Gündüz Vassaf-Ressamın İsyanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gündüz Vassaf-Ressamın İsyanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2024 Pazar

FARK

 

"Görmek ve resmetmek ve şiirleştirmek zorunda olduğum

Sizin için yalnızca bir bostan

Benim için oysa, bir gizemli selam."

(HERMANN HESSE)




İllüstrasyon: ALIREZA KARIMI MOGHADDAM



Şöyle izah edeyim. Çok sevdiğinizi bildiğim Vincent van Gogh'un, en yakın dostu Gauguin'in hasretinden çektiği acılarla yarattığı ayçiçekleri resimlerini getirin aklınıza. İşte o resimler, şimdilerde kimilerinin salonunda süs olarak boy gösteriyor. Şaraplı, sohbetli, bol kahkahalı gecelerde duvarları renklendiren yüz yıllık bir ızdırap! Sanatı bu yönden değerlendirince ne hazin bir vaziyet çıkıyor ortaya, değil mi?

(ARLİN ÇİÇEKÇİ / Beşerbazın Mârifeti - Holden Kitap)




VİNCENT van GOGH



"Bugün Van Gogh, 
ona yemek vermeyecek restoranların duvarlarını, 
onu akıl hastanesine kapatacak doktorların muayenehanelerini, 
ve onu hapse tıktıracak avukatların yazıhanelerini süslüyor." 

(EDUARDO GALEANO)





Resim: MICHELANGELO CARAVAGGIO - Meyve Sepeti Taşıyan Çocuk, 1593



Caravaggio'nun resimleri kaç para etti, fırçasını nasıl kullandı, boyasını nasıl karıştırdı, aynalarla ne yaptı, kullandı mı, tuvaline ışık gelsin diye odasının tavanının neresine delik açtı, artık beni ilgilendirmiyor. Bunları sanat tarihçileri tartışarak boşa kürek çeksin. Sanatçıyı sanat yapan bir çay kaşığı ilham, yüz çorba kaşığı ter. Para mı eder, çöpe mi gider, Nasreddin Hoca'nın kürkü bilir. Yakında herkes on beş dakikalığına bile olsa meşhur olamayacak. Meşhurluk bitti, bitecek.
1600'lerden bu yana unutulduktan sonra onu çağımızda meşhur yapan ne?
Resmi aynı kaldığına göre biz değiştik.


Resim: CARAVAGIO - Aziz Thomas'ın İnançsızlığı, 1603


Şu kesin:
Bir şey ne kadar gerçek görünüyorsa o kadar gerçekten uzak, ne kadar gerçekten uzak görünüyorsa o kadar gerçek. Boş felsefe yapmıyorum.
Antik Yunan ressamlarının hikâyesi.
Zeuxis ve Parrhasius resim yarışmasına katılır. Süre biter.
Zeuxis resmini örten perdeyi kaldırır. Bildik meyve tabağı. Herkes hayal kırıklığında. Sıra Parrhasius'a gelmişken bir kuş Zeuxis'in tablosuna dalıp resimdeki üzümleri gagalayınca alkış kopar. Sonuç bellidir.
Zeuxis, rakibini küçük düşürmek istemez.
"Eserini görmekten bizi yoksun bırakma," deyip resmini örten perdeyi kaldırmasını ister. Parrhasius oralı olmaz.
"Perdeyi kaldırsana. Bak, bizi güneşin altında bekletiyorsun."
 Parrhasius, "Resim karşınızda," der.
 Yakından bakarlar.
 Parrhasius duvara perde resmi yapmıştır.

 (GÜNDÜZ VASSAF / Ressamın İsyanı - Everest Yayınları)





İllüstrasyon: ALIREZA KARIMI MOGHADDAM






Merhaba!


3 Aralık 2023 Pazar

İSTANBUL, BİLDİĞİNİZ GİBİ

 


Konstantinopolis de Roma gibi 7 tepeli bir şehirdi
 ve yine Roma gibi yönetim açısından 14 bölgeye ayrılmıştı.

(Fotoğraf: İstanbul Dünya Kenti Sergisi - YKY)



    Dünya tarihinin en büyük kıyımlarından biri 1182 İstanbulu'nda. Vicdan şıklığımızla uyuşmadığından unutuldu gitti. Rumlar, imparatorluğun ticaret ve ulaşımını üstlenen şehrin Latin nüfusunu katletmiş. Hastanelere saldırmış, evleri, kiliseleri, vakıfları yağmalamış, Katolik kardinalin kafasını kesip bir köpeğin kuyruğuna bağlamış, sonra hayvanı kovalamışlar. Katlettikleri Venedik, Cenova ve Pisa kökenli altmış bin kişiden arta kalan dört bin kişi Türklere köle olarak satılmış. 
    İstanbul öksüz.
    İşine geldiğinde herkesin kardeş, işine gelmediğinde herkesin piç olduğu şehir.
 
  Delacroix gibi ressamlar Osmanlı'nın 1453 saldırısının dehşetini resmederken Hıristiyanların Dördüncü Haçlı Seferi'ni, Ayasofya'yı, şehrin sakinlerini katleden vahşetini görmezden gelirler.
    İstanbul unutmaz. 

Tanrılarla sıradan ölümlüler
Kaynaşırken masallarımda
Zeus torunu Byzas kulları
Byzantium derlerdi bana
Romalı Konstantin
İmparatorum, dedi, adını verdi
Rumca Istınpoli'den
Türkler esinlendi

İsim nedir ki?
Nova Roma, Aylana,
İslambol, Kanatorya,
Köşe kapmaca oyunlarında
Kimlik krizlerinin
Doğu-Batı sahnelerinde
Bulamadılar yerimi
Atın yaftaları
Bana bakın.

(...)

Fethedildim. Yağmalandım
Nice donanma demir attı sularımda
Gelen giden bayraklarını dikti topraklarıma
Bayrağım yok
Dinim yok
Sadakat aramayın bende
Biri gider öteki gelir
Ben kalırım

(...)

Sustum, zulüm gördüm,
Zalimler barındırdım konaklarımda.
Tarihin meddücezrinde
Gurbetçilerimin hasreti.
Benden gidenlerin düşleri

Hakkımda çok şey yazıldı
Küllerimde kıvılcım aramasın beni hüzünlü bulanlar
Kapımda kalmasın meçhulden korkanlar
Sahipsiz bir evim gelenlere
Kimi korur kimi kirletir beni
Eski parayım, bilenlere değerli.
Geçmişimde geleceği görenlere ilham
Engelim gelecekle yetinenlere

Asırların sabrında yaşadım değişimi.
Haliç kıyılarından bakın yedi tepeme
Göreceksiniz zaman beni korudu
Sizden tek istediğim de bu!



    İstanbul Bahtsız şehir.
  Yeni Roma diye anıldığında, "Bu şehrin sokaklarında insandan çok tanrılar geziyor," denirken tarihin ilk dini diktatörlüğü burada. İskender, Avrupa'yla Asya'nın kültür ve dinlerini çoğulcu bir toplumda buluşturmuşken, kilise Yunan'dan gelen soru sormanın, kritik düşüncenin, sivil yaşamın sonunu getirmiş.
    (...)
    Yetmemiş.
   Kırda kentte tapınak, heykel, kütüphane, tiyatro, forumları yağmalayıp tahrip ettikten sonra Roma tanrılarına inançlarını sürdürenler, Yunan felsefesini benimseyen aydınlar, Yahudilerle evli olanlar katlediliyor. Günlük hayat dini buyruklarla ilkelleşiyor. Konstantinopolis'e kâbus çöküyor. Sevişmeye, gülmeye, sanata, eğlenceye şeytanın bizi ele geçirmesi diye bakılıyor.
   Kilise, Roma lejyonlarının hiyerarşisi ve rütbelerinin taklidinde örgütlenirken, saflarına kattıkları toplumun dışlanmışlarını, paralı askerleri, köylerinden kopan gençleri manastırlarda askeri disiplinle koşullandırıyorlar. Köy-kent bakmaksızın halkı İsa'yla sindirmeye, katliama ve yağmaya yolluyorlar. 
   Olimpiyatlar kaldırılıyor, at arabası yarışları, hayvanlara işkence edilen eğlenceler yaygınlaşıyor, çocuk yapmak dışında cinsellik lanetleniyor, tiyatro İsa öğretisine indirgeniyor, klasik Yunan tragedya ve komedileri, halkın dans etmesi yasaklanıyor. Sanat içimizdeki tanrıyı yaşatırken, tanrıları sanatı susturuyor.
  Gülmek, güler yüzlü olmak kınanıyor, Platon'un felsefe akademileri kapatılıyor, matematik dini bayramların hesaplanmasıyla sınırlandırılıyor, dönemin önde gelen astronom ve matematikçisi Hypatia, Yahudilerden miras kadın düşmanlıklarıyla katlediliyor. Köprüler, yollar, sukemerleri çökmeye bırakılıp ruhbanlarla asiller ganimetleriyle yozlaşırken şehvet yuvası dedikleri hamamlar kapatılınca kiliselerde pislikten, kokudan geçilmiyor. Yıkanmama âdeti köylü, kral fark etmeksizin Hıristiyanların olduğu her yerde yakın zamanlara kadar süregeliyor. 
    (...)
    Karanlıklar karargâhı Konstantinopolis, Hıristiyanlığın ilk başkenti.
    İstanbul, neler yaşamışsın.
    Bir an için kendinden kabul et beni.

    (GÜNDÜZ VASSAF / Ressamın İsyanı - Everest Yayınları)


***


   Marks'a göre Bizans en kötü devletti. Orası doğru. Öyle prensesler yaşadı ki tahta geçebilmek için öz oğlunun gözlerini kızgın demirle dağladılar. Gerçekte son derece seçkin biri olan Romanos Diogenes'in sonu yürekler acısıdır. En yakın subayları bile onu satmışlardır. Kentte çıkan Mavi Yeşil kavgasında Hipodrom'da 20 bin kişi katledilmiştir.
   Öte yandan, kültür alanına gelince pek çok ilk Konstantinopolis'te görülür. Çok yönlü eğitim veren ilk üniversite bu kentte açıldı. İlk noter, saraya bağlı Skholiastes odaları burada çalışmaya başladı. Skholiastesler eski metinler üzerinde yorumlar yazan ilk bilginlerdi. İlk eleştirmenler de bu odalardan çıkmışlardır.
   İlk küçük harf yine burada kullanıldı. Osmanlı'nın tercüme odaları buradan esinlendi. İlk ciltli kitap codex burada yapıldı. Toplumsal hayatta da öyle. Pazar gününün ilk kez bu kentte tatil edildiğini kaçımız biliyoruz. Ayasofya bugün bile bizi şaşırtan bir yapıdır. Mozaikler ise başka bir dünya.
    Ama beni Bizans'ta en çok etkileyen toplumun dinamik yapısıdır. Ayaklanma çıkmadığı yıl çok azdır. 

   (ERDAL ALOVA - Söyleşi: MUSTAFA ERDİKEN / Cumhuriyet Kitap)  






Merhaba!


19 Kasım 2023 Pazar

GERÇEĞİ, YALNIZ GERÇEĞİ

 

  Edebiyat, resim, sinema fark etmiyor; sanatın değil, reklama dünden razı sanatçının pazarlandığı dönemde yaşıyoruz. Che gibi kapitalizmle savaşan birinin adını tişört, bira, çorap markası olarak pazarlayanlardan, onları tüketenlerden ne beklenebilir?

    (GÜNDÜZ VASSAF / Ressamın İsyanı - Everest Yayınları)


***


   Şiire, edebiyata, sanata meraklı dostlar sık sık derler ki:

  Her şey, toplumun düzen meselesi, ekmek sıkıntısı, istismarı önleme savaşı, fakirlik, zenginlik ve iktisat mıdır? Bunun yanında insanı insan yapan güzel duygular, müzik, ormanda kuşların ötüşü, çayırlarda kuzuların meleyişi, denizin maviliği, bulutun beyazlığı yok mudur? Bir yazar daha çok bunlardan söz açmamalı mıdır?

   Günümüzdeki gerçekçi ve akılcı yazarlara karşı yöneltilen bu tenkide en güzel cevabı, çağımızın büyük düşünürü Jean-Paul Sartre vermektedir:

   "... Biz bir belâya uğramış hayvanlarız. Ama, birden anladım ki, insanın insanlıktan çıkması, insanın insanı sömürmesi, aç kalması gibi dertlerin yanında metafizik dertler bir lükstür. Ortada açlık diye bir dert var mı, var..."

   "... Aç bir dünyada edebiyatın işi nedir? Kimden yana olacak? Ahlâk gibi edebiyatın da evrensel olması gerekir. Eğer yazar herkese seslenmek ve herkesçe okunmak istiyorsa, çoğunluğun yanında, açlıktan ölen milyarlardan yana olmalıdır. Bunu yapmadıkça, mutlu bir azınlık hizmetindedir ve onun gibi sömürücüdür..."

   "... Yazar, aç milyarlar için yazmadıkça hep bir tedirginlik duygusu altında ezilecektir..."

  Sartre, Fransa gibi çok ileri bir ülkede, yazarların her şeyden önce dünyadaki sömürülen aç kalmış milyarlarca insanı düşünmesi gerektiğini söylerse, Türkiye gibi çok geri ve çok düzensiz bir ülkede kalem işçisine düşen görev nedir? 

  Ormanda kuşların ötüşü, çayırlarda kuzuların meleyişi, denizin maviliği, bulutun beyazlığı güzeldir. Ama bu güzellikler insanlığı insanlığa lâyık bir seviyeye eriştirmeye yetmiyor. Hatta bu çeşit bir edebiyat böyle bir çaba göstermeden kaçınanların hem şahsen avunmasına, hem de etrafını avutmasına sebep oluyor.

  Dava, avunmak veya avutmak değil, gerçekleri ortaya koymak ve halkı bazı gizli kapaklı, sahte yaldızlarla paketlenmiş ahlâksızlıklara karşı uyarmaktır. Bunu etkili şekilde yapabilmek, bir anlamda sanatın en büyüğüdür.

    (ÇETİN ALTAN / Kopuk Kopuk - Bilgi Yayınevi)   


***


   Ben tek bir şeye inanıyorum, gerçek diyelim bunun adına, çok büyük bir şey bu, onu keşfetmemiz gerek. Sanatçının varlık nedeni bu, gerçeğe bağlı kalmak, onu neredeyse bulup ortaya çıkarmak. 


KATHERİNE MANSFIELD


***


"Hayatta, dilde, anlatıda, insanlıkta her şey yolundaysa, yazılacak ne var?"

(ADALET AĞAOĞLU)







Merhaba!


27 Temmuz 2023 Perşembe

BÜYÜK İNSANLIĞIN AMOK KOŞUSU




   AKBELEN DİRENİŞİ, TÜM İNSANLIK ADINA

  Akbelen Ormanı'nda, pazartesi günü sabahın saat 05.30'unda, kesim motorları, askeri araçların, jandarmanın korumasında, kesime direnen köylüleri aşarak çamları kesmeye başladılar. Bu orman kıyımı, rejimin yalnızca halka değil "büyük insanlığa" da düşman olduğunu bir kez daha gösteriyordu. 
    Küresel iklim krizinin en önemli bileşenlerini Akbelen'de görüyoruz. 
    Hidrokarbona dayalı yakıtlar; kömür: Küresel ısınmaya öncelikle atmosfere salınan CO2 ve ikincil olarak metan gazı neden oluyor. Kömür tüketimi bu gazları atmosfere salan etkinliklerin başında geliyor. 
   Sermaye: Atmosferdeki CO2 gazının tarihsel gelişmesine bakınca iki önemli eşik görülüyor. Atmosferdeki CO2 miktarı tarih boyunca 1800'lere kadar değişmiyor. Sonra kapitalizmin Sanayi Devrimi aşamasına geçmesiyle birlikte hızlanarak artmaya başlıyor. Bu artış 1980'lerde kapitalizmin "yapısal krizini" yöneten neoliberal küreselleşme ve finansallaşma ile hızlandırılan tüketim ve üretim altında büyük bir ivme kazanıyor. 2000'li yıllara geldiğimizde küresel ısınma, aşırı sıcaklık dalgalarıyla, hemen her yıl rekorlar kırmaya başlıyor. Küresel çapta ortalama yıllık sıcaklık Sanayi Devrimi'ne kıyasla 2.5 derece artarsa insanlığın geleceği tehlikeye giriyor. Ancak, 2.5 C'nin altında kalabilmek için alınması gereken önlemlere karşı sermayenin direnci bu sınırın da aşılmak üzere olduğunu gösteriyor. 
   Orman: Uygarlık tarihi boyunca orman alanları giderek azalırken orman alanı kaybının yarısından fazlası 1800'den sonra, kapitalizm altında gerçekleşmiş. Halbuki, ormanlar kömür ve petrol gibi hidrokarbonların, sanayide ve günlük yaşamda tüketilmesiyle salınan CO2 gazlarını emerek oksijene çevirme kapasitesine sahip en önemli doğal kaynak. Bu nedenle, bir ülkedeki ormanlar, aslında tüm insanlığın geleceğine aittir.
  "Büyük insanlık": Sermayenin bu felakete doğru "Amok" koşusu "büyük insanlığın" bilincine çıktıkça, küresel ısınmaya, ormanların kesilmesine karşı küresel çapta, giderek kapitalizmi de sorgulayan bir direniş başladı. Akbelen direnişi, yalnızca her yıl orman alanları yok edilerek karbon salınım kaynağı beton yığınlarına dönüştürülen, toprakları çölleşen, ölümcül sıcaklık dalgalarıyla boğuşan Türkiye halkının değil, tüm insanların geleceğini korumak içindir.

    (ERGİN YILDIZOĞLU - Cumhuriyet Gazetesi) 


***


   Doğumla ölüm arasında ne halt ettiğini bilmeden yaşayarak gidenler!

Ben senden üstünüm, padişahım, kralım.
Ben zenginim, büyüğüm, kuvvetli ve kudretliyim.
Dize gelin önümde, keseyim başınızı.
Kölem olun karşımda, vereyim aşınızı.
Ben idare edeyim ne olur hepinizi.
Ben rahat olayım da satayım topunuzu.
Ben diyenler bu yana.
Biz diyenler bu yana.
Özgürlük ben demektir.
Özgürlük biz demektir.
   Plebler, Patrisyenler, köleler, Romalılar. Emreden, emir alan, iş veren, işe giden. Papazı, nutukçusu, kızıp kafa tutucusu; zindanda tırnakları sökülen, bir dilim ekmek için sokaklara dökülen; öldürdükçe anlanıp şanlananlar, duvar dibinde kurşunlananlar.
En güzel kadın benim olmalı.
Ben kadınsam, güzelsem her dediğim olmalı.
   Polis, yasa, mahkeme. Atomu, tankları, uçakları. Kahramanı, kaçakları. Atla gezeni, yatla gezeni; doğup doğup ölürler, sevişip sevişip ölürler, korka korka ölürler.

   Ve insancıklar doğup doğup ölmüşler, doğup doğup ölmüşler. 
Onların bu hallerini gören börtü böcek, kuş, tırtıl 
kahkahayla gülmüşler, kahkahayla gülmüşler. 

(ÇETİN ALTAN - Kopuk Kopuk)


***


   "Biz" kelimesini "biz dünyalılar" anlamında kullanmadığımızda taraflaşma kılıcını çektik demektir. 
Ne dersek diyelim, oyunumuzu nasıl oynarsak oynayalım kendimizi abartıyoruz. 
Gezegenin varlığı bizden sonra da sürecek.

(GÜNDÜZ VASSAF / Ressamın İsyanı - Everest Yayınları)






Merhaba!