M. Sadık Aslankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
M. Sadık Aslankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Aralık 2022 Pazar

DİL ÜZERİNE

 

"Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır."


LUDWIG WITTGENSTEIN
(Fotoğraf: Leemage-imago)


***


   "İşin gerçeği, anadilimiz yurdumuzdur. Yurdumuzun üzerinde yaşamamız gereken mutluluğun belirleyicisi anadilimizdir. O nedenle anadilimizi öğrenmek, onu yabancı etkilerden korumak en önemli görevimizdir. Daha doğrusu yurtseverliğimizin belirleyici ölçütüdür..." Sizin sözleriniz. Devamında ne söylersiniz?

  Dili salt bir iletişim, bir anlaşma aracı olarak görmemek gerek. Dil, düşüncenin belirleyicisidir, kimliktir, aidiyettir, soluklanmadır, yaşama tutunmanın temel öğesidir, duygu ve duyarlığın penceresidir.
   Dilini bilmeyen düşünemez, soru soramaz, sürünün parçası olur, birilerince yönetilmeye hazır bir kimlik taşır. 

   (AHMET ÖZER - Söyleşi: GAMZE AKDEMİR / Cumhuriyet Kitap)


***


   En sevdiğim gücümüz... Dil harika bir şey. İnsanın gönlünü çelen destan bence. Gürül gürül doğa kokan bir dilimiz var. Türkçeyi çok ampirik buluyorum. "Dış dünyanın ayırdında olanların dili," diyorum ben. Salonlarda, araştırma laboratuvarlarında, yüksek ve penceresiz binalarda olmayacak bir özgürlüğü, bir doğaya uyumu var.
   Dilimi aşkla seviyorum... Müzik gibi, resim gibi, ılık rüzgâr gibi bir dildir Türkçe...

   (AYLA KUTLU - Söyleşi: GÜLSEREN ENGİN / Cumhuriyet Kitap) 


***


   Şiir, öykü, roman, deneme vb. edebiyat yapıtı kendisini önce dilde koyar ortaya. Konu-izlek, kurgu, biçim, şu bu hep dilden sonra. Çünkü edebiyatın yapı taşı olan dilde gerekli olgunluğa varmamış yazar, ne yaparsa yapsın eksikliğini örtemez; dil, şair-yazarın Aşil topuğudur, yapıtında turnusol kâğıdı.
   Anadili, okuma fişi, seri milli piyango bileti, gazoz kapağı falan değildir. Başta dil reddeder bunu. Demem o ki, ustalık akla gelen ilk sözcüğü metne eklemenin ötesinde arayıp bulma tutkusu, yerleştirme azmidir. O halde ustalık "çırak kalmak" tadır hep.
    (...)
   Zaten kulağımızdaki küpe ne diyor; bir yazar yaşam boyu hep "dil çırağı" kalabilmeli, eğer usta yazar olmaya niyetliyse!

    (M. SADIK ASLANKARA - Cumhuriyet Kitap)





Merhaba! 

16 Şubat 2020 Pazar

SANAT VE AŞK




  Aşk dünyanın en güzel duygusu. Güne başlamak, hayatı sürdürmek, yeşertmek ve üretmek için büyük bir motivasyon sağlıyor. Öte yandan bir yanı da oldukça zordur. Ayrılık da, kaybetmek de, kopuş da aşka dahil.
   Hüzün üç parçadan oluşur, geçmiş, gelecek ve gelmeyecek. Aşk şimdi burada olandır. Değilse hüzündür. Güzel bir ihtimal olarak kaldığında ise, leziz bir hüzün. (ZEHRA ÇELENK - Söyleşi: CAN UĞUR/BirGün Gazetesi)



ZEHRA ÇELENK



***



Bir kere üzüm: üzüm
iki kere üzüm: şarap
üç kere üzüm: şiir
üzüm üzüm üzül: aşk!


HAYDAR ERGÜLEN
(İdilikler)



***




   Aşk sanatla çok bağlıdır. Aşkın tacını takmış olan şiirdir. Çünkü en yoğun ve laf kalabalığı yapmadan aşkın en vurucu yanına nokta koyar şiir. 'Ben sana mecburum' dizesini sayfalarca anlatsanız bu etkiyi yaratamazsınız. Neruda'nın bir şiirini aldım kitaba, "Ne uzundur unutuş, ah ne kısadır aşk" bunu ancak şiirle anlatabilirsiniz. Onun için aşkın tacı şiirdir. (İNCİ ARAL - Söyleşi: BURAK ABATAY/BirGün Gazetesi)


İNCİ ARAL



***



   Aşk, yaşanılır yanıyla özelleşip hayatımıza anlam katıyor. Ne var ki bunu olgusal, kavramsal boyutta çağlar aşırı besleyen müzikten resme, tiyatrodan sinemaya, edebiyata, sanat yine de. Edebiyat deyince de şiir, öykü, roman kuşkusuz...



M. SADIK ASLANKARA
(Cumhuriyet Kitap)



***



   Önce aşk vardı, sanat sonra doğdu. Aşksız roman olmaz, sanat olmaz. Müthiş iniş çıkışlarla yaşanan, insana özgü bütün duyguların sergilendiği bir insanlık hali aşk. Dolayısıyla kaçınılmaz olarak tüm sanatların en önemli malzemelerinden biri oldu. Mitlere, söylencelere, trajedilere kaynaklık etti. Edebiyatın, şiirin, romanın temel kaynağı oldu. Resim, müzik, heykel sanatçılarına ilham verdi. Sinema zaten aşksız çıplak kalır. (İNCİ ARAL - Söyleşi: GAMZE AKDEMİR/Cumhuriyet Kitap)


İNCİ ARAL








Merhaba!







9 Haziran 2019 Pazar

İNSANDAN UMUT KESİLMEZ!




"En kusursuz cinayet yaşama sevincini öldürmektir."


PAULO COELHO




***




İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için. 
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için. 
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.


WILLIAM SHAKESPEARE




***




   


   Erich Fromm, İnsan Olmak Üzerine adlı kitabında modern sanayinin gelişmesi sonucu maddi refahın artmasıyla üretim ve mal edinimleriyle insanın sürekli tüketen haline getirildiğini, bu durumun insanın benliğini gittikçe zayıflattığını işaret ediyor. Rekabetin, üretimin ve tüketimin arasında tükenen bireyin alışkanlıklarını inceleyen Fromm, modern insanın tüketim toplumunun içinde yapayalnız ve kaygılı olduğunu, bir süre sonra kendi özgürlüğünden dahi korkar hale geldiğini belirtiyor:
   Modern insanın kendi elleriyle yaptığı şeylerin denetimi altına girdiğini ve yabancılaşma hastalığına tutulduğunu belirten Fromm, kişinin sahip olma ediminin artmasıyla kendisinin azaldığını vurguluyor. Ona göre, kişi ne kadar çok şeye sahip olursa yabancılaşması o denli büyür, kendisi azalır ve yaşamını da ifade edemez. Dolayısıyla kişi kendisinin yaratmış olduğu şeylerin ve koşulların egemenliği altına girmiştir. Artık bir hiçtir...
   Bu sıkışmış toplumsal mekanizmaya ve tüketen insanın bencilliğine işaret etse de, Fromm'un bir aydın olarak insandan ümidi kesmediğini görüyoruz. Erich Fromm, insanlığın önünde iki nihai yol olduğunu hatırlatır: Barbarlık ya da yeni insanın doğuşu... (GÜRER MUT - Cumhuriyet Kitap)




***




"İnsanlar bugünle başa çıkamadıkları zaman, iki şeyden birini yaparlar...
Ya geçmişi düşünüp dururlar, ya da geleceği değiştirmeye karar verirler."


EDWARD ALBEE
(Kim Korkar Virginia Woolf'tan?) 




***





   "Evet, bir yeni pencere önündeyiz. Pencere önü, Arşimet'in, dünyayı yerinden oynatabileceği dayanak noktasıdır. Biz orada ne kadar kavi duruş sergileyebilirsek hıza, yaşamsal hortuma karşı da yerimizi, duruşumuzu o kadar berkitiriz. Bu apaçık bir yaşam libidosu. Bu aşamada bizim yangından ilk kurtarılacak değerimiz işte bu zaten: Yaşam libidosu." 



M. SADIK ASLANKARA
(Söyleşi: MELİHA AKAY - Cumhuriyet Kitap)







İllüstrasyon: ALIREZA DARVISH






    pencerede hareketsiz dururum;
çerçeve, gökyüzü boşluğunu sınırlar.
beyaz bir bulutun portresini yapar zaman.
buna "umut" denir.


ALICJA MARIA KUBERSKA










Merhaba!

30 Eylül 2018 Pazar

EDEBİYATIN MATEMATİĞİ




   "Bana öyle geliyor ki, yazıyla görselliğin ortak bir anlatımı var. Öyle olduğu kuşkusuz, yoksa sinema sanatı da olmazdı. Zaten ben de fotoğraflarıma bakarken zaman zaman tiyatro çalışmalarımdan, öyküler için düşündüklerimden kesitler buluyorum. Belki de fotoğraflarımdaki 'ânı yakalama ve kompozisyonu kurma' özelliğimi bütün bu eski çalışmalara borçluyum. Bir 'kadr' içinde kompozisyon kurmayı tiyatro çalışmaları günlerimden, anlamlı anların yakalanması ve bir anlatıma varmasını da öykücülüğümden esinlendiğini sanıyorum. Görsel malzeme, tıpkı şiir gibi, yazı gibi, resim gibi, sahne sanatları gibi, bir yerlerden birikimini topluyor, yeni bir biçim kazanıyor ve görsel sanat oluyor. Zaten yazdığım bu öykülere dikkat edilirse, bunların bir tür fotoğraf olduğu görülür."


ARA GÜLER
(Babil'den Sonra Yaşayacağız)











   Edebiyat metni elbette kalem hüneri ama yanı sıra apaçık bir matematik metni. Okur, aktarılan olaylara bakarak kavrar belki bunu ancak yazar matematiksel bütünlük için yoğun çaba harcar yine de.
   Metnin matematiği, olayları kurgulamaktan ibaret değil o hâlde. Dilsel-anlatısal ezgiden yerleştirime, sözdiziminden imgeye, anlatmaktan anlamlandırmaya, biçimden biçeme, yan anlamdan işlevsel ayrıntıya, sözcük kimyasından simyasına hemen her yapı taşı, metindeki matematiği somutlar.
  "Soy yazar", böylesi matematik denge kurmayı, bunu sürdürmeyi başaran imzadır işte. Bir romanın şiir gibi okunabilmesi, şiirin bale tadı bırakması, öykünün film algısı uyandırması hep bu matematikle olanaklı.


M. SADIK ASLANKARA











Rüzgâr martıların izini siler.
Yağmur insanın ayak izini siler.
Güneş zamanın izini siler.
Öykü anlatıcıları yitik hatıranın, aşkın ve acının görünmeyen ama hiç silinmeyen izini arar.



   Öykü anlatma gezilerim kapsamında bir akşam Galiçya bölgesinin bir şehri olan Ourense'de anlatılarımı okumaktayım. En arka sırada oturan bir beyefendi kaşlarını çatmış, gözlerini kırpmadan bana bakıyordu: İşlerin ve günlerin sertleştirdiği, öperken dahi öfkeli bir köylünün suratı. Okuma bitince yavaş adımlarla yaklaştı ve bakışlarını sanki öldürecekmiş gibi bana sabitledikten sonra şöyle dedi: 
     "Böylesine basit yazmak ne zor olmalı!"



EDUARDO GALEANO











Şiir bir icattır. 
Düzyazı, roman-hikâye ise inşaat.



İLHAN DURUSEL













Merhaba!