Behçet Necatigil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Behçet Necatigil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Kasım 2022 Pazar

ÖNÜNDE SONUNDA

 

   "Sosyalizm, insanlığın baştan beri kazanmış olduğu bilgilerin bütününden doğmuştur. Sosyalist olmak için insanlığın yarattığı bütün düşünce zenginliklerini içine sindirmiş, belleğine işlemiş olmak gerekir."

(VLADIMIR I. LENIN)


***


   Zamanın çok daha ağır aktığı bir çağda, ürettiğimizi bugüne oranla daha adil paylaşarak yaşayıp giderken neredeyse dünyanın büyük bölümünde, her gereksindiğimizi kotarılmış, paketlenmiş, hazır edinir olduk. Gıda da öyle. Giyim de öyle. Barınma, ulaşım, eğlence de öyle. "Üst akıl" neyi, nasıl ve ne zaman istiyorsa... Sanki olağanüstü bir düşünce birliği var.
   "Sizin için her şeyi düşündük; yormayın kendinizi, seçtiklerimiz arasından seçin dilediğinizi... Saatler boyu ara(ştır)makla zaman yitirmeyin. Okuyup yorulmayın, düşünüp heder olmayın, sorular sorup hedef olmayın!"
   İnsanlığın yerkürede var oluşu dikkate alındığında birkaç saniye bile tutmayacak bir zaman aralığında gelindi buralara. Dönemlere, çağlara ad verme merakımızla bu son kısacık dilime de yakıştırmalarımızın ardı arkası kesilmedi. Bugün söylenen yarın eskiyince gelsin yenisi: Teknoloji çağı, otomasyon çağı, iletişim çağı, bilişim çağı, hız çağı... 
   Bir yanda insanın daha iyi, daha mutlu bir ömür sürmesi, dünyanın yaşanabilir koşullarının bozulmaması çabaları; bilim sanat insanlarının uğraşı bu erek doğrultusunda sürüp gidiyor. Bir yanda daha çok kazanma, daha çok kâr, dolayısıyla pazarı "canlı" tutma, ihtiyaç olmayan için ihtiyaçmış algısını yaratma doymazlığı... Yine insanın "bulduğu" sistem ve yönetim anlayışı da her geçen gün daha çok körüklüyor bu doğala ters anlayışı...
   Bir yanda her adım adil bir hayat için olsun çabası, bir yanda gölgesi satılmayan ağaçtan bana ne doymazlığı. Ve neredeyse hangi düşünceye, inanca yaslanırsa yaslansın, sanki değişmeyen kural; bu büyük çatışmanın, kimi parıltılı / ışıltılı anlar dışında, hep kurulu düzenin, haksızlığın değirmenine su taşıması.
   Hayatın seyriyle hiç mi hiç ilgilenmeden / farkında bile olmadan düşüyoruz yola. Sonra gelsin "böyle gelmiş böyle gider" köleliği; "kral öldü yaşasın kralın sunduğu / sağladığı konfor!" Karşı çıkma, ayak direme hallerini bertaraf etmeninse her yolu "mübah" !
   Şimdi sözün burasında, şu son dönem için yeni bir adlandırmayı anımsatalım: Sanırım epey bir zamandır -oysa hepi topu otuz yıl- "algı çağı" ndayız. Önceden de benzer çabalar, bütün toplumu "kandırma" işleri yok muydu? Vardı elbette. Ne ki "sosyal medya" diye adlandırdığımız "yeni" iletişim olanağıyla gereken "algı" yı istenen düzeyde ve en kısa zamanda yaratmak artık çok daha kolay ve etkili. 
   Pek çok eski haberi yeni, önemliyi önemsiz, işe yaramayacak olanı ihtiyaç, sakinliği tehlike, sevgiyi nefret gibi sunup bunları gönüllüce yaygınlaştıracak "köleler" e ulaştırmak yetiyor. Artık önemli olan gerçeğin ne olduğu değil, olup bitenin nasıl algılandığıdır. Kısacası, "Bir şeyin doğru olduğuna inanılıyorsa o şey doğrudur."
   Aslında ortaya konan "Bir mantık zinciri: Rejim(ler) cahil olmamızı istiyor çünkü ne kadar cahil olursak o denli az eleştiririz. Ne denli az eleştirel olursak o denli kolay yönlendiriliriz. Dolayısıyla rejim(ler)in gücünü koruması o denli masrafsız olur."
   
   [Y. BEKİR YURDAKUL - Cumhuriyet Kitap (LUIGI BALLERINI'nin Mira Her Şeyi Bilir / ON8 Kitap - Türkçesi: TÜLİN SADIKOĞLU) adlı kitabının tanıtım yazısından.] 


***


"İnsana aykırı dediklerimizi yapanlar da insanlar.
Toplumlar nasıl bir rejimle yönetiliyorsa insanlar da öyle yaşar." 


BEHÇET NECATİGİL






Merhaba!

22 Mayıs 2022 Pazar

DOST ŞAİRLER

 


ULDİS BERZİNS


 Riga, 20 Mart 2021

  Şair Ataol Behramoğlu (doğumu 1942) son on yıllarda hep birlikte Nâzım Hikmet'in oğulları diye adlandırılan Türk şairleri arasında en parlak ve tanınmış kişiliktir.
  Onun şiirsel inancı 20. yüzyılın ikinci yarısının incelikle işlenmiş Avrupa modernizmi, estetik ve toplumsal ideali birbirini izleyen dünyasal ve toplumsal hümanizmdir.
   Bu idealin kökleri ortaçağ Türk ve Fars düşünürlerinin belirgin dünyasal idealleriyle iç içedir.
  Ataol Behramoğlu şu anda Türkiye'nin en popüler şairidir. Türk interneti Ataol'un şiirleri ve Türk bestecilerin onun şiirlerinden yaptıkları şarkılarla dolup taşıyor. 
  Boğazın kıyısında, Avrupa yakasında, Belediyenin yönetim alanındaki Şairler Parkı'nda onun esaslı bir heykeli dikilmiş.
  Bol yapraklı ağaçlar altındaki öteki şairler, önceki on yılların İstanbul şiirinin ilahları olan Orhan Veli, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday, Behçet Necatigil'dir.
   Bu sonuncusunun taş ve insan hakkında dillerde dolaşan bir dörtlüğü vardır: "Gidecek yeri olmayan biri / Aslanları görmeye parka gitti. / Aslanlar taştan o bir insan, / Nasıl anlaşırlar? / Anlaştılar!"
  Bu parka gidebilecek tek kişi Ataol şimdi, hem aslanlara hem kendisine. Orada şiir dinlemek için sık sık toplananlara gidiyor.
   Nâzım gibi Ataol da Avrupa ve Asya'nın ortasında duruyor. Siyasal savaşımın acımasız gerçekliği onu da sık sık ve uzun süre ayırdı en değerlisinden, çocuğundan.
  Maris Çaklkays'ın Letoncaya çevirisinde, "Memet Memet" diye seslenmek için Bulgaristan'ın Karadeniz kıyısında ağır ağır yürüyen Nâzım gibi, kızı Barış'a seslenmek için günden güne şiir sayfalarında dolaştı. 
   Dostum ve kardeşim Ataol Behramoğlu'nun Letonca'daki ilk kitabıyla mutluyum.


***


  Kısa bir süre önce yitirdiğimiz şair Uldis Berzins,
Nâzım Hikmet, Orhan Veli, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday, Behçet Necatigil gibi 
Türk şiirinin ilahlarına da hâkim büyük bir şairdi.
Anısına saygıyla...

 1972'de Moskova'ya ilk kez ayak bastığımda tanışmıştık. İki yaş küçüğümdü. Demek ki ben otuz o yirmi sekiz yaşlarındaymışız.
  Böylece 2022'de olduğumuza göre dostluğumuz bir yıl eksiği ile yarım yüz yıl sürmüş oluyor.
  Bir yıl eksiği ile, çünkü onu geçen yıl 24 Martta kaybettik.
 Benden çevirdiği şiirlerin kitabına 20 Mart 2021'de önsöz yazdıktan dört gün sonra. 2021'in sonlarına doğru yayımlanan, üzerinde onca çalıştığı, yıllarca emek verdiği kitabı göremedi.
  İstanbul'da ya da Riga'da buluşarak bu ortak ürünümüzün kitap olarak karşımıza çıkışını kutlama şansımız artık yok.
  Olağanüstü, olağan dışı insanlar vardır. Uldis onlardandı. Tanıştığımız ilk günlerden en son günlerine kadar bir dil ve şiir okyanusuna dalıp çıkan bir adamdı.
  Anadili Letonca'nın yanı sıra Rusça onun için kuşkusuz ikinci bir anadildi. Öteki Baltık ülkelerinin dillerini de biliyordu. Batı ülkelerinin diyebilirim ki hepsini ya biliyor ya anlıyordu.
  Türk olmayan Türkologlar içinde sadece Türkiye Türkçesini değil, Azerbaycan Türkçesini, yanı sıra da Orta Asya'daki Türkçe kökenli (Kazakça, Kırgızca vb.) dilleri bilen, anlayan, üzerlerinde düşünen bir dil bilimciydi.
  Tanıştığımızda Dağlarca'yı Letoncaya çevirmişti. Türk şiirinin bilgisine diyebilirim ki en az benim kadar sahipti. Zaman içinde Letoncanın en büyük, en özgün şairleri arasında yer aldı. 
    Bütün dinlere eşit uzaklıktaydı. Kuran'ın Letonca'ya ilk çevirmeni oldu!
  Bu konuda ne yazık ki ayrıntılı konuşmadık. Fakat çeviriyi mutlaka Arapça aslından yapmıştır, başka türlüsü olamazdı. 
  Uldis aynı zamanda bir yaşama ustası, bir hayat çılgınıydı. Olağanüstüydü, olağan dışıydı, fakat dev gövdesi üzerinde taşıdığı muhteşem kafasındaki yüzde bir çocuk masumiyeti, gülüşünde mizahla karışık bir saflık, mavi gözlerinin ışıltılarında yaşama sevinci, sevgi, bütün insanlara ve insanlığa karşı iyilik dolu bir bağlılık vardı.
  Oğluna Antes adının yanı sıra Ataol adını da koyacak kadar yakın dosttuk. Fakat asıl önemli olan Türkiye'nin ve Türkçenin bu büyük dostunu ülkemizin tanıması, gelmiş geçmiş ve günümüzdeki başkaca büyük Türkologların adlarıyla birlikte onun adını ve eserini de değerlendirip yaşatmamız gerektiğidir. (10 Şubat 2022 - Cumhuriyet Kitap)



ATAOL BEHRAMOĞLU







Merhaba!

14 Kasım 2020 Cumartesi

ÇİZGİDEKİ KARANFİL

 

KARANFİL

Yârin dudağından getirilmiş

Bir katre âlevdir bu karanfil,

Rûhum acısından bunu bildi!


Düştükçe, vurulmuş gibi, yer yer

Kızgın kokusundan kelebekler,

Gönlüm ona pervâne kesildi...

AHMET HAŞİM


***


   (...) Savaşın yarattığı kıtlık sonucu bir ekmeğe muhtaç olduğu günler de oldu. Herkes gibi memleketi için kaygılandı, kendisi için kaygılandı. Varşova'da ölen binlerce insan için de çarptı Orhan'ın kalbi. Hitler'in ırkçılığına hep karşı çıkmıştı; artık şiirleriyle de tepkisini ortaya koyuyordu.


                                                                                   ORHAN VELİ

   Savaşın başladığı günlerde yazdığı bir başka şiir de yine savaş karşıtı bir duruş sergiliyordu. Bir yandan da söz sanatlarıyla örülü, kendini bireyin iç dünyasına hapsetmiş, beğenilerine olduğu kadar toplumun sorunlarına da uzak kalan Haşim'in, "Karanfil" şiirine nazire yapıyordu, şiirine aynı başlığı koymuştu ama bambaşka şeyler anlatıyordu: 

Hakkınız var, güzel değildir ihtimal

Mübalağa sanatı kadar 

Varşova'da ölmesi on bin kişinin

Ve benzememesi

Bir motörlü kıtanın bir karanfile,

"Yârin dudağından getirilmiş."

   Şiirleriyle savaşa kayıtsız kalmadı Orhan; şiirini hiçbir zaman toplumsal olayların dışında tutmamış, anlattığı bireyi toplum içinde yaşayan, ondan etkilenen haliyle gözler önüne sermişti. Bunu da "Toplumcu şiir yazıyorum" havalarına girmeden, göze sokmadan, inceden inceye yapmıştı. (ADEM KOCAMAZ - Veli'nin Oğlu Orhan)


***


   "Ben Orhan'ı Yaprak'ı çıkarırken tanıdım. Yaprak'tan hiçbir şahsi istifadesi yoktu. Gazeteyi on beş günde bir bastırmak için yüzlerce lirayı bir araya getirdiği günlerde yamalı pantolonla dolaştığını bilirim. Yaprak'ı şöhret kazanmak için de çıkarmıyordu, onun şöhreti Yaprak okuyucularını çoktan aşmıştı. Orhan Veli, Yaprak'ı doğru bildiği düşünceleri savunmak için çıkarıyordu. Orhan, bir ödevi yerine getirdiğinde, memlekete hizmet ettiğine inanıyor, Yaprak'ın mutlaka yayınlarına devam etmesini istiyordu. Çünkü O, sanatkârın sorumluluğunun ne demek olduğunu anlamış, göklerden yere inmiş, kendini halk hizmetine vermiş bir şairdir." (MAHMUT DİKERDEM)


***


Adı, soyadı

Açılır parantez

Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti

Kapanır parantez.


O şimdi kitaplarda bir isim, bir soyadı

Bir parantez içinde doğum, ölüm yılları.


Ya sayfa altında, ya da az ilerde

Eserleri, ne zaman basıldıkları

Kısa, uzun bir liste.

Kitap adları

Can çekişen kuşlar gibi elinizde.


Parantezin içindeki çizgi

Ne varsa orda

Ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci

Ne varsa orda.


                                                                             BEHÇET NECATİGİL




Merhaba!

8 Aralık 2019 Pazar

GERÇEK ŞAİR, GERÇEK ŞİİR




   "Şair de yaşadığı toplumda çalışması gereken, evine ekmek götürmek zorunda olan biridir. Öbür insanlarla birlikte acı da çekebilir. Yazdığı dizeler şairin kendini ayrıcalıklı bir yere koymasını gerektirmez." (BERRİN TAŞ - Söyleşi: KADİR İNCESU/BirGün Kitap)



   Çok bilmişlerden
dinlemesini bilmeyenlerden uzak dur
az bilenler iyidir
onlar hep anlamak ister
kibirden kurtulmuşlar
sana insanlığını anımsatır
çok bilmişlere boşuna
kendini anlatmaya kalkma anlamazlar
susmak
boş konuşmaktan iyidir
kimileyin susmak da konuşmak anlamına gelebilir



BERRİN TAŞ
(Geceyarısı Şiirleri)



***




   "Çalçene şiircikler, bir kaşık suda gargara.
 Şiir bir durum, bir sorun üzerinde ölçülü konuşan, 
susunca da bizim düşünmemizi bekleyen bir olgunluktur."


BEHÇET NECATİGİL
(Bile/Yazdı)



***



   "Yaşamda bolca şiir var. Ne zaman isterse çıkar gelir. 
Ben yalnızca hayata daha dikkatli bakmaya, yeni geleni bulmaya çalışıyorum."


ARİFE KALENDER
(Söyleşi: GAMZE AKDEMİR/Cumhuriyet Kitap)



***





CEYHUN ATUF KANSU
(Karikatür: MUSTAFA BİLGİN)




   ATAOL BEHRAMOĞLU - Cumhuriyet Kitap:

   Benim için Ceyhun Atuf Kansu "Kızamuk Ağıdı"dır.
   "Gamlı, donuk kış güneşi"nin ağzından, kızamık gibi bugün sıradan bir hastalıktan can veren bebelerin, yoksul köy çocuklarının ağıtını yazan şair-hekimdir.

Bir köy gördüm tâ uzaktan,
Dağlar ardında kalmış, bilmezsiniz,
Kar örtmüş, göremezsiniz karanlıktan,
Yalnızlıkta üşür üşür de çaresiz.

Ben gördüm bu köyü, damlarının altında,
Çocukları kızamuk döküyor,
Gözleri, göğüsleri, yüzleri, ah bırakılmış tarla,
Gelincikler arasından öyle masum bakıyor.

(...)

Ali'lerin kızı Emine'yi gördüm,
Öldü... Yusufların Kadir öldü, emmisinin Durdu öldü,
İkindiye doğru, evlerine vardım,
Gördüm, Döne öldü, Ali öldü, Dudu öldü.

Bir bir saydım, yirmi üç çocuk,
Ah, güllü Gülizar öldü,
Gördü kış güneşi, gamlı ve donuk,
Daldı oğlanlar, çiçekti kızlar, öldü.


   Türk şiirinde belki de bir ilktir bu... Bir şiirde ölen çocukların adlarının sıralanması... Tek tek sayılan bu isimlerin gerçek kişilerin adları olduğundan da kuşku duymam.
   Ceyhun Atuf Kansu hem şair hem bir çocuk hekimi olarak, ilaçsızlıktan, çaresizlikten ölüp giden bu çocukların acısını yüreğinde hep taşımış olan kişidir...

Gamlı türkümle tepeden aşağı bıraktım,
Bıraktım kendimi düşesiye, ölesiye,
Bu acıdan sonra nasıl doğacaktım,
Nasıl dönecektim aynı köye?

İniyor ve karaltında örtüyordum,
Bu çocukları, bu habersiz çocukları,
Görmediniz, anlatamam, ürperiyorum.
Bir şey demek için açılmıştı dudakları.

   Bu kahredici acıların tanığı "Gamlı, donuk kış güneşi", çocuk hekimi-şair, duyarsız toplumun duyarsız aydınlarına şu acıtıcı soruları yöneltir:

Ah, ben bir gün tepelerden, tepelerden
Varıp önünüze, önünüze dikilip duracağım,
Aydınlardan, hekimlerden, öğretmenlerden,
Bir gün soracağım, bu çocukları soracağım.

O çaresiz, o yalnız, o karanlık günde,
Siz neredeydiniz diyeceğim, neredeydiniz?
Ben perişan, utanmış... bu köyün üstünde,
Kahrolurken, siz beyciğim neredeydiniz?

Ben, bir günde yirmi üç küçük ölünün,
Gömüldüğünü gördüm bu köyde kızamuktan,
Ya siz ne gördünüz, söyleyin, söyleyin,
Bir şey söyleyin, bir şey söyleyin uzaktan.



***




   "Sanatçı her insanın olması gerektiği gibi kendisine saygısı olan adamdır. Ama yeteneği imtiyazı değildir. Üstelik daha fazla sorumluluk yükler sahibine. Ve taraftır. Vicdanın, onurun, haysiyetin ve mazlumun tarafındadır."


ERCAN KESAL
(Söyleşi: SELÇUK ÖZBEK - BirGün Gazetesi)



***



   "Başarı, muafiyet arayan sanatçıyı bir kaçağa dönüştürür, dönemlerinden kaçanlar da, o dönemle birlikte ilk unutulanlar olurlar. Efendileri ölmeden devrini tamamlayan dalkavuklara benzerler."


JOHN BERGER



***



Ben aydınlık ve özgürlük delisiyim
Varsın hainleri gizlesinler soğuk bir taş altında
Dürüstçe yaşadım ben, karşılığında
Yüzüm doğan güneşe dönük öleceğim.


JOSE MARTİ
(Çeviri: ATAOL BEHRAMOĞLU)









Merhaba!