sanayi devrimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sanayi devrimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2023 Pazar

PARADOKS

 


(2023 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı)


   Küresel ısınmanın yol açtığı iklim krizi tüm canlıların ve uygarlığın geleceğini tehdit eden en önemli gelişmedir. Bu gelişmeyi ve krizin derinleşmesini durduracak önlemleri tartışmak için Dubai'de 30 Kasım-12 Aralık arasında 198 ülkenin, binlerce delegenin katılımıyla gerçekleşen COP28 zirvesi bir kaytarma operasyonu olarak tamamlandı. Anlaşılan 2024 yılında da dünya geri dönülmez noktaya doğru ısınacak, iklim krizi derinleşmeye devam edecektir.
    Birleşmiş Milletler iklim panelinin ısrarla vurguladığı gibi bugünkü durumu koruyabilmek için bile küresel sıcaklık artışının Sanayi Devrimi düzeyine göre 1.5 derecenin altında kalması gerekiyor. Bunun için 2030 ya da en hiç olmazsa 2050 yılına kadar, yıllık karbon emisyon artışı "0" düzeyine inmeli. Üretimi ve tüketimi atmosfere CO2 ve çeşitli zehirli gazlar salan fosil yakıtlara aşamalı olarak son vermek, yoğun tarım ve hayvancılıktan kaynaklanan CO2 ve metan gazı emisyonlarını hızla azaltmaya başlamak gerekiyor.
   1997'de benimsenen Kyoto Protokolü hedefleri konusunda COP28 zirvesine kadar, elle tutulabilir bir gelişme kaydedilemedi. Sonuç olarak bugün dünyada yaşam ve uygarlık, Grönland ve Batı Antarktika buz tabakasının çökmesi, "kalıcı don" alanların (permafrost) erimeye başlayarak, atmosfere, CO2'den 20 kez daha zararlı metan gazını salmaya başlaması, giderek ısınan okyanus sularındaki mercan resiflerinin ölmesi ve Kuzey Atlantik'te Golfstrim Akıntısı'nın çökmesi gibi bir seri yaşamsal kırılma noktasına doğru hızla ilerliyor. Dahası bu kırılma noktaları birçok açıdan birbiriyle ilişkili. Bir noktada başlayan bir çöküşün ötekilerin üzerinde domino etkisi yaratma riski var. Bu koşullarda, tarım ürünlerinin rekoltesinde gıda krizlerine yol açacak sert düşüşlerin, kimi bölgelerde ekosistemin çökme, kitlesel göçlerin, toplumsal huzursuzluklar ve savaşların sıklaşma olasılığı da son derecede güçlü. tekrar vurgularsak bu felaket senaryolarının gerçekleşmemesi için küresel sıcaklık artışının 1.5 derecenin altında kalması gerekiyor. 
   Bugünkü küresel ısınma eğilimi, sıcaklık artışının 2030 yılına kadar 2.5-3 derece düzeyine ulaşma olasılığını gittikçe güçlendiriyor. COP28'deki manzara ne yazık ki bu acil durumla uyumlu değildi. 


   COP28 zirvesine BAE'nin ulusal petrol şirketi Andoc'un başkanı Sultan el Caber başkanlık ediyordu. Caber'in başkan olması ABD, Avrupa ve G77 (gelişmekte olan ülkeler) tarafından memnuniyetle karşılanmıştı. Açış konuşmasını, dünyanın en büyük toprak sahiplerinden İngiltere Kralı Charles yaptı. Zirveye 97 bin delege katıldı, fosil yakıt şirketleri 2500 delege ile temsil edildi. Çoğu özel uçaklarla gelen bu delegelerin toplam 200 bin tondan fazla, COP28 toplantısının da 2.4 milyon tona yakın CO2 emisyon ürettiği hesaplanıyor. Dahası gelen devlet başkanlarının çoğunun özel jet uçağı, makam arabası filoları var. Brunei Sultanı'nın 300'ü Ferrari olmak üzere 7 bin lüks otomobili varmış. 
   COP28 toplantısına giderken gazeteler el Caber'in "fosil yakıtların küresel ısınmaya yol açtığına ilişkin iddianın arkasında bilimsel kanıt yok" sözlerini, BAE'nin, COP28 zirvesini  doğalgaz ve petrol tüketiminin küresel çapta teşvik edilmesine yönelik lobi etkinlikleri için bir platform olarak kullanmaya hazırlandığını aktarıyorlardı. COP28 biterken Caber ve petrol lobileri, sonuç bildirgesinden "fosil yakıtlara dayalı enerji kullanımını sonlandırmak" ifadesini çıkartmak için büyük mücadele verdiler, tartışmaları uzadı ve sonunda, "sonlandırmak" yerine "kademeli olarak uzaklaşmak" ifadesi kondu. Alınan kararların bir bağlayıcılığı olmadığını da ekleyelim!
   Özetle, küresel ısınmayı engellemek için yapılan COP28 zirvesi, fosil yakıt üreten şirketlerin, egemen sermayenin, büyük toprak sahiplerinin, küresel ısınmaya karşı alınacak önlemleri engellemeyi amaçlayan bir kampanya platformuna, kaytarma operasyonuna dönüşmüş oldu. Paradoks da işte buradaydı.

   (ERGİN YILDIZOĞLU - Cumhuriyet Gazetesi)





Merhaba!
      

26 Ağustos 2023 Cumartesi

HEPİMİZİ İLGİLENDİRİYOR

 

(Fotoğraf: Anadolu Ajansı)


   Anthroposen, yeni bir kavram değil. Sovyet bilim insanları bu kavramı 1960'larda insanın gezegen üzerindeki etkisini tanımlamak için kullanıyorlarmış. Anthroposen, yeni bir jeolojik dönemin adı olarak henüz resmileşmedi ama son yıllarda giderek daha sık kullanılıyor, kabul görüyor. Bir yaklaşım, bu dönemin başlangıç tarihi olarak sanayi devrimini almaktan yana. Bir başka daha genel kabul gören yaklaşım, insanın geri çevrilemez etkisinin başlangıç sınırı olarak 20. yüzyılın ortasını benimsiyor.

    Kanada'nın Ontario eyaletindeki Crawford Gölü'nde yapılan sondaj çalışmalarının geçen ay açıklanan bulguları, nükleer denemelerin atmosferdeki etkilerinin, plastiklerin ve insan ürünü kimyasalların ilk kez rastlandığı bir sedimantasyon tabakasının, kesin bir ayrım çizgisi olarak alınabileceğini düşündürüyor. Anthroposen kavramının resmileşme olasılığı giderek artıyor.

   Ancak başlangıç noktası olarak, ister Sanayi Devrimi'ni alalım, ister 20. yüzyılın ortasını (nükleer bombayı, plastikleri), karşımıza bunların hepsini kendinde birleştiren, kültürü ve öznellikleri de şekillendiren bir başka etken çıkıyor: Kapitalizm. Dolayısıyla, gezegenin jeolojik yapısını değiştirmeye başlayan, 40.000+ yıllık insan etkinliği değil, bu etkinliğin 17. yüzyılda başlayan kapitalist biçimi ve bu biçimin 20. yüzyılda üretmeye başladığı geri çevrilemez yıkıcı süreçler. Bu nedenle, Kapitalosen (sermaye çağı) kavramının daha uygun olduğunu savunan çalışmalar da var.

   "Polycrisis", Kapitalosen içinde bir aşamada ortaya çıkan karmaşık bir olguyu betimliyor: Birbirini besleyen, finansal, ekolojik (iklim krizi: su gıda sıkıntıları), patojenik (virüsler) ve Ukrayna, Nijer gibi "sıcak" noktalarda büyük güçleri karşı karşıya getiren jeopolitik krizler bir "toplu durum" oluşturuyorlar. Tarihçi, Adam Tooze'un çalışmalarıyla yaygınlaşan Polycrisis son aylarda, Davos çevresinde, Financial Times gibi yayınlarda giderek daha sık kullanılıyor. Bu bağlamda polycrisis içinden çıkılması şimdilik imkânsız, Lenin'in bir zamanlar "kapitalizmin son krizi" dediği gibi bir duruma da işaret ediyor.

   ABD hegemonyası, onun projesi küreselleşmenin yanı sıra, kapitalist uygarlığın kültürel zeminini oluşturan liberalizm hatta Aydınlanma geleneği gibi tarihsel dinamikler de çözülüyorlar. Bu çözülmenin bir semptomu olarak dinci faşizm ivme kazanarak yükseliyor. Bunlar, bir tarihsel dönemin bittiğini, insanlığın, kapitalist uygarlığın son durağına geldiğini gösteriyor. Bu durakta, kapitalizmin kendi çözümünü üretmesini ümit edenleri büyük bir düş kırıklığı bekliyor. Kılıçdaroğlu-İmamoğlu CHP'sinden değişim dönüşüm bekleyenleri de...

    (ERGİN YILDIZOĞLU - Cumhuriyet Gazetesi, 21/8/2023)


***


   Bize öyle geliyor ki karşı çıkmak en iyisi

Ve en küçük bir sevinçten bile vazgeçmemek

Ve kovmak yeryüzünden acıyı yaratanları

Ve sonunda yaşanır hale getirmek dünyayı.

(BERTOLT BRECHT)  





Bu arada Ergin Yıldızoğlu'nun yazısının başlığını unutmayalım:

Tarihin Son Durağında mıyız?