21 Mart 2019 Perşembe

ŞİİR HAKKINDA



Her biriniz birer andaç
adınızla anılacak bundan sonra
söz vermek için yazılan bu şiirler

Mayısta açan gül adınızla anılacak
alanlara çıkan ses, anımsatan özlem
yarım bırakılmış bir yaşamı

Zaman adınızla anılacak Temmuza vardığında
yerinden oynayan ana yüreği
kapının her çalınışında

Adınızla anılacak körün gözünden
perdeyi kaldıran o alev
utancın yüzü yanıp durdukça

Birer adım olacak her biriniz
biri bitse bile bir başka yürüyüş için
yeniden başladıkça bu yaralı semah




Şiir, tökezleyen her şeye direnç getirmektir.


KEMAL ÖZER










   ...Şiir, dünyayı değiştirmenin araçlarından biridir. İnsan, şiirle "yeri ve formülü" bulacaktır. Şiir, insan bilincini daha ilerde bir yere atacak, insana yeni duyumlar, yeni nitelikler kazandıracaktır. Var mıdır böyle bir hayat? Vardır böyle bir hayat. Olacaktır. Nerval'in çıldırmadığı, Mayakovski'nin kendine kıymadığı, Lorca'nın kurşuna dizilmediği bir hayat...


CEMAL SÜREYA
(Şapkam Dolu Çiçekle)









Şiir, cumhuriyetçi bir konuşmadır; 
tüm öğelerinin katılımcı özgür yurttaşlar olduğu,
kendi kanunu ve amacı bulunan bir konuşma.

FRIEDRICH SCHLEGEL
















KUTLU OLSUN!

17 Mart 2019 Pazar

MÜZİK - ŞİİR - AŞK





RODRİGO AMARANTE







"Bir ağaca sarılmanın belki de en güzel yolu bir gitarı elinde tutmaktır."


ASLI E. PERKER
(Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN)








    Söyleşi: HAZAL OCAK (Cumhuriyet Gazetesi)

   ... Türkiye'nin üç tarafı sularla kaplı, fakat dört tarafı müzikle çevrili. Müzik, Türkiye'nin suyu kadar, havası kadar, toprakları kadar kıymetli. Halk tüm yaşantısını, ayrılıklarını, hasretini, özlemini, acısını müziğe zengin bir şekilde dökmüş. Belli ki çok duygusal bir coğrafyanın insanlarıyız.
   Müzik, sınırsız dalları olan kocaman bir ağaç olsun, bizler de hepimiz bu ağacın gölgesine uzanalım. Çocuklar, gençler, büyüklerimiz, kısaca herkes... Müziğin sesi sarsın hepimizin yüreğini... (EMRE DAYIOĞLU)


EMRE DAYIOĞLU - HAYRİ DEV










ŞİRİN PANCAROĞLU










    Söyleşi: NESLİHAN PERŞEMBE (Cumhuriyet Kitap)

   ... Müziğin ve şiirin olmadığı bir şey yok. İnsanlığın zaman yolculuğunda şiir, müzik ve dans birlikte yola çıkıyor. Eski ritüellerde de üçü birlikte. Zaman yolculuğunda insanlık bunları ayrı sanatlar olarak kullansa, ifade biçimi olarak değerlendirse de ne yaparsa yapsın içinde şiir, müzik, dans oluyor. Şiir serbest de yazılsa bir ritminin, ezgisinin olması lazım. Bir şair olarak müzikten fazlasıyla besleniyorum...
   ... Sevgi muhakkak ki hayatımızın en önemli boyutu ama "aşk olmayınca meşk de olmaz" diye bir ifademiz var. Aşk muhakkak var. Aşk olmadan şiir de yazılmaz. Aşk eğer sevgiye dönüşürse ki o da emek istiyor, yaşayabiliyor. Aşk sevgiye dönüşmediği zaman, namludan çıkan bir kurşun gibi gidiyor. Birini vuruyor ve sonrası yani aşkı yaşatmak, insanlara kalıyor...

  
GAZANFER ERYÜKSEL










Sen bir çapraz bulmaca çözüyorsun
Ben bir yapboz üzerinde çalışıyorum. 
Beni yeterince seviyor musun?
Bulamadığın sözcük nedir?
Seni yeterince seviyor muyum?
Bulamadığım parça hangisi?
Dün sana bozulmuştum.
 Yeterince özen göstermiyordun.
Bana bozulmuştun.
Yeterince özen göstermiyordum. 
Sözcüklerimiz çarpıştı.
Nerede kayıp parçalar?
Kayıp sözcükler hangileri?
Yine de bir çapraz bulmacanın sözcükleri gibi
parçaları gibi yapbozun
tamamladık geçen gece birbirimizi.


LLOYD SCHWARTZ
(Çevirenler: EFE DUYAN & MELİKE İNCİ)








  

Merhaba!





10 Mart 2019 Pazar

SANAT VAR!




 

Resim: CAN GÖKNİL

   ... Huzur sevginin içinde var olabiliyor. Sevgi, gücünü doğadan alıyor. Hayvan doğaya ait. İnsan da öyle. Gerçi insan bunu unutmuş. Anımsatmak istiyorum ben de. Var böyle bir dünya. Sanat var...


CAN GÖKNİL
(Cumhuriyet Gazetesi)





   Hikmet Altınkaynak (Cumhuriyet Gazetesi):
   
   ... "Bana düşlerini anlat" demesi boşuna değil Çapan'ın. Yaşadıklarında olduğu gibi düşlerinde de sorumluluk peşini bırakmaz. Yaşadıklarında ise hep arkadaşa, sevgiliye, eşe, çocuğa, sanatçıya adanan şiirler, yolculuklar kuşatır dünyasını. Bunlardan birini "Melih Cevdet Anday'ın 80. Yaş Kutlaması" için yazar:

Ne güzel yolculuktu, aklımdan çıkmaz-
Oysa unuttum nice yolculukları-
Trenle boydan boya geçmiştik bütün Fransa'yı,
Dağların yamaçlarında açan çiçekler,
Ovalarda sabahın dağılmaya başlayan sisi,
Yol alıyorduk dar saatlerinde zamanın.
İnsan bir bilebilse nereye gideceğini yola çıkarken.
Bizimki bir kaçış daha çok, nerdeyse kendimizden.


CEVAT ÇAPAN











   Özkan Mert, şairi şöyle tarif ediyor: "Şiire yolculuk, insana, doğaya ve evrenin sonsuzluğuna yolculuktur. İnsanın, doğanın ve evrenin milyarlarca yılda geçtiği yerlerden, bir dizeyle, bir şiirle geçmeye kalkan bir çılgındır, bir delidir şair!.." 








Sanat incelikler senfonisidir; 
şiir ilk dizesinde,
 roman-öykü ilk tümcesinde, 
resim ilk bakışta, 
müzik ilk notalarında 
sarsmalı okuyanı, göreni, dinleyeni.



ADNAN BİNYAZAR
(Cumhuriyet Gazetesi)










Merhaba!







   

















8 Mart 2019 Cuma

TABİAT ANA







 ... Binlerce yıl, diğer tüm canlılar gibi kendisini de tabiatın bir parçası olarak gören ve onunla ilişkisini saygı ve uyum üzerine kurarak yaşayan insanlık, monoteizmle beraber (ki, bu yaklaşık beş bin yıllık bir süredir) tabiatın kendi malı, kendisinin de tabiatın efendisi olduğunu sanmaya, onu kontrol etmeye çalışıp, kesip biçmeye, betona boğmaya, kazıp dövmeye, alıp satmaya başlamıştır...
 ... Tabiat, doğurganlığı, bereketi, zekâsı ve direngenliği nedeniyle bir dişi, bir kadın metaforuyla hemen bütün dünya dillerinde "Tabiat Ana" olarak anılıyor. İnsanOĞLU, tıpkı kendi türündeki kadına yaptığı haksızlığı, bencilliği ve zulmü senkronize şekilde "Tabiat Ana"sına da yapmaktadır...




BUKET UZUNER
(Söyleşi: ELİF SEDEF ÇELİK - Aydınlık Kitap)










Fotoğraf: EREN KARACA



Bu ışıklı gökkubbenin altında
Birkaç dakikaları bile kalmış olanlar
Yüzlerce yıl yaşayacakmış gibi
Koşuşturup duruyorlar

Ve uzakta, binlerce yıllık suskunlukta
Dağlar, bu telaşçı kalabalığa bakarak
Donup kalmışlar haşin ve kederli
Sanki birkaç dakikaları kalmış gibi yaşayacak



RESUL HAMZATOV
(Çeviri: ATAOL BEHRAMOĞLU)










DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN!



3 Mart 2019 Pazar

SANATIN NAMUSU




Şair!    
Bize yağmurdan söz etme.
O yağmuru yağdır.

(Hint atasözü)





   "Bir kitabın bize mutluluk olasılığını sunduğuna neden inandığımı tam olarak bilmiyorum. Ama bu alçak gönüllü mucize için gerçekten minnettarım" der Jorge Luis Borges. Ancak onun yaşadığı gibi küçük mucizelere şahit olmak her zaman mümkün olmuyor tabii. Hele ki günümüzde sayısı artan, Ümit Alan'ın deyimiyle, kitap benzeri ürünler arasında nitelikli eserlere rastlamak; işte bu, önemli bir mutluluk kaynağı. Bu tarz kitaplar eline geçtiğinde eminim pek çok kişi de benim gibi mutlu oluyordur. Zira Latinlerin de dediği gibi "Ars longa, vita brevis" yani "sanat uzun, hayat kısa." (KEREM GÜREL - Cumhuriyet Kitap)








    Söyleşi: ÜMRAN AVCI (Gazete Habertürk)

   Büyü kurgudur. Sanatçının ilgi çekiciliği, insanları kurguyla etkilemesine bağlanabilir. Zaten sanatın varoluşunda büyücüler çok etken. Gösterim sanatçıları tarihin ilk büyücüleridir. Yazar, büyüsünü masasının başında yapar. Onun işi de insanı ummadığı durumlarla, kurgularla, sözlerle karşılaştırmaktır. Sanatçı, çağımızda büyücünün yaptığını üstlenmiştir. İlkel dönemlerden bu yana toplum, büyüyü kendi isteğine göre yapanı başının üstünde tutmuş, yapmayanı işkencelerle öldürmüştür.
  Sanatçı, çalgısını iktidarların havasında çalıyorsa ondan iyisi yoktur. Egemenlere eleştiri okları savuruyorsa hapislerde çürütülür. Tarih boyunca gerçek sanatçının böyle bir bahtsızlığı olmuştur. İnsanlığın hayrına bir şeyler yapıp da başına kötü şeyler gelmeyen sanatçı yok gibidir. Federico Garcia Lorca öldürüldü. Pablo Neruda, üzerinde hep bir baskının ağırlığını yaşadı. Thomas More'u düşünün. Başını gövdesinden ayırdılar! O dönemde sakal düşünürlerin simgesi; kafası idam kütüğüne yerleştirilirken, "Onun günahı yok" diyor, sakalını kütükten sallandırıyor.
   Picasso, "Resim, senin benden istediğin değil, benim sana verdiğimdir" diyor. Gerçek sanat budur. Sanatçı, talebi karşılayan bir aracı değil, yaratıcı gücünü sergileyen kişidir. Aman yarabbi, sokaklarda romancıdan geçilmiyor! Okuyorsunuz, düz anlatıdan başka bir şey yok. Dil kaygısı yok. Estetik, sanatın namusudur; o hiç yok! Yazılan estetik tat vermiyorsa, satırlar boş vagon gibi, takur tukur önünüzden geçiverir. Hangi türde olursa olsun, yazılan inandırıcı, düşünsellik belirgin olmalıdır. Röportaja başlamadan hüzünden söz ettiniz. "Bozkır Aydınlığında Aşk"ta bir cümle var: "Mutluluk gelimi gidimi tez bir konuktur; acı ise, gittiği yere postu seren yüzsüzün teki!.." Bir okur bu sözü yazıp görebileceği bir yere yapıştırmış. Demek ki, düz anlatma pek de önemli değil, anlatı düşünceyle beslenirse anlam taşıyor. Sanatçı, kişiyi düşündürmeli, beğeniyle duyarlı kılmalı. Gereksinimler göz önünde bulundurularak sanat yapılmaz. Ayrıca, sanat tevazu ister; büyücü her an içimizde olmalı, bizimle yaşamalı, bizimle soluk almalı. Yaptığını göklere çıkaranlar var. Öyle yapanı kimse ciddiye almaz.  


ADNAN BİNYAZAR
(Fotoğraf: LÜTFİ ÖZGÜNAYDIN)










    Söyleşi: DERYA AYDOĞAN (BİRGün Gazetesi)

   ... Gerçek sanatçılar tarihte her zaman zorluklar yaşamış insanlardır. Müzikte öyle, heykelde öyle, resimde öyle, hepsine bir bakın. Tiyatroda da öyle oldu haliyle. Bu bakımda bu onların kaderidir demek istemiyorum. Sanat satılacak bir şey değildir. Böyle dükkânını açıp sanatı satamazsınız. Zaten sanatı satanlar çok zengin oluyorlar ama sanatçı olamıyorlar. Onun için bu bir ruh meselesi. Yani ben hem zengin olurum hem sanatçı olurum gibi bir şey yok. Tekrar söylüyorum, yok öyle bir şey. Mümkün değil. Çünkü ruhunuz yozlaşıyor. Yani işin içine para girdi mi, ticaret girdi mi aşk uçar gider. 
   Şöhreti taşımak çok zordur. Eğer entelektüelseniz, şöhreti taşırsınız. Çünkü okursanız bilgi sahibi olursunuz, nerede olduğunuzu bilirsiniz, haddinizi bilirsiniz, neyin ne olduğunu, neyin doğru olduğunu bilirsiniz. Sanatı daha bilimsel bir şekilde yapmak, dünya meseleleriyle ilgili olmak, dünyaya açık olmak ve okumak, okumak... O zaman şöhret size hiçbir şey yapamaz.



ZELİHA BERKSOY













Merhaba!
    
   





   






24 Şubat 2019 Pazar

EY ÖZGÜRLÜK !




Okul defterlerime
Sırama ağaçlara
Kumlar kar üstüne
 Yazarım adını

Okunmuş yapraklara
Bembeyaz sayfalara
Taş, kan, kağıt veya kül
Yazarım adını

..........

..........

Kapımın eşiğine
Kabıma, kacağıma
İçimdeki aleve
Yazarım adını

Camların oyununa
Uyanık dudaklara
Sükutun ötesine
Yazarım adını

Yıkılmış evlerime
Sönmüş fenerlerime
Derdimin duvarına 
Yazarım adını

Arzu duymaz yokluğa
Çırçıplak yalnızlığa
Ölüm basamağına
Yazarım adını

Geri gelen sağlığa
Kaybolan tehlikeye
Hatırasız ümide
Yazarım adını

Bir tek sözün şevkiyle
Dönüyorum hayata
Senin için doğmuşum
Seni haykırmaya

Özgürlük

PAUL ELUARD
(Çeviri: Melih Cevdet Anday & Orhan Veli Kanık)



PAUL ELUARD
(Fotoğraf: Dora Maar)







   "Özgürlük baylar, özgürlük! 
Özgürlük, kimin elinden alınırsa onu tekrar ele geçirinceye kadar mücadele edecektir. 
Kendisini boyunduruk altına almaya çalışanlara karşı koyacaktır."

JOHN QUINCY ADAMS
(ABD'in 6. Devlet Başkanı)







   MAVİSEL YENER - Cumhuriyet Kitap

   ... Pergamon (Bergama) Devleti'nin son kralı III. Attalos, ardında varis bırakmadan MÖ 133'te ölür, ardında bir vasiyet bırakır: "Populus Romanus bonorum meorum here esto", yani "Roma, mülkümün sahibi olacaktır."
   Attalos, krallığını Roma halkına miras bırakmıştır. Diğer bir söyleyişle ülkenin yöneticisi Roma İmparatorluğu ile anlaşarak Pergamon Krallığı'nı Roma'ya peşkeş çekmiştir. Böylece Anadolu'nun hâkimiyeti Romalılara gümüş bir tepside sunulmuştur. Ancak tam bu sırada Aristonikos ortaya çıkıp vasiyeti tanımadığını açıklar. Aristonikos, III. Attalos'un üvey kardeşidir. Herkesin hukuk karşısında eşit olmasını öngören, vasiyetin geçersizliğini savunan Aristonikos, dünya tarihi için önemli bir hareketin öncüsü olur; Anadolu'da ilk köle başkaldırısı başlamıştır. Bu hareket kısa sürede Batı Anadolu'yu sarar. Kölelerin hiç hakları yoktur, insanlık dışı şartlarda, ağır işlerde çalıştırılırlar. Mal gibi alınıp satılırlar, evlenmeleri yasaktır. Aristonikos'un başkaldırısı, yakınlardaki diğer kentlerden de destek bulup geniş köle katılımlarıyla yayılır. Ege'de bir şeyler olur; krallar tahtlarında rahat değildir, isyanın kendi ülkelerine ve kölelerine yayılmasından korkmaya başlamıştır. 
   Roma, isyanı bastırmak için Anadolu'ya bir ordu gönderir. İzmir tuzlası yakınlarındaki Leukai'de bir savaş yapılır, bu savaşı Aristonikos kazanır, bu zafer köleler arasında büyük bir başarı sayılır. İki yıl sonra Roma, MÖ 129'da Anadolu'ya daha büyük bir ordu gönderir. Manisa-Kırkağaç yakınlarında yapılan savaşı Roma kazanır. Üç yıl süren özgürlük mücadelesinin ardından Aristonikos yakalanıp Roma'ya gönderilmiştir; orada cezası kesilir. Roma için artık Anadolu'nun tüm kapıları açılmıştır...


ARİSTONİKOS

   Sadece özgürlük için değil, sınıfsız bir toplum ve kardeşlik içinde yaşanacak bir Heliopolis (Güneş Şehri) kurmak için mücadele eden Bergamalı Aristonikos şöyle der: "Herkes güneşin ışığından nasıl eşit yararlanıyorsa Güneş İli vatandaşları da tüm haklardan eşit yararlanacaktır." (Güneşe Çağrı-Aristonikos İsyanı / M. OSMAN AKBAŞAK)  










Merhaba!



17 Şubat 2019 Pazar

ÖLÜMSÜZ YILDIZLAR



DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ

"Bana çiçek getirin, 
dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin!"
(Köy öğretmeni Şefik Sınığ'ın son sözleri.)

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Bütün çiçekleri getirin buraya,
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
Son bir ders vereceğim onlara,
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin getirin... ve sonra öleceğim.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum,
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları,
Geniş ovalarda kaybolur kokuları...
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri,
Hepinizi hepinizi istiyorum, gelin görün beni,
Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.

..........
..........

CEYHUN ATUF KANSU






   Ceyhun Ağabey ile Christian Dior... Sanmam ki Ceyhun Ağabey'i şu Ankara'da tanımayan biri olsun. İstanbul'da da öyle. Biliyorsunuz, Ceyhun Ağabey, biz sanatçıların cumhurbaşkanı adayıdır. Christian Dior'a gelince, onun adını duymayan mı kaldı? İşte iki adıbelli kişi. Ceyhun Ağabey şiirleriyle, yazılarıyla ün yaptı. Ülkücülüğüyle de aramızda efsane değerleri kazandı. Hekimdir kendisi aynı zamanda. Bundan yirmi yıl kadar önce Muzaffer Erdost'tan duymuştum: Ceyhun Ağabey yedeksubay okulundayken Altındağ'da bir oda tutmuş, tatil günlerinde arkadaşları gezip eğlenirken o, bakımevi haline getirdiği o odada yoksul kişilerin sağlık sorunlarıyla ilgileniyormuş, karşılığında bir bedel almadan hastalara bakıyormuş. Bunu öğrendikten sonra Ceyhun Ağabey'in şiirine başka türlü bakmaya başladığımı anımsıyorum. Christian Dior ise, bir yerde okumuştum, şöyle ad yapmış; yetenekli bir makastarmış; bir gün Tergal fabrikalarının patronu (aynı zamanda Fransa'nın en çok satan gazetelerinden birinin, L'Aurore'un patronu) olan Bay Pierre Boussac onu çağırtmış, kendisini en büyük reklam olanaklarıyla dünyanın birinciye gelen terzisi yapacağını, bunun için hiçbir özveriden kaçınmayacağını söylemiş, bütün bunlara karşılık, büyük terzi olduktan sonra kendisinden tek bir isteği olabileceğini belirtmiş. L'Aurore gazetesi ve bağlı organları hemen yoğun bir reklam kampanyasına girişmiş. Christian Dior gerçekten dünyanın en ünlü terzilerinden biri olmuş. Sonra da koruyucusunun o tek isteğini yerine getirmiş: uzun etek modasını açmış. Böylece Tergal fabrikaları iki kat kumaş çıkarmaya başlamış... (CEMAL SÜREYA - Şapkam Dolu Çiçekle)








   Octavio Paz'ın bir sözü var, "Gökyüzünde bir yıldız kaysa, parıltısı bir anda tüm dikkati çeker, ama ömrü birkaç saniyedir; bir de ufak ışıltılı da olsa, yıldızlar var, milyonlarca yıldır ışıldayan ve ışıldayacak olan" diye. Diyeceğim şu: Zaman zaman sistem körüğüyle pompalanan "akım"lar, "yıldız kayması" misali gelip geçicidir. İyi olan kalır. Hayatın terazisi şaşmaz. Karacaoğlan televizyonlara mı çıkmış ki, saraylarda mı beslenmiş ki? Ama şiirleri göğün sönümsüz yıldızları gibi gönüllerde ölümsüzlüğe kazılı. Onun döneminin "saray yalakalarını" kim anımsar? (NİHAT BEHRAM - Söyleşi: CANSU FIRINCI, soL Haber)










Merhaba!