23 Şubat 2020 Pazar

ŞAİRİN YAZDIĞI




   (...) bir şairin baştan sona, yani yaşadığı hayat boyunca belli izlekleri olur. Kim ne derse desin, niceliksel olarak, biçimsel olarak şiir serüveninde farklılıklar görülse de, özde aynı şeyi yazar. Yves Bonnefoy'nun, "ben ömrüm boyunca çocukluğumu yazdım" dediğini okumuştum bir yerde. Melih Cevdet Anday da eni konu "ölümsüzlük", "zaman", "sonsuzluk" gibi izlekleri sürdürmemiş midir? Behçet Necatigil'in şiir yelpazesi çok renklilik gösterse de, o yine de "evlerin şairi" olarak bilinmez mi? Ya Edip Cansever? İstediği kadar dramatik dili, geleneksel dili, dizeci anlayışı kullanmış olsun, "Otellerin", "yalnızlıkların", "yabancılaşmanın" şairi demez miyiz?


SALİH BOLAT
(Söyleşi: AHMET ÖNEL - Cumhuriyet Kitap)



***



"Şiir, bilinen sözcüklerle bilinmeyen sözler oluşturmaktır."

    
MELİH CEVDET ANDAY



***



   Bir kırlangıçla uçuşu arasındaki ilişki nasıl açık seçikse, sözcükle şiir arasındaki ilişki de açık seçik olmalı. Bu ilişkiyi güneş ışığıyla (yani şiirsel imgeyle) güneş saati (yani anlam) arasındaki ilişkiye de benzetebiliriz. Biliyoruz ki, gece karanlığında ve bulutlu havada güneş saati zamanı göstermez. 


AYTEKİN KARAÇOBAN
(Söyleşi: HAYDAR ÜNAL - Cumhuriyet Kitap)



***



Kimdir ozan
Belki biraz fazla pay almış olandır fırtınadan
Belki güneşe biraz daha yakın
Ya da bir sokak lambasıdır
Gündüz de yanan


A. KADİR PAKSOY
(Şiirin Kıyılarında)









Merhaba!

16 Şubat 2020 Pazar

SANAT VE AŞK




  Aşk dünyanın en güzel duygusu. Güne başlamak, hayatı sürdürmek, yeşertmek ve üretmek için büyük bir motivasyon sağlıyor. Öte yandan bir yanı da oldukça zordur. Ayrılık da, kaybetmek de, kopuş da aşka dahil.
   Hüzün üç parçadan oluşur, geçmiş, gelecek ve gelmeyecek. Aşk şimdi burada olandır. Değilse hüzündür. Güzel bir ihtimal olarak kaldığında ise, leziz bir hüzün. (ZEHRA ÇELENK - Söyleşi: CAN UĞUR/BirGün Gazetesi)



ZEHRA ÇELENK



***



Bir kere üzüm: üzüm
iki kere üzüm: şarap
üç kere üzüm: şiir
üzüm üzüm üzül: aşk!


HAYDAR ERGÜLEN
(İdilikler)



***




   Aşk sanatla çok bağlıdır. Aşkın tacını takmış olan şiirdir. Çünkü en yoğun ve laf kalabalığı yapmadan aşkın en vurucu yanına nokta koyar şiir. 'Ben sana mecburum' dizesini sayfalarca anlatsanız bu etkiyi yaratamazsınız. Neruda'nın bir şiirini aldım kitaba, "Ne uzundur unutuş, ah ne kısadır aşk" bunu ancak şiirle anlatabilirsiniz. Onun için aşkın tacı şiirdir. (İNCİ ARAL - Söyleşi: BURAK ABATAY/BirGün Gazetesi)


İNCİ ARAL



***



   Aşk, yaşanılır yanıyla özelleşip hayatımıza anlam katıyor. Ne var ki bunu olgusal, kavramsal boyutta çağlar aşırı besleyen müzikten resme, tiyatrodan sinemaya, edebiyata, sanat yine de. Edebiyat deyince de şiir, öykü, roman kuşkusuz...



M. SADIK ASLANKARA
(Cumhuriyet Kitap)



***



   Önce aşk vardı, sanat sonra doğdu. Aşksız roman olmaz, sanat olmaz. Müthiş iniş çıkışlarla yaşanan, insana özgü bütün duyguların sergilendiği bir insanlık hali aşk. Dolayısıyla kaçınılmaz olarak tüm sanatların en önemli malzemelerinden biri oldu. Mitlere, söylencelere, trajedilere kaynaklık etti. Edebiyatın, şiirin, romanın temel kaynağı oldu. Resim, müzik, heykel sanatçılarına ilham verdi. Sinema zaten aşksız çıplak kalır. (İNCİ ARAL - Söyleşi: GAMZE AKDEMİR/Cumhuriyet Kitap)


İNCİ ARAL








Merhaba!







9 Şubat 2020 Pazar

AŞAĞIDAKİLER - YUKARIDAKİLER





Resim: HASAN KIRDI



  "Sıra sıra dizilmiş sandallara baktım. Sabah ayazının çiyleri küpeştelerinin üzerinde boncuk boncuk parlıyor, yorgun bir amelenin alın teri gibi ışıldıyordu." (VECDİ ÇIRACIOĞLU - Son Voli)

   Bir gün Coşkun Reis'le sandalda oturmuş, balık pişirip rakılıyorduk. Büyük bir holdingin başındaki biri, tanıyorum da adamı, yanımıza geldi, "Oh, ne güzel hayatınız var, mis gibi yaşıyorsunuz," dedi. Adam bize gıpta ediyor ama ayağında bir eşofman var, parayla alamazsın. Coşkun Reis kafasını kaldırdı, "Evet beyim, açlığa katlanan bey gibi yaşar" dedi. 


VECDİ ÇIRACIOĞLU
(Söyleşi: ALTAY ÖKTEM - www.gazeteduvar.com.tr)



***



    Ekonominin iyi ya da kötü olması görece bir kavramdır.
    Acaba ekonomi herkese göre mi kötü?
    Ne demişler?
    Kiminin parası kiminin duası!..
    Fakirler dua edecekler ki, zenginlerin ekonomisi düzelsin.
  Bazı memleketlere demokrasi yerine inanç yerleştirmek lazımdır. Ki, ekonomiyi yönetenler hiç olmazsa kendi durumlarını düzeltebilsinler.
  Ekonomik durumlarını düzelten zenginler kutsal günlerde fakirlere parasal yardımlar yapabilirler. Bu şekilde itibarlarını da kurtarmış olurlar.
   Tıpkı ilk seferinde bir buz dağına çarparak batan ünlü Titanik gemisi gibi... Gemi batsa bile en üsttekilerin hayatta kalmasını sağlayacak sayıda filika vardır.
   Filikalara yerleşenler gönül rahatlığıyla şöyle diyebilirler:
  -Sakin olun hepimiz aynı gemideyiz!  


NAZIM ALPMAN
(BirGün Gazetesi)



***



  -Yemeğin, ekmeğin hasını yiyoruz. Onlarsa bizden çok daha ağır iş altındalar. Hem yiyoruz, hem de heriflere laf ettirmiyoruz. Bu kadarına hakkımız yok!
   -Onlar amele, dedi ırgatbaşı, "ırgat!"
   -Sen? Ben?
   -Sen ustasın, ben de ırgatbaşı!
   -Sen, ben hatta ağa olmasa da işler yürür amma, onlar olmasa yürümez!
   -İyi. Onlara da lokantadan yemek getirtsin ağa öyleyse...
   -Lokantadan değilse bile, bizim yediğimiz gibi...
  -Söyle ağaya da dediğini yapsın. Çukurova'ya âdet mi getireceksin? İcat mı çıkaracaksın? Bunca yıl böyle gelmiş böyle gidiyor!
   -Böyle gelmiş ama böyle gider mi bilmem...
  Irgatbaşı uzun uzun baktı ustaya. Evet, sözleri doğruydu, çok da harbi adamdı ama, ne lüzum vardı bu kadar harbiciliğe? Her koyun kendi bacağından asılırdı. Irgadı tutmakla, ırgattan yana olmakla başa mı çıkılırdı? Onların keyfine göre köy yapmaya kalksan, bugün etli pilav; etli pilav verirsin, yarın yanına etli fasulya; yağlı ayran, öbür gün de baklava börek isterlerdi.


ORHAN KEMAL
(Bereketli Topraklar Üzerinde)
Fotoğraf: ARA GÜLER



***



   "Bizler çoğu kez insan hakları üzerine konuşuyoruz. Ama aynı zamanda insanların hakları üzerine de konuşmalıyız. Diğerleri lüks otomobillere binebilsin diye neden bazı insanlar çıplak ayaklarıyla yürümek zorunda? Diğerleri 70 yıl yaşasın diye neden bazı insanlar 35 yıl yaşamak zorunda? Diğerleri müthiş derecede zengin olsun diye neden bazıları berbat bir şekilde yoksul olmak zorunda? Ben, bir parça ekmeğe bile sahip olamayan dünya çocuklarının adına konuşuyorum."

   
FİDEL CASTRO








7 Şubat 2020 Gazeteler:  "Çocuklarım aç!" dedi kendini yaktı.









Merhaba!

2 Şubat 2020 Pazar

SINIRLAR: KARA ÇİZGİLER





STEFAN ZWEIG


   Stefan Zweig'ın yıllar önce okuduğum satırları aklıma geldi. Uçakların icadı Zweig'ın neslini çok heyecanlandırmış, dünyada savaşların sonunun geldiğine inandırmıştı. Uçaklar havadan uçtuğuna göre sınır falan tanımazdı ki. Dolayısıyla sınırlar yok olacak, barış gelecekti.
   Ama o nesil birkaç yıl sonra uçakların gökten bomba yağdırarak Avrupa'yı yıktığını görmenin şokunu yaşamıştı. Entelektüel iyimserliğe karşı, politik gerçek. 


ZÜLFÜ LİVANELİ
(Serenad)



***



   "Göç, umut kapısıdır. Şu an insanlar 4,5 milyon Suriyeli'ye kızıyor. Ama göç etmesin de ne yapsın? Durduk yere göç etmez bir insan. Kuşlara soruyor musunuz? Göç edip duruyorlar... Bu sınırlar, bizim uydurduğumuz kavramlar. Bırakın insanlar neresi ona iyi geliyorsa oraya gitsin. Anadolu, her zaman göç edenlerin kapısıdır."


ERCAN KESAL
(Cumhuriyet Gazetesi)



***



KARA ÇİZGİLER

doğadaki ilk kirlenmedir
ülkelere 
bölünmesi
yeryüzünün.


FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA
(Fotoğraf: CENGİZ CİVA)








Merhaba! 

26 Ocak 2020 Pazar

YOL AYRIMI




   Bizi çevreleyen sorunlar küresel ısınma, bitki ve hayvan türlerinin yok oluşu, savaş, göç, mülteci sorunu, kadın cinayetleri, politik cinayetler, hayvanlara yönelik şiddet vb. aynı kaynaktan besleniyor.
    İnsanoğlu, yaşamı kendi girdabına çekiyor. Bize ait olan ve olmayan her şeyi adım adım yok ediyoruz.


MEHTAP CEYRAN
(Söyleşi: SACİDE ALKAR DOSTER - Cumhuriyet Kitap)



***



   Kitabın arka kapağında "köyün delisi" olarak nitelenen, kendisini hakir vakanüvis olarak gören Ömer Madra, "Yeryüzünü Nuh'un tufanı ile Dante'nin cehennemi arasına sıkıştıran iklim değişikliği ve/ya küresel ısınma... Yer yüzeyini ay yüzeyine döndüren, çöle ve cehenneme çeviren büyük enerji, inşaat ve maden şirketlerinin sonsuz ve azgın kâr hırsı... İnsanların boğazına dayanan yoksulluk ve eşitsizlik cehennemi... Yeryüzünün her yanında kol gezen ayrımcılık , milliyetçilik, militarizm, emperyalizm, savaş ve şiddet..." ile mücadele etmeye çağırıyor bizleri.
    Dünya nüfusunun üçte ikisi su kıtlığı tehdidi ile karşı karşıya! Zirai ve tarımsal ilaçların yan (aslında tam mı demeli) etkileriyle çocuklar "küçük beyinli" (mikrosefali) doğuyor. "Birkaç yıl çocuk doğurmayı düşünmeyin" uyarısını dikkate almalı! Bunu devletler dikkate alıyor: ekonomiyi düşünüyor onlar, insan sağlığını değil. En zengin yüzde on nüfus en yüksek karbon salımının yüzde ellisinin sorumlusu, en az o da. Okyanuslar ısınıyor. Kuzey Kutbu'nda, deniz dibindeki sürekli donmuş tabakanın çözülmesi, insanlığın bugüne kadar salmış olduğu karbondioksitin en az dört katının bir anda salınması riskini doğuruyor...
   Yukarıdakileri Ömer Madra'nın kitabının sayfalarından gelişigüzel topladım. Bunun ekonomik, siyasi, sosyal ve insan yaşamına etkilerini, lütfen sizler kitabı edinip okuyun. Kıyamet Tacirlerine Karşı Kıyam Et sizlerin de elinizin altında bulunmalı, her bir bilgiyi siz de paylaşmalısınız çevrenizle. Bu yaşam karşıtı düzene karşı kıyam etmek hepimizin görevi olmalı. (KORKUT AKIN - Cumhuriyet Kitap)



ÖMER MADRA
(Kıyamet Tacirlerine Karşı Kıyam Et)



***




   "En kolay yapılan şeyin kötülük olduğunu herkes bilir" diyen, Portekizli yazar Jose Saramago'nun Körlük adlı bir kitabı vardır. Filmi de çekilen romanda, insanları kör eden bir salgın, bir anda tüm dünyaya yayılır. Tüm insanlık kör olmuştur. İnsanlar kendilerini büyük bir kaos ve korkutucu bir hayat mücadelesi içinde bulurlar. Kurulu düzen çok kısa bir süre içinde çökmüş, Yağmalar, çeteler, zorbalıklar, tecavüz, pislik her yeri sarmıştır. Sokaklar ölüler, köpeklerle birlikte çöplüklerde el yordamı ile yemek arayanlar ve yağmacılarla doludur. Romanın bir yerinde biri "... biz zaten kördük.." der. Kör olmayan tek kişi kör olmadığını gizler, görür ama söylemez. Aslında ne kadar bildik bir hikâyedir ve ne kadar acıdır. Bakar körlük en tehlikeli körlük türüdür.
  Yazar Saramago, 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü alırken yaptığı konuşmasında, "... Kayaların yapısını incelemek için başka bir gezegene araçlar gönderebilecek kapasitede olan bu şizofren insanlık, milyonlarca insanın açlık nedeniyle ölmesini vurdumduymaz bir şekilde karşılayabiliyor. Mars'a gitmek komşuya gitmekten daha kolay görünüyor" diyecektir.
   İnsanoğlunun kurduğu medeniyet ne kadar pamuk ipliğine bağlı farkında mıyız? Bir anda taş devrine dönmemiz için kaç kasırga, kaç yangın, kaç deprem ya da Çernobil gerekli? Birey olarak, kaç gün, kaç hafta dayanabiliriz? Her yeri duman olan bir kıtada nefesimizi ne kadar tutabiliriz? Radyasyonla kirlenmiş ürünlerden kaç yıl sakınabiliriz? Doğa ve kendi doğamız karşısında ne kadar zayıf ve küçüğüz. Çok öğündüğümüz teknolojimiz ne karnımızı doyurur, ne susuzluğumuzu giderir. Seller, kuraklıklar, çöle dönen topraklar, hâlâ medeniyetimizden güçlüdür. Doğa biz olmadan da olur ama bizim onsuz olamayacağımızı görmezden geliriz.
   Tüm bunlara rağmen doğa hâlâ kendini bir şekilde yeniliyor. Buzul çağını atlattı, yangın çağını da atlatacaktır. Esas soru, insanlık atlatabilecek mi? Dev dinozorlara bile kalmadı bu dünya, bize de kalmayacaktır.


L. GÜLDEN TRESKE
(BirGün Gazetesi)



***



   Aylardır bir kıta yanıyor. Alevlerin 70 metreye ulaştığı, insanların canlarını kurtarmak için kıyılara sığındığı, her türlü iletişimin yok olduğu, yüz binlerce evin yandığı ve 1.5 milyon hayvanın çığlıklar atarak öldüğü bir yangın bu! Şimdi şu soruları sormanın zamanıdır, tamam iklim değişikliği, kuraklık ama uydulardan yanan kıtanın fotoğrafını paylaşan, dronlarla insan öldüren, yüzlerce füzeyi oyun oynar gibi fırlatan Dünya uluslarının bu yangını söndürmeye gücü yetmiyor mu? Bal gibi de yeter ama bu yangını istiyorlar. Onların, yavrusuna sarılıp ölen koalalar, kangurular umurlarında değil. Milyonlarca ağaç can çekişerek ölmüş, varsın ölsün! Bir kıtanın insanları evsiz kalmış, gelecekleri yok edilmiş, ölümün eşiğinden dönmüşler, varsın ölsünler!
   Sorular devam ediyor, bu yanan ormanların çöle döndürdüğü toprağın altında ne var? Hemen söyleyeyim, doğalgaz, petrol ve kıymetli madenler! Kapitalizm artık öylesine açıktan oynuyor ki, "işte" diyor, "ben koskoca kıtayı böyle yakarım!" Çünkü her kıtada, her millette onunla işbirliği yapacak vatan hainleri var.

  
IŞIL ÖZGENTÜRK
(Cumhuriyet Gazetesi)



***



   Ezelden beri insanlık iki seçenekle karşı karşıya kaldı: Ya kapitalizmin yayılan mantığının onun kolektif bir intihar yazgısına sürüklemesine izin verecek ya da tersine dünyada kol gezen o komünizm hayaletinin taşıdığı muazzam insani olanakları oluşturacak. 


SAMİR AMİN








Merhaba!

19 Ocak 2020 Pazar

İNSAN VE UMUT (2)




"Her mucize bir umutla gerçekleşir."


Prof. Dr. B. SUAT ÇAĞLAYAN
(Tıbbiyeli Hikmet)



***



   Savaştan önce her hafta gidip alışveriş yaptığı kitapçının önünde beklemeye başladılar. Kitapçı çoktan kapanmış, duvar ve kepenklerine 'Kahrolsun Hitler, Kahrolsun Faşizm' yazılmıştı. En çok da kitapçının kapanmasına üzülmüştü. Açlık vardı, sefalet de... Ama okumaya en çok ihtiyaç duyulan zamanlar böyle zamanlardı. Karanlığın aydınlık üzerindeki hükmünü yıkmak, prangaları kopartmak için en az yemek, içmek kadar önemliydi okumak. Aydınlanmanın ışığını böyle zamanlarda karanlığa taşımak gerekiyordu. Çünkü aydınlanma umuttu ve umut, içinde bulundukları zaman diliminde ekmekten çok daha kıymetliydi.


ORHAN BAHTİYAR
(Barut Kokulu Çiçekler)



***



   (...) Sanatın bütün kolları gibi edebiyat da insanı zenginleştirir, derinleştirir ve bunun sonucunda da güzelleştirir. Yani edebiyat dünyayı güzelleştirmek için değil, insanı güzelleştirmek için var. Çünkü dünya zaten güzel bir yer, onu çirkinleştiren insan. 


NESLİHAN ÖNDEROĞLU
(Söyleşi: GAMZE AKDEMİR - Cumhuriyet Kitap)



***




   Evrenin onüçbuçuk milyar yıllık tarihi daha birkaç milyar yıl sürecek gibi. Bu süreç içinde dünyanın tarihi önemsiz. Dünya tarihi içinde insanın tarihi iyice önemsiz, 24 saat içinde onbeş dakika gibi. İnsan da, dünya da vakti gelince yok olacak. O 15 dakikanın değerini bilmiyoruz.


OĞUZ DEMİRALP
(Cumhuriyet Kitap)



***



    (...) dünyanın hemen her yerinde insanların temel sorununun kaynağı aynı: kapitalizm.
  Sokak eylemlerinde yer alan gençlerin söylediği önemli bir cümle var: "Bizi genç işsizliğe, yoksulluğa, güvencesizliğe mahkûm eden kapitalizmin çarkları arasına bedenlerimizi bırakmak istemiyoruz!"
    Toplumları bireysel faydacılık temelinde kurgulayan kapitalizm, sömürüyü öyle arsızca boyutlandırdı ki, gezegenin geleceği için bu sistemi sonlandırmaktan başka yol yok. 
    Yaşadığımız dönemde sömürü üç şekilde ortaya çıkıyor.
   -İnsanın insanı sömürüsü (zengin yoksul çatışması)
  -İnsanın hayvanı sömürüsü (insan olan hayvanların başka bir tür insan olmayan hayvanları mal, eşya ve köle olarak kullanması)
   -İnsanın doğayı sömürüsü (insanlığın üzerinde kendisinin de yaşadığı tek gezegen olan dünyayı yok edişi)
   Tüm bu çarkın dönmesi için yaratılan devletler ise, sermayedarların, zenginlerin ve statü sahiplerinin borazanı... Temelden çürük, baştan kokuşmuş bu yapıdan ne adalet çıkar ne özgürlük!
   Bu ortamda yaşanan küresel kaos şaşırtıcı değilse, bunun çözümü nedir? İnsan, aklı ve deneyimleriyle bunun yanıtını çoktan buldu.
   Emeği, yaşam hakkını, paylaşmayı, eşitliği ve ortak yararı gözeten bir sistem kurulabilirse, hepimizin gelip geçici olduğu bu dünyada biraz olsun huzur bulma umudumuz olabilir.
   Zengini kayırmayan,
   Önceliği daima (insan ya da hayvan) bilinç sahibi duyarlı canlıların yaşam hakkına veren,
   Sömürmeyen ve adaleti herkes için aynı titizlikle sağlayan bir sistem kurmak gerekiyor.
   Hiç kuşkusuz insanlığın ortak sorunu kan emici kapitalizmdir. Onun ürünü olan haksız sistemin çaresi ise sosyalizmdir...


ZÜLAL KALKANDELEN
(Cumhuriyet Gazetesi)









Merhaba!


12 Ocak 2020 Pazar

GERÇEK EDEBİYAT




   "Yüreğimizdeki teli titretmeyen, içimizde bir sarsıntı ve titreşim yaratmayan şiirler, 
  romanlar, öyküler ya da oyunlar derinlemesine bir etki bırakmazlar üzerimizde."


EMİN ÖZDEMİR
(Dilin Öte Yakası)



***




CENGİZ GÜNDOĞDU


   Cengiz Gündoğdu, genelde sanatın, özelde de romanın çok yönlü işlevlerini şöyle sıralıyor: "Gerçekliğin bilgisini göstermek, insancıl duyarlılığı geliştirmek, insanı deneyimli kılmak, insanda estetik bilinç oluşturmak ve estetik haz vermek..." Gündoğdu'nun gerçekçi edebiyat mücadelesi insan içindir. Ona göre gerçekçi yapıtlar insana yaşama deneyimi kazandırır, yaşama sanatını öğretir. (GÜLAY YEŞİLİPEK - Cumhuriyet Kitap)



***



"Romanlar sahici hayatlardır, sahteliği kaldırmaz."


NECLA AKDENİZ
(Gök Kuşaksız)



***



   Gerçek; bugün en çok özlediğimiz... Postmodern çağ edebiyatının tüm dünyaya saçtığı yalanlar öylesine derin yaralar bıraktı ki bugün neyin edebiyat olup neyin olmadığını anlamak için sayısız ecinni ile çarpışmak gerekiyor.
   Yazar ajanları ile, endüstriyel yayıncılarla, sahte eleştirmenlerle, imaj-maker'larla ve siyasi manipülasyonlarla yürütülen bu edebiyat devrinde 19. yüzyıl empresyonizmi en çok özlediğimiz. 
   Denebilir ki; "Hayır dostum! Empresyon da neymiş bu çağda? Her şey yeterince görünür değil mi? Bugün anlatımcılığın lüzumu nedir?!" Ben de derim ki o sizin sarih gerçeklik olarak gördüğünüz illüzyonları ve yapıntı edebiyatı ve hatta sanatı ben kabullenemiyorum çünkü her şeyiyle sahte, ticari ve suiniyetli olduğunu biliyorum; bana lütfen eski güzelliklerimi geri getirin, ölüsüne bile razıyım; çünkü ben yazar olmaya onlarla karar verdim, onlar çekti beni elimden bu büyülü deryaya; Taşralı Bir Büyük Adam Paris'te, İki Şair, Bir Yaratıcının Çektikleri, yani Balzac'ın Sönmüş Hayalleri ruhumda ilk iz bırakanlardı. Sonrası; Flaubert, Zola, Hugo, Maupassant ve ötekiler...
   Şimdi onlar nerede; biz neredeyiz? Bankalardan çıkan dev bütçeli reklam kampanyalarının hormonlu edebiyatına hücum eden yüz binlik güruhlar nerede, ben neredeyim?! Aşka köpeklik, memleket sevgisine gerilik, nezakete budalalık diyen yeni çağ yazarları best-seller basamaklarının zirvelerine tırmanadursun; bugünlerde çıkan ve hakkında tek kelime edilmeyen "Parisli Bir Burjuvanın Pazar Gezintileri" kitabında Guy de Maupassant, kahramanı Monsieur Patissot'a şunu dedirtiyor: "Fransız nezaketi bir vatanperverlik biçimidir." 


HİKMET TEMEL AKARSU
(Cumhuriyet Kitap)



***



   "Dünyamız neredeyse tümüyle tüketim üzerine kurulmuştur. Anamalcılık hepimizi gereksiz olanın gerekliliğine bizi inandırmayı başarmıştır. Bununla birlikte gerçek bir okur hiçbir zaman iyi bir tüketici olamaz. Okur, ardı ardına kendisine sunulan salaklıklar karşısında, nice saf olursa olsun, düşünür, ölçer ki bu da tüketim için yıkıcıdır. O yüzden ekonomik güçler düşünmemizi hiç istemezler."


ALBERTO MANGUEL








Merhaba!