ABD kontrolüne devredilmesi olasılığını reddediyor.
Panama hükümeti de, Washington'un 1999'da eski ABD Başkanı Jimmy Carter'ın müzakere ettiği bir anlaşmanın ardından kontrolü bırakmasından bu yana olduğu gibi kanalın Panama'da kalacağını savunuyor. 
Trump ayrıca ABD'nin en büyük ticaret ortaklarından biri olan Kanada'ya yönelik niyetleri hakkında da açıklamalarda bulundu. 
Son haftalarda, ABD ile 8 bin 891 kilometrelik bir sınır paylaşan ülkenin ABD'nin 51. eyaleti olması gerektiğini öne süren Trump, dünkü (8 Ocak) basın toplantısında, geleneksel olarak yakın bir müttefik olan Kanada'ya karşı askeri güç kullanmayacağını ifade etti. 
Ancak ülkeye dönük ekonomik güç kullanacağına dair mesajlar da veren Trump, ABD-Kanada sınırına atıfta bulunarak, "Yapay olarak çizilen çizgiden kurtulursunuz ve neye benzediğine bir bakarsınız, ulusal güvenlik için de çok daha iyi olur" dedi.
Önceki gün (6 Ocak) görevinden istifa ettiğini açıklayan Kanada Başbakanı Justin Trudeau, sosyal medyada bu açıklamaya hemen yanıt verdi. Trudeau, "Kanada'nın, Amerika Birleşik Devletleri'nin bir parçası olma ihtimali cehennemde bile yok" diye yazdı. 
Bu arada Trump, düzensiz göçü ve ABD'ye uyuşturucu kaçakçılığını durdurma taleplerini yerine getirmezlerse Meksika ve Kanada'ya "önemli tarifeler" uygulama sözünü yineledi.
Trump, daha önce iki ülkeyi yüzde 25 gümrük vergisi uygulamakla tehdit etmişti.
Trump, bölgesel haritayı değiştirmeye ilişkin bir diğer göndermede de, Meksika Körfezi'nin "Amerika Körfezi" olarak adlandırılması gerektiğini söyledi, "Kulağa hoş geliyor" diye espri yaptı.

(soL Haber)


(Karikatür: BOB ENGLEHART - Caglecartoons.com)


***


ABD'li milyarder Elon Musk, kendisine ait sosyal medya platformu X'te aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif Partisi'nin (AfD) başbakan adayı Alice Weidel ile sesli bir canlı sohbet gerçekleştirdi.
Göçmen karşıtı AfD'ye övgüler yağdıran Musk, "Weidel Almanya'yı yönetmek için önde gelen adaydır" ifadelerini kullandı.
Almanya'daki herkesin AfD'yi desteklemesi gerektiğini savunan Musk, "Almanya'yı sadece AfD kurtarabilir. İşin özeti bu. İnsanların gerçekten AfD'nin arkasında durması gerekiyor, aksi takdirde Almanya'da işler çok, çok daha kötüye gidecek" şeklinde konuştu. 
Musk. "Durumdan memnun değilseniz değişim için oy vermelisiniz. Bu yüzden insanlara şiddetle AfD'ye oy vermelerini tavsiye ediyorum" dedi. 

(Cumhuriyet Gazetesi)

***


"Dün" Amerika'da teknolojik gelişmenin başını Henry Ford çekiyordu. Bugün Elon Musk çekiyor. O da Ford gibi faşist hareketleri destekliyor. Bu benzerlik bize bir şey daha söylüyor: Bilimsel teknolojik gelişme kendiliğinden toplumsal ilerlemeye açılmıyor; çoğu kez faşizme, savaşlara açılıyor. Artık esas sorun, üretici güçlerin serbestçe gelişememesi değil, gelişmesi, karmaşıklasması giderek hızlanan üretici güçleri, siyasi ve ahlaki denetim altına almaktır.

Tarih tekerrür ediyor

Almanya'da Nazi partisinin iktidarını desteklemek için yapılan bir toplantıda 1 milyar Mark'tan fazla yardım toplayanlara bakınca karşımıza dönemin bilimsel teknolojik gelişmesinin öncüsü, kimya-ilaç, elektronik, makine imalat, ağır sanayi şirketleri çıkıyor. Aynı yıllarda ABD'de, otomotiv endüstrisinde devrim yaratarak yeni bir birikim rejiminin gelişmesine öncülük eden Ford azılı bir Yahudi düşmanı, bir Nazi hayranıydı; komplo teorilerini yaymak için gazete çıkarıyordu.
Bugün, X'te 200+ milyon takipçisi olan Elon Musk ırkçı faşist komplo teorilerinin yayılmasını kolaylaştırıyor; geçen hafta, "Almanya'yı yalnızca AfD kurtarabilir" dedi; İngiltere'de İşçi Partisi hükümetini, sosyalist olduğunu ileri sürerek şiddetle eleştirdi; Reform adıyla bilinen faşist eğilimli partiye 100 milyon dolar yardım yapacağından söz ediliyor. Musk, ABD seçimlerinde de Trump'ı desteklemişti; şimdi adeta gerçek başkanmış gibi devletin yapısını şekillendirmeye çalışıyor.
Son ABD seçimlerinde Musk'ın yanı sıra, bilgisayar teknolojisi, yapay zekâ geliştiren dev şirketlerin, sosyal medya ve alışveriş platformlarının temsilcileri Trump'a büyük mali destek verdiler. Washington Post tarihinde ilk kez, büyük hissedarı Amazon'un sahibi Bezos'un baskısıyla, tarafsız kaldı. Kimi araştırmalar, Twitter, Facebook algoritmalarının seçmen tercihlerini Trump'tan yana yönlendirmeye çalıştıklarını gösteriyor.
Tarih tekerrür ediyor ama bu kez, Musk'ın Almanya ve İngiltere siyasetini şekillendirmeye çalışmasının da gösterdiği gibi ABD ile sınırlı değil. Twitter, Facebook gibi sosyal medya platformları küresel ölçekte işliyorlar. Bunların algoritmaları küresel çapta siyasi gelişmeleri etkileme gücüne sahip; hemen her zaman muhafazakâr, hatta Brezilya'da Bolsonaro, Arjantin'de Milei, Fransa'da LePen, Hindistan'da Modi gibi faşist politikacıları destekliyorlar.
Bilimin, üretici güçlerin kapitalizm altında hızlı gelişmesinin, karmaşıklaşmasının getirdiği başka ağır sorunlar da var. 
Bu sorunların başında küresel ısınma ve iklim krizi geliyor. gezegen hızla yaşanmaz hale geliyor ama teknolojik, bilimsel gelişmenin öncüsü dev şirketler, milyarderler ekonomik siyasi güçlerini çözüm üretmek için değil, küresel ısınmayı reddetme eğiliminde olan faşistleri desteklemek için kullanıyorlar. Yapay zekâyı besleyen "veri depolama hangarları", bilgisayarlarını soğutmak için dünyanın tatlı su stoklarını baş döndürücü bir hızla tüketiyorlar. 
Bu teknolojik gelişmeler, kapitalist devleti, oligarşiyi koruyan kitle denetim, gözetim ve manipülasyon araçlarını da güçlendiriyorlar. Böylece demokratik-ekonomik hakları korumak, "süreç olarak faşizme" direnmek giderek daha da zorlaşıyor. 
Bu teknolojik gelişmelerin üzerinde yükselen Amazon gibi alışveriş platformları, sosyal medya alanını işgal eden kişiye özel reklamlarla, kaynakları zaten hızla tükenmekte olan bir gezegende tüketimi daha da hızlandırıyorlar.
Nihayet, demokratik yaşamın, genel seçimler, siyasi partiler gibi kurumlarının metalara, popülist hatta faşist ideolojilerin "gösteri" / "şov" sahnelerine dönüşmesiyle siyasetin estetik bir boyut kazanması, Nazi döneminin görkemli gösterileriyle kıyaslanacak oranda hızlanıyor.
Bu teknolojiler devletlerin, kültür endüstrisinin vatandaşları korkutarak, krizler yaratarak sürekli bir "acil durum" içinde tutarak manipüle etmeyi kolaylaştırıyorlar. Faşizm ilk kez yükselirken benzer kaygıları dile getiren, Walter Benjamin'i anımsarsak: 
"Ezilenlerin geleneği bize içinde yaşadığımız 'acil durumun' istisna değil kural olduğunu öğretir. O zaman gerçek bir 'acil durum' yaratmak bize düşüyor... 'Gerçek acil durum', tarihin kontrolsüz, yıkıcı gidişatına müdahale etmeyi içeriyor."  

(ERGİN YILDIZOĞLU - Cumhuriyet Gazetesi)






Merhaba!

24 Aralık 2023 Pazar

PARADOKS

 


(2023 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı)


   Küresel ısınmanın yol açtığı iklim krizi tüm canlıların ve uygarlığın geleceğini tehdit eden en önemli gelişmedir. Bu gelişmeyi ve krizin derinleşmesini durduracak önlemleri tartışmak için Dubai'de 30 Kasım-12 Aralık arasında 198 ülkenin, binlerce delegenin katılımıyla gerçekleşen COP28 zirvesi bir kaytarma operasyonu olarak tamamlandı. Anlaşılan 2024 yılında da dünya geri dönülmez noktaya doğru ısınacak, iklim krizi derinleşmeye devam edecektir.
    Birleşmiş Milletler iklim panelinin ısrarla vurguladığı gibi bugünkü durumu koruyabilmek için bile küresel sıcaklık artışının Sanayi Devrimi düzeyine göre 1.5 derecenin altında kalması gerekiyor. Bunun için 2030 ya da en hiç olmazsa 2050 yılına kadar, yıllık karbon emisyon artışı "0" düzeyine inmeli. Üretimi ve tüketimi atmosfere CO2 ve çeşitli zehirli gazlar salan fosil yakıtlara aşamalı olarak son vermek, yoğun tarım ve hayvancılıktan kaynaklanan CO2 ve metan gazı emisyonlarını hızla azaltmaya başlamak gerekiyor.
   1997'de benimsenen Kyoto Protokolü hedefleri konusunda COP28 zirvesine kadar, elle tutulabilir bir gelişme kaydedilemedi. Sonuç olarak bugün dünyada yaşam ve uygarlık, Grönland ve Batı Antarktika buz tabakasının çökmesi, "kalıcı don" alanların (permafrost) erimeye başlayarak, atmosfere, CO2'den 20 kez daha zararlı metan gazını salmaya başlaması, giderek ısınan okyanus sularındaki mercan resiflerinin ölmesi ve Kuzey Atlantik'te Golfstrim Akıntısı'nın çökmesi gibi bir seri yaşamsal kırılma noktasına doğru hızla ilerliyor. Dahası bu kırılma noktaları birçok açıdan birbiriyle ilişkili. Bir noktada başlayan bir çöküşün ötekilerin üzerinde domino etkisi yaratma riski var. Bu koşullarda, tarım ürünlerinin rekoltesinde gıda krizlerine yol açacak sert düşüşlerin, kimi bölgelerde ekosistemin çökme, kitlesel göçlerin, toplumsal huzursuzluklar ve savaşların sıklaşma olasılığı da son derecede güçlü. tekrar vurgularsak bu felaket senaryolarının gerçekleşmemesi için küresel sıcaklık artışının 1.5 derecenin altında kalması gerekiyor. 
   Bugünkü küresel ısınma eğilimi, sıcaklık artışının 2030 yılına kadar 2.5-3 derece düzeyine ulaşma olasılığını gittikçe güçlendiriyor. COP28'deki manzara ne yazık ki bu acil durumla uyumlu değildi. 


   COP28 zirvesine BAE'nin ulusal petrol şirketi Andoc'un başkanı Sultan el Caber başkanlık ediyordu. Caber'in başkan olması ABD, Avrupa ve G77 (gelişmekte olan ülkeler) tarafından memnuniyetle karşılanmıştı. Açış konuşmasını, dünyanın en büyük toprak sahiplerinden İngiltere Kralı Charles yaptı. Zirveye 97 bin delege katıldı, fosil yakıt şirketleri 2500 delege ile temsil edildi. Çoğu özel uçaklarla gelen bu delegelerin toplam 200 bin tondan fazla, COP28 toplantısının da 2.4 milyon tona yakın CO2 emisyon ürettiği hesaplanıyor. Dahası gelen devlet başkanlarının çoğunun özel jet uçağı, makam arabası filoları var. Brunei Sultanı'nın 300'ü Ferrari olmak üzere 7 bin lüks otomobili varmış. 
   COP28 toplantısına giderken gazeteler el Caber'in "fosil yakıtların küresel ısınmaya yol açtığına ilişkin iddianın arkasında bilimsel kanıt yok" sözlerini, BAE'nin, COP28 zirvesini  doğalgaz ve petrol tüketiminin küresel çapta teşvik edilmesine yönelik lobi etkinlikleri için bir platform olarak kullanmaya hazırlandığını aktarıyorlardı. COP28 biterken Caber ve petrol lobileri, sonuç bildirgesinden "fosil yakıtlara dayalı enerji kullanımını sonlandırmak" ifadesini çıkartmak için büyük mücadele verdiler, tartışmaları uzadı ve sonunda, "sonlandırmak" yerine "kademeli olarak uzaklaşmak" ifadesi kondu. Alınan kararların bir bağlayıcılığı olmadığını da ekleyelim!
   Özetle, küresel ısınmayı engellemek için yapılan COP28 zirvesi, fosil yakıt üreten şirketlerin, egemen sermayenin, büyük toprak sahiplerinin, küresel ısınmaya karşı alınacak önlemleri engellemeyi amaçlayan bir kampanya platformuna, kaytarma operasyonuna dönüşmüş oldu. Paradoks da işte buradaydı.

   (ERGİN YILDIZOĞLU - Cumhuriyet Gazetesi)





Merhaba!
      

27 Temmuz 2023 Perşembe

BÜYÜK İNSANLIĞIN AMOK KOŞUSU




   AKBELEN DİRENİŞİ, TÜM İNSANLIK ADINA

  Akbelen Ormanı'nda, pazartesi günü sabahın saat 05.30'unda, kesim motorları, askeri araçların, jandarmanın korumasında, kesime direnen köylüleri aşarak çamları kesmeye başladılar. Bu orman kıyımı, rejimin yalnızca halka değil "büyük insanlığa" da düşman olduğunu bir kez daha gösteriyordu. 
    Küresel iklim krizinin en önemli bileşenlerini Akbelen'de görüyoruz. 
    Hidrokarbona dayalı yakıtlar; kömür: Küresel ısınmaya öncelikle atmosfere salınan CO2 ve ikincil olarak metan gazı neden oluyor. Kömür tüketimi bu gazları atmosfere salan etkinliklerin başında geliyor. 
   Sermaye: Atmosferdeki CO2 gazının tarihsel gelişmesine bakınca iki önemli eşik görülüyor. Atmosferdeki CO2 miktarı tarih boyunca 1800'lere kadar değişmiyor. Sonra kapitalizmin Sanayi Devrimi aşamasına geçmesiyle birlikte hızlanarak artmaya başlıyor. Bu artış 1980'lerde kapitalizmin "yapısal krizini" yöneten neoliberal küreselleşme ve finansallaşma ile hızlandırılan tüketim ve üretim altında büyük bir ivme kazanıyor. 2000'li yıllara geldiğimizde küresel ısınma, aşırı sıcaklık dalgalarıyla, hemen her yıl rekorlar kırmaya başlıyor. Küresel çapta ortalama yıllık sıcaklık Sanayi Devrimi'ne kıyasla 2.5 derece artarsa insanlığın geleceği tehlikeye giriyor. Ancak, 2.5 C'nin altında kalabilmek için alınması gereken önlemlere karşı sermayenin direnci bu sınırın da aşılmak üzere olduğunu gösteriyor. 
   Orman: Uygarlık tarihi boyunca orman alanları giderek azalırken orman alanı kaybının yarısından fazlası 1800'den sonra, kapitalizm altında gerçekleşmiş. Halbuki, ormanlar kömür ve petrol gibi hidrokarbonların, sanayide ve günlük yaşamda tüketilmesiyle salınan CO2 gazlarını emerek oksijene çevirme kapasitesine sahip en önemli doğal kaynak. Bu nedenle, bir ülkedeki ormanlar, aslında tüm insanlığın geleceğine aittir.
  "Büyük insanlık": Sermayenin bu felakete doğru "Amok" koşusu "büyük insanlığın" bilincine çıktıkça, küresel ısınmaya, ormanların kesilmesine karşı küresel çapta, giderek kapitalizmi de sorgulayan bir direniş başladı. Akbelen direnişi, yalnızca her yıl orman alanları yok edilerek karbon salınım kaynağı beton yığınlarına dönüştürülen, toprakları çölleşen, ölümcül sıcaklık dalgalarıyla boğuşan Türkiye halkının değil, tüm insanların geleceğini korumak içindir.

    (ERGİN YILDIZOĞLU - Cumhuriyet Gazetesi) 


***


   Doğumla ölüm arasında ne halt ettiğini bilmeden yaşayarak gidenler!

Ben senden üstünüm, padişahım, kralım.
Ben zenginim, büyüğüm, kuvvetli ve kudretliyim.
Dize gelin önümde, keseyim başınızı.
Kölem olun karşımda, vereyim aşınızı.
Ben idare edeyim ne olur hepinizi.
Ben rahat olayım da satayım topunuzu.
Ben diyenler bu yana.
Biz diyenler bu yana.
Özgürlük ben demektir.
Özgürlük biz demektir.
   Plebler, Patrisyenler, köleler, Romalılar. Emreden, emir alan, iş veren, işe giden. Papazı, nutukçusu, kızıp kafa tutucusu; zindanda tırnakları sökülen, bir dilim ekmek için sokaklara dökülen; öldürdükçe anlanıp şanlananlar, duvar dibinde kurşunlananlar.
En güzel kadın benim olmalı.
Ben kadınsam, güzelsem her dediğim olmalı.
   Polis, yasa, mahkeme. Atomu, tankları, uçakları. Kahramanı, kaçakları. Atla gezeni, yatla gezeni; doğup doğup ölürler, sevişip sevişip ölürler, korka korka ölürler.

   Ve insancıklar doğup doğup ölmüşler, doğup doğup ölmüşler. 
Onların bu hallerini gören börtü böcek, kuş, tırtıl 
kahkahayla gülmüşler, kahkahayla gülmüşler. 

(ÇETİN ALTAN - Kopuk Kopuk)


***


   "Biz" kelimesini "biz dünyalılar" anlamında kullanmadığımızda taraflaşma kılıcını çektik demektir. 
Ne dersek diyelim, oyunumuzu nasıl oynarsak oynayalım kendimizi abartıyoruz. 
Gezegenin varlığı bizden sonra da sürecek.

(GÜNDÜZ VASSAF / Ressamın İsyanı - Everest Yayınları)






Merhaba!

4 Ağustos 2019 Pazar

ACİL SOSYALİZM - 2




"Biz insanlar zulüm gibi doğaya ters bir şeyi insanın icat etmiş olmasını kabul etmekten aciziz."


JOSE SARAMAGO






   ...İnsan dışındaki canlı dünyasında cana kıymanın tek nedeni, beslenme gereksinimi, yanı sıra da kendini, ya da türünü korumak için savunmadır. İnsan ise her türlü nedenle cinayet işleyebiliyor. Nedensiz, ya da sadistçe güdülerle de cana kıyabiliyor. İnsan dışındaki canlı dünyasında işkence yoktur. İşkence gibi görülen kimi uygulamalar yine beslenme gereksinimiyle ilgili uygulanan kimi yöntemlerdir. İnsan, kendi soyuna, yanı sıra da başka canlılara işkence uygulayan tek canlı türüdür. Sadece bu iki kötü özellik bile, insanı bütün öteki canlılardan köklü biçimde ayırıyor. Doğa kendi düzeni içinde yaşamını sürdürürken, insan soyu bu sürece de müdahale ediyor. İklimleri bozuyor, hem bitki hem hayvan dünyasında türleri değiştiriyor, canlı ve cansız doğanın yasalarını, işleyişini, doğallığını altüst ediyor.
   Evren insan türü olmadan da vardı. Doğa da insan türü ortaya çıkmadan önce vardı, varlığını sürdürmekteydi. Doğa kendi yaralarını kendisi iyileştirecek yetenektedir. İnsan ise kendi türüyle birlikte doğayı da yok eden ve giderek bu yok edişte bugün hiçbir canlı türünün sahip olmadığı ve olamayacağı olanaklara sahip tek canlı türüdür. Hem kendisi, hem canlı ve cansız bütün varoluş için en tehlikeli, hatta tek tehlikeli canlı türü, insan dediğimiz bu türdür.
     İnsan hiç var olmasa, bu canlı türü ortaya hiç çıkmamış olsa, canlı cansız doğa ve bütün bir evren ne kaybederdi?
     Belki hiçbir şey...
   Bütün bir insanlık tarihindeki ve günümüzdeki akıl almaz, tüyler ürpertici kötülükleri, alçaklıkları, zalimlikleri bir arada düşündüğümde, insan dediğimiz ve benim de bir mensubu olduğum bu türe inancım, güvenim, sevgim, en temellerinden sarsılıyor. Bilimde, kültürde, sanatta ulaşılmış olan bütün üstün başarılara karşın kötülük, insanın kimliğinde ilaçlara göre şekil değiştirerek, yeni kimliklere bürünerek yaşamaya devam eden alt edilemez bir mikrop gibi varlığını sürdürüyor. İyilik, merhamet, özveri, kötülüğe karşı başarılar kazansa da onun bütünüyle üstesinden gelemiyor. İnsan, hem kendisinin, hem canlı cansız varlıklarıyla doğanın, hem üzerinde var olduğu gezegenin en korkulur düşmanı olarak, kendini beğenmişliğin zirvelerinde var olmaya devam ediyor.
    Bu böyle nereye kadar sürer, belli değil...  


ATAOL BEHRAMOĞLU
(Cumhuriyet Gazetesi)



***



   "Avrupa kavruluyor" haberlerini okuduğumuz şu günlerde, iki hafta önce Avrupa'da bir doğa bilimciden dinlediğim dehşet senaryosunu anımsıyorum: "Siz yırtabilirsiniz, biz yırtabiliriz ama çocuklarımızın çocuklarının, şimdi doğacak çocukların bir geleceği yok. Yıllardır bu konuda araştırmalar yapıyoruz. Bu gidişle 50 yıl sonra dünya kendisini yok edecek. 2-3 derecelik bir ısınma sonucu yok olacağız. Hadi hesaplarımızda hatalar yapmış olalım, 50 değilse 75 yıl sonra, ama kaçınılmaz!"
   Bu dehşet senaryosu, bilim insanının ağzından araştırma konusu hakkında yaptığı soğukkanlı bir değerlendirme olarak dökülüyor: "Dünya bu zamana kadar birçok türün yok olduğu 5 büyük kitlesel tükenme (mass extinction) yaşadı. Bazen büyük bir meteor çarpmasıyla, bazen farklı nedenlerle. Şimdi 6'ıncısını yaşıyoruz; yalnız bunun öncekilerden farkı, insanın kendi elleriyle kendini yok etmesi olacak. Şimdiye kadar dünyada yaşamış türlerin yüzde 90'ı yok oldu, ama onlar kendi kendilerini yok etmediler."
   İnsanın kendi eliyle kendini yok etmesi, "küresel ısınma"?
   Durum, böyle faili genelleştirip muğlaklaştırılacak bir durum değil. 
  İnsanlığı intihara sürükleyen, "gemisini kurtaran kaptan"dır diyen kapitalizmdir. Bu gidişle, çok daha az insanı barındırabilecek dünyada, gemisini kurtarabilecek olanaklara sahip bir azınlığın, insanlığın yüzde 90'ını yok edecek edecek savaşları, salgın hastalıkları tetiklemesi işten bile değil.
  Kapitalizme hayır demeden solcu olamazsınız, ancak kapitalizmin çılgınlığına sadece solcu olduğumuz için değil, insan olduğumuz için de dur demek zorundayız! (L. DOĞAN TILIÇ - BirGün Gazetesi)



***



"Sosyalizm veya barbarlık ikilemi hiç bugünkü kadar kendini dayatmamıştı."

   Kapitalizm sürekli büyümek zorunda. Büyümeden varlığını koruyamaz. Dolayısıyla her kapitalist veya kapitalist işletme için büyümek veya yok olmak dışında bir seçenek yoktur. Kapitalizmde durmak diye bir şey yoktur. Hiçbir kapitalist "bu kadarı bana yeter" demez. Bu yüzden de her kapitalist ileriye doğru kaçmak zorundadır. Zira, mücadele çılgın, vahşi bir rekabet ortamında devam ediyor. Fakat temel bir çelişkiyle de malûl. Büyüyebilmek için her seferinde daha ileri, daha gelişmiş üretim tekniklerinin, teknolojilerin devreye sokulması gerekiyor. Bunun anlamı, canlı emeği, yani işçiyi makineyle ikame etmektir. Her seferinde daha az canlı emek kullanmak demek, 'işsizler ordusu'nu sürekli büyütmek demektir. Üretilenin satılmasının yani realizasyonun zora girmesi, üretimle tüketim arasında bir uyumsuzluk demektir. Tabii üretilenin satılamaması da kriz demektir.
   Şimdilerde sistem artık yeteri kadar 'yeni değer', 'fazla değer', 'artı değer' üretemiyor. Makine-robot daha çok ve daha çabuk üretmeyi mümkün kılar ama yeni değer yaratmaz. Yeni değeri, fazla değeri sadece eti-kemiği olan insan, işçi, yani canlı emek yaratır-üretir. Makine-robot sadece daha önce yaratılmış, makinede 'dondurulmuş' değeri yeni ürüne aktarır, transfer eder. Şimdilerde sistemin tıkanmasının, patinaj yapmasının birinci nedeni, yeteri kadar yeni değer yaratamaması. Tıkanmanın ikinci bir nedeni daha var: Kapitalistler üretimin insani-toplumsal ve ekolojik sonuçlarıyla ilgili değillerdir. İnsana ve doğaya verilen zararla ilgili değillerdir. Oysa bir şey üretmek, doğadan bir şey çekmekle, eksiltmekle mümkün ve üstelik üretirken de, tüketirken de kirletmek kaçınılmaz. Sistem sınırsız büyüme-genişleme eğilimine ve dinamiğine sahip ama bu dünyanın kaynakları sınırlı. Bir önemli şey de, kapitalizmin kendini yeniden üretme hızıyla, doğanın kendini yeniden üretme-yenileme hızı arasında bir uyumsuzluk ortaya çıkmış bulunuyor. Eğer buraya kadar söylediklerim doğruysa, bu artık kapitalist dünya sisteminin hem iç, hem de dış sınırına dayandığı anlamına gelir. Aynı şeyi başka türlü ifade edersek, artık bildik kriz veya krizler söz konusu değil. Bu tartışmasız bir uygarlık krizi. Dolayısıyla, neden söz ettiğini bilmek önemlidir. Artık sistem dahilinde çözüm yok! Bir tarihsel dönemin sonuna gelindi.     



FİKRET BAŞKAYA
(BirGün Gazetesi)



***



Delindi sintine,
esirler parçalamakta pırangaları.
Yıldız-poyrazdır esen,
tekneyi kayaların üstüne atacak.
Bu dünya, bu korsan gemisi batacaktır,
                                                                    taş çatlasa batacak.
Ve senin alnın gibi hür, ferah ve ümitli bir âlem
                                                                       kuracağız Pirâyem...


NÂZIM HİKMET








Merhaba!