27 Aralık 2015 Pazar

DOĞAYA DAİR



   Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?
Hiç vaktiniz yok, "Fast live", "Fast food", "Fast music", "Fast love"...
Dikte ettirilen "yükselen değerler", "in" ler, "out" lar...

Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi.
Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar, size sesleniyorum!
Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?

Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?
Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?

Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?
Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?
Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?
Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında?

Koklamak, duymak, dokunmak yok mu yaşam skalanızda?
Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?

EROL ONUR









   Goril Koko, şüphesiz dünyanın en meşhur gorili. Goril Koko'yu meşhur eden özelliği ise işaret dili ile iletişim kurabilmesi. Goril Koko, 1971 yılında San Francisco Hayvanat Bahçesi'nde dünyaya geldi. En yakın arkadaşı Francine "Penny" Patterson ile Amerikan İşaret Dili'nin özel bir şeklini kullanan Koko, binden fazla işaret biliyor.
   Goril Koko, Paris'te devam eden İklim Zirvesi'ne şu video mesajı gönderdi:
   "Ben Koko. Ben çiçeğim, ben doğayım. İnsanları seviyorum, dünyayı seviyorum, ancak insanlar salak, salak! Çok üzülüyorum, ağlıyorum. Zaman azalıyor, dünyayı düzeltmeliyiz, Ona yardım etmeliyiz. Çok çabuk olmalıyız, doğa sizi görüyor. Teşekkürler."
   Bir hayvanın kendi türünün ya da diğer hayvanların yararına iletişime geçmesi oldukça nadir rastlanılan bir durum, ancak Koko bunun yaşayan bir kanıtı. Sevgili dostumuz Koko, mesajında kullandığı cümlelerde dünyadaki tek türün insan olmadığını bizlere bir kez daha hatırlatıyor.




   Goril Koko ile Robin Williams arasında da müthiş bir arkadaşlık vardı. 2014 yılında hayatını kaybeden Robin Williams, bir belgesel çekimi için 2001 yılında, Goril Koko ile bir araya gelmişti. Williams, daha sonra yaptığı röportajda Koko ile geçirdiği zamanın unutulmaz olduğunu belirtmişti. Williams'ın ölüm haberini alan Koko'nun, o sıralar sessizleştiği ve içine kapandığı belirtilmiş, vakfın çalışanları da Koko'nun ağladığına şahit olduklarını bildirmişti.














Hayvanlar konuşmadıkları için
Kim bilir ne güzel düşünürler

MELİH CEVDET ANDAY








Merhaba!

20 Aralık 2015 Pazar

NÂZIM HİKMET







   Ekmek paramı çıkarmak için cezaevinde berberlik yapıyordum. Bir gün otururken, Nâzım Hikmet içeri girdi. Orada bulunanların hepsi ayağa kalktı. Ben de aynanın önünde oturuyordum. Benim yanıma gelip, "Merhaba İbrahim, senin resmini yapmak istiyorum" dedi. Ben istemedim, "Ben de ressamım, kendi resmimi aynaya bakarak yapabilirim" dedim. O zaman "Sen benim resmimi yap" dedi. Daha resmini bitirmeden kağıdı elimden çekip aldı ve diğer resimlerimi de görmek istedi. Sonrasında resim çalışmalarını birlikte hızlandırdık. O benim ustamdı. Bana boyalar, fırçalar verdi. Çok destekledi. O yıllarda kendisini ziyarete gelen önemli kişilere, resimlerimi gösterip, beni tanıtıyordu. Hatta Kemal Tahir'e yazdığı mektupta "Ben burada, içeride bir ressam Yunus Emre keşfettim. Köylü, köy mektebinde okumuş. Yaptığı resimleri görünce, milletimle bir kere daha övündüm" diyordu. Ayrıca bana sosyoloji, ekonomi politika ve felsefe konularında da bilgiler verdi, kültürle donattı. Gerçekten büyük adamdı. Adeta bir güneşti. Beni ışığıyla aydınlattı. Onun gibi insanlar kolay kolay gelmez. 




İBRAHİM BALABAN





Köprüden emanetçi Nuri Efendiye verip
bir servi sandık yollasa bana memleketim İstanbul
bir gelin sandığı
Çınnn diye çıngırağını çınlatıp kapağını açsam
iki top şile bezi
iki çift bürümcük gömlek
kılaptan işlemeli mermerşahi mendiller
Edirne sabunları
tülbent torbalarda lavanta çiçeği
ve sen çıksan içinden
Vay anam vay ne kadar güzelsin
Gülüşünde İstanbul'un abu havası
İstanbul'un lezzeti bakışında
A benim sultanım efendim, izin versen
ve cüret edebilse Nâzım Hikmet kulun
koklayıp öpmüş gibi olacak yanağını İstanbul'un

NÂZIM HİKMET










    "Ben büyük değilim. Halkımın sıradan ve gariban bir ozanıyım. Buna inanıyorum ve onur duyuyorum. Bazı adamlar "Son elli yılın en iyi kitabını ben yazdım" diyorlar. O, kendi iddiası muhteremin. Nâzım Hikmet'in memleketinde böyle laflar edilir mi?"


AHMED ARİF










Merhaba!

13 Aralık 2015 Pazar

ALIN TERİNİNDİR YARINLAR





İBRAHİM BALABAN





Biz olmasak gökyüzü, biz olmasak üzüm,
Biz olmasak üzüm göz, kömür göz, ela göz;
Biz olmasak göz ile kaş, öpücük, nar içi dudak;
Biz olmasak ray, dönen tekerlek, yıkanan buğday,
Ayın onbeşi;
Biz olmasak Taşova'nın tütünü, Kütahya'nın çinisi,
Yani bizsiz
Anne dizi, kardeş dizi, yar dizi
Güzel değildir.

ENVER GÖKÇE








   Karl Marx, Komünist Manifesto'da (1848) geleceği görerek şöyle demişti: "Avrupa'da bir hayalet dolaşıyor: Komünizm hayaleti! Eski Avrupa'nın bütün güçleri bu hayaleti defetmek için ittifak kurdular."
   25 Aralık 1991'de Kremlin'deki kızıl bayrak indirilene kadar dünya burjuvazisi bu hayaletin nefesini ensesinde hissetti. Elbette bu kovalamacanın dünya halkları için olumlu sonuçları da oldu. Bugüne kadar dünya işçi sınıflarının bütün hakları sosyalizm mücadelesi, daha doğrusu dünya burjuvazisinin komünizm korkusu sayesinde kazanılmıştır. Orta sınıflar bu korku sayesinde var olmuşlardır. Komünizm korkusu dünya burjuvazisinin, özellikle 20. asrın ortalarında sosyal demokrasiyi güçlendirmesini sağladı. II. Enternasyonal'in mirasını sırtlayan sosyal demokrasinin burjuvaziyle izdivacı "refah devleti" anlayışını doğurdu. Kârları artırmak, ekonomiyi sürekli büyütmek tehlikeliydi; "toplumsal kalkınma", "refahın tabana yayılması", yanı sıra insanların eğitim, sağlık, güvenlik ihtiyaçlarını kısmen de olsa karşılamak gerekiyordu. Aksi halde "kaos/anarşi" çıkardı; siyasi grevler olur, ipin ucu kaçarsa işçiler silahlanır, maazallah komünizm hayaleti ufukta belirirdi; zira Lenincilik, Maoculuk kapitalist ülkelerde kol geziyor, gençliğin zihnini tutuşturuyordu.
   Sosyalizmin varlığı kapitalizmi ehlileştirmiştir.
   O beğenmediğiniz "Berlin Duvarı" yıkıldıktan sonra dünya burjuvazisinin korkuları sona erdi. Willy Brandt, François Mitterand gibi adamlar sahneden çekilirken, Tony Blair gibi alçakların "üçüncü yol" numaraları nasıl ortaya çıktı sanıyorsunuz? Her şeyin maddi ve siyasi bir temeli vardır.
   Bugünün dünyasında komünizm hayaleti yok. Kapitalizmin vahşi piyasaları milyonları öğütüyor; orta sınıflar yok olmak üzere; meslek sahibi hızla proleterleşiyor; Akademi çürümüş; sosyal hayat sanal alemlere taşınmış, insanlar yüz yüze görüşecek ya da kitap okuyacak yerde internet bağımlısı olmuş. Kapitalizm insanların zihnini ele geçirmiş. Kazanılmış bütün haklar birer birer geri alınıyor. "Sosyal refah, kalkınma" falan hikaye! Şu gelir eşitsizliğine, silahlanma yarışına, paylaşım savaşı iştahına bakın! Güçlü bir uluslararası sosyalist akım olsaydı emperyalizm mazlum milletlere bunca alçaklığı yapabilir miydi?
   Paris komünü iki ay, insanlığın Ekim Devrimi'yle başlayan sosyalizm deneyimi ise aşağı yukarı bir asır sürdü. Fakat tarih devam ediyor. Yine korkacaklar! (YAVUZ ALOGAN-Aydınlık Gazetesi)






Alın terinindir yarın
Yok olup gitmenin telaşında katiller
Durduramaz savaş ortasında yürüyüşü
Saflarda düşenler

SENNUR SEZER










Merhaba!

6 Aralık 2015 Pazar

BİR GARİP AŞIK






   
   "Bir gün defterimi istedi ve başladı yazmaya, sonra da 'Al bakalım düşes' dedi, bana 'düşes' derdi: 'Size şiir yazdım.' Baktım, 'Sere Serpe' şiiri!"





   Bir başka gün, yine yan yana sessizce oturuyorlar. Bella ders çalışıyor, ancak Orhan Veli bu kez sadece susmakla kalmıyor hiçbir şey yapmıyor. "Oysa ya resim yapar, ya şiir yazar ya da bir şeyler okurdu. Ben de 'İyi misiniz, gemileriniz mi battı' dedim. 'Bir şeyim yok' dedi, 'Ama ne yazıyorsunuz ne de çiziyorsunuz, bir şeyiniz var' diye üsteleyince 'Evet var, biliyorum ama anlatamıyorum' demişti. Sonra da o ünlü 'Anlatamıyorum' şiirini yazıp 'Buyrun bunu size hediye etmek isterim' demişti."


Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilemezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.


   Bella Orhan Veli'nin çok yakın bir arkadaşıydı. Şairin en çalkantılı şiirlerini yazdığı yıllarda kur yaptığı kadınlardan biri. Bu sevdayla karışık hoşlanmaya hiçbir zaman karşılık vermedi Bella Hanım. Lâkin adı gibi biliyordu Orhan Veli bir şairdi ve şairler birçok kadına aşık olabilecek kapasiteye sahipti huyları kurumasın. Ama arkadaşlıkları Orhan Veli ölene kadar devam etti. Cenazesinde gizli bir köşede ağlayan küçük kadın da sere serpe yatan Bella Eskenazi'ydi.






şiir gibi bakan kadınları
 şiirden anlayan adamlar sevmeli.
sevmeli ki, ziyan olmasın o mısralar..

ya da, şiir gibi bakan kadınlar
şiirden anlayan adamları sevmeli.
sevmeli ki, ziyan olmasın o mısralar..

ya da onun gibi bir şey işte..

ERTUĞRUL BAYAM







Merhaba!

29 Kasım 2015 Pazar

UMUT ŞİİRDE



"Bir toplumda ozan yoksa, yetişmemişse, yetişmiyorsa o toplum bir süre sonra tarihten de silinir. Ozanı olmayan, şiirden yoksun bir toplum yok olur gider."


OKTAY AKBAL





Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!




TEVFİK FİKRET




Ah yaktık şu mübarek vatanın her yerini
Saçtık eflake kadar dudunu ateşlerini
Kapadı gözde olanlar çıkacak gözlerini
Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini
Yoğimiş kurtaracak bahtı kara maderini

(Ah şu mübarek vatanın her yerini yaktık
 Dumanını ve ateşlerini de göklere kadar saçtık
Gözde olanalar çıkacak gözlerini kapadı
Düşman vatanın bağrına hançerini dayadı
Yazısı kara anasını kurtaracak yokmuş)




NAMIK KEMAL





Atatürk, Namık Kemal'e ve Tevfik Fikret'e çok şey borçludur.
Namık Kemal vatan yokken vatan diyor.
Tevfik Fikret özgürlük yokken hürriyet diyor.
Başka ülkelerde bu yok.
Fransa, Almanya vb. gibi değiliz.
Biz özgünüz.
Türkiye'yi şairler yarattı.
Gerçekten Namık Kemal Osmanlı İmparatorluğu varken, vatan üzerine şiir yazıyordu.
Tevfik Fikret Osmanlı'da şeriat hukuku geçerliyken 'mürit'ten, 'kul'dan, 'tebaa'dan değil, 'insan'dan söz açıyordu.
Türkiye'yi şairler yarattı.
Edebiyatçılarımızın varoluşumuzdaki katkıları çok büyüktür.
Mayamızda şiir var.




İLHAN SELÇUK






Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile,
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Her biri vazgeçilmez cihan parçası. 
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun?




AHMED ARİF







"Şiir yazılan toplumda asla umut kesilmez."


CEYHUN ATUF KANSU







Merhaba!

24 Kasım 2015 Salı

HALKIN ÖĞRETMENİ




Mademki biliyorsun, neden öğretmiyorsun?
Zamanını boşa geçirdin ne işe yaradı?

(Sümer Atasözü)








Ben bir öğretmenim
Işık sürerim ekmeğime
Sevgi sürerim
Mesleğime boynuz takamam
Sonra nasıl bakarım
Çocuklarımın yüzüne



ALİ YÜCE







   Köy enstitülü öğretmenlere kadar, Türkiye'deki öğretmen okullarının mezunlarının büyük bölümü, okul ve ev dışındaki zamanlarını şehirlerdeki öğretmen derneklerinin lokallerinde veya şehir kulüplerinde kağıt oynayarak geçiren, halkla ilişkisini sınırlı tutan, öğrenciyi yaratıcı ve sorgulayıcı biçimde yetiştirmek ve halkı eğitmek gibi bir derdi olmayan, günün koşullarına göre iyice bir aylık alan bürokratlaşmış öğretmenlerdi.
   Halbuki köy enstitülerinin mezunlarının çok büyük bölümü üretken, sorgulayıcı, ekip çalışmasına alıştırılmış, dik başlı, özgüvenli, atak, toplumsal sorumluluk duygusu taşıyan, mesleğini çok önemseyip seven, mesleğini kimliği haline getirmiş, Türkiye'nin demokratik devriminin kazanımlarının önemini kavramış öğretmenlerdi. Kendilerinin cumhuriyeti koruma ve halkı eğitme gibi bir misyonlarının olduğuna inanmışlardı ve birçok sorunun çözümünün eğitimden geçtiğini düşünüyorlardı.(YILDIRIM KOÇ- Aydınlık Gazetesi)





Yıl 1946
Düziçi Köy Enstitüsünde
Bu dünyaya ayak bastım ben
Ekmeğime ışık sürdü Tonguç
Eşitlik özgürlük sürdü
Sevgi doldurdu gönlüme
Bin yıllık uykudan uyandım
Bir gramcık bilgi için
Tırmanmadık yokuş koymadım ben
Saç döktüm ömür tükettim
Öğrenmeye doymadım ben


ALİ YÜCE
















Merhaba!

20 Kasım 2015 Cuma

PERDE ARKASI







Yaşamak gerekiyorsa eğer,
Bir çocuk oyunu kadar renkli olsun.
Dünyayı kardeşlik dallarında,
Uçan kuşlar doldursun.
Sen dargınlık ağacı barış ve yemiş ver.

Birleşiniz bütün dünya çocukları,
Kalp kırılmadıkça sürüp gider oyun.
Yorulunca bir dost sesiyle uyuyun,
Sabah, kalbinize örtsün şafakları...

CEYHUN ATUF KANSU









   Silah satan ülkelerin en büyük pazarı Orta Doğu. Orta Doğu'da önümüzdeki 10 yıl içinde 110 milyar dolarlık bir satış pazarı olduğu belirtiliyor.
   2014'te en çok silah satan ülkeler:
   1- ABD: 23,7 milyar dolar
   2- Rusya: 10 milyar dolar
   3- Fransa: 5 milyar dolar
   4- Birleşik Krallık: 4,2 milyar dolar
   5- Almanya: 3,6 milyar dolar
   6- İtalya: 2 milyar dolar







Batı'nın perde arkasına bakmasını beklemeyin, çünkü orada Batı'nın ta kendisi var.







   Mülteciler için Avrupa'ya acil çağrı: Ege cesetlerle doldu hemen harekete geçin.
   Sevincini ve daha güzel yarınlar umudunu bizlerle paylaşan Yunanistanlı doktor şunları ifade ediyor: "Hayatımın en güzel anlarından bir tanesi. Bir bebeğin Midilli'nin Skamia bölgesinde Ahaialı  doktorlara gülümsemesi..." (Milliyet Gazetesi)














Merhaba!