19 Aralık 2021 Pazar
AYDINLAR VE EMEKÇİLER
12 Aralık 2021 Pazar
BİR ÖYKÜYDÜM SADECE
Edremit'in Tahtakuşlar köyünde sağdıcım,
Zeytin ağaçlarından denize doğru rüzgârlanan
Dargın bakışlarınızı uykularıma çizerek
Zamanı böldüğüm dağ yollarında,
Gerçeği kendi yüreğinde kanayan
Çaresiz bir yolcuyum, oraya doğru
Bir öyküydüm,
Gözlerinizde yazıla yazıla.
(...)
Bir vuruşta dağları devirip yol açan
Edremit'in Tahtakuşlar köyünde sağdıcım.
Bir öyküydüm, sadece...
Bir kahve sohbetinde söyleye söyleye
Kendi dudaklarında kanayan.
Şükran Kurdakul şairliğinin yanında çok önemli bir edebiyat tarihçisiydi. Daha da mühimi önemli bir yazar örgütleyicisi. Vefasızlık her yanı alabildiğine kuşattığından yazınımıza hizmet eden bir kuşak çarçabuk silindi. Mustafa Nihat Özon, Raif Mutluay, Tahir Alangu gibi isimler unutulanlar mezarlığına gömüldü bir kere daha. O izleği kendi dünya görüşünde biçimlendirerek sürdüren bir edebiyat emekçisiydi Kurdakul.
Ayvalık'ın tozlu yolları... Çamlık'a bir an önce varmak için sabırsızlanıyoruz. Yanımızdan hızla bir dolmuş geçiyor. İçinde siyah yemenili Yörük kadınları. Bir zeytin ağacının altında mola veriyoruz. Çok değil on dakika sonra Ege'nin heybetine kuşbakışı tahta bir masadan bakacağız. Şükran Amca "Ehlikeyfin keyfini ne tazeler?" diye soracak; onu kıkır kıkır, "Taze elden, taze pişmiş, taze kahve tazeler," diye yanıtlayacağım. Sonra beyaz bir kâğıt çıkartıp, söylediklerini yazacağım.
Şükran Amca'nın pazartesi günleri Cumhuriyet gazetesinde yazı günü. Ona asistanlık etme sorumluluğunu üstleneceğim. Yazı biter bitmez motora atlayacağız. Ver elini Cunda... Rakı, adabey balığı, kabak çiçeği dolması.
Şimdi düşünüyorum da, kışın bir an önce bitmesini, yazın bir ipekböceği gibi kozasından sıyrılıp hemencecik gelmesini beklerdim. Gelsin de soluğu teyzemin yazlığında alayım diye. Teyzemin yazlığıyla Şükran Amca'nın yazlığı arasındaki mesafe yok denecek kadar az. Koşarak değil uçarak giderdim yanına.
Toplumsal sorumluluk karşısında özgür bir birey olmadı Şükran Amca. Daha açık söylersem, hayatını toplumsal sorumluluklardan koparmadan biçimlendirmeyi başardı. Bunu günümüz insanlarının sıkça başvurduğu süslü sunumlarla değil, içeriden, derinden bir kaynak suyu gibi ilerleyerek yaptı.
Şükran Amca... Üniversite yıllarım boyunca düzenli olarak her ay harçlık yollayan... Ayvalık'ta bol yıldızlı bir gece... Rüzgâr esiyor, içim ürperiyor. Bir balıkçı ötede palamarı çözüyor. Kediler ısrarla balıkçıyı bekliyor.
"Hey... Sait Faik'in kedileri bunlar..."
Rakı kadehi elimde... Gülüşüyoruz.
"İlerde yaz bunları..."
"Seni hayal kırıklığına uğratmak istemem ama ben çok yaşamam Şükran Amca."
"Hadi oradan köftehor..."
O benim gecemin en güzel, en parlak yıldızı artık. Zor zamanlarımda uzaktan el sallıyor. (EREN AYSAN - BirGün Gazetesi)
Merhaba!
5 Aralık 2021 Pazar
ELLERİN İMECESİ
28 Kasım 2021 Pazar
AZİZ NESİNLİK
Aziz Nesin, muhalif ve antimilitarist kişiliği ile tanındığı için pek çok kişi şaşırtıcı bulabilir ama Kuleli'den sonra Harp Okulu'na gider ve buradan mezun olur. (1937) Sekiz yıl da subaylık yapar. 1944'te bir şikayet üzerine cezalandırılır. Askerlikte kalmak istemez ve savunma yapmaz. Sonuçta ordudan ihraç edilir. Kazandığı emeklilik maaşını da reddeder.
21 Kasım 2021 Pazar
BATI'NIN İKİYÜZLÜLÜĞÜ
Polonya-Belarus sınırında yaşanan sığınmacı trajedisi tekil değil. Dünyanın dört bir tarafında benzer sahneler yaşanıyor. Daha iyi bir yaşam umuduyla Doğu'dan Batı'ya, Güney'den Kuzey'e doğru yaşanan göçü hiçbir bariyer durduramıyor. Kavimler göçünü aratmayan bu durum kapitalist-emperyalist sistemin eseri. Kapitalist sömürünün emperyalist saldırganlığı ve despot rejimlerin hükmü sürdükçe, 'yeryüzünün lanetlileri'nin göçü de devam edecek.
(Fotoğraf: AA)
Kapitalist-emperyalist dünya sisteminin açlığa, savaşlara, çatışmalara mahkûm ettiği milyonların daha iyi bir yaşam umuduyla yaptığı yolculuk devam ediyor. Kapitalist-emperyalist sistemin kriziyle birlikte bu göç akını son yıllarda daha da artmış durumda. Yoksulluğun girdabında debelenen güney yarım küreden kuzeye, doğudan batıya doğru yaşanan göç akını adeta 'kavimler göçü'nü andırıyor.
Her yıl on milyonlarca kişi savaştan, çatışmadan, açlık ve yoksulluktan dolayı yerini, yurdunu terk ederek gelişmiş ülkelere gitmeye çalışıyor. Daha fazla kâr, daha fazla sömürü uğruna eşitsizliği, adaletsizliği her geçen gün daha da derinleştiren egemenler, 'yeryüzünün lanetlileri'nin bu akınını durdurmak için seferber olmuş durumda.
Sermayenin serbest dolaşımı için sınırları kaldıran Batılı emperyalist ülkeler, söz konusu yoksullar olunca sınırlara duvarlar örüyor, tel örgüler çekiyor, muhafız güçlerine milyar dolarlar akıtıyor. Yeter ki kendi müreffeh adalarına 'baldırı çıplaklar' gelmesin.
Avrupasından Amerikasına, Avustralyasından Kanadasına küresel köyün efendisi güç merkezleri göçmen dalgasını kırmak, engellemek için bayraktarlığını yaptığı 'insan hakları', 'serbest dolaşım', 'özgürlükler' gibi her türlü değeri ayak altına alabiliyor. Sınır boylarında muhafız alayları, paramiliter milisler, ırkçı faşist gruplar duvarları aşmaya çalışanlara saldırıyor, dövüyor, öldürüyor.
Bugün kitlesel şekilde yollara düşmek zorunda kalarak mülteci durumuna düşen Iraklılar, Filistinliler, Afganistanlılar, Suriyeliler, Somalililer, Yemenliler, Sudanlılar, Malililer, hepsi emperyalist yıkım politikalarının sonucu. Egemenler ülkelerini ateşe attıkları milyonları, ülkelerine sokmak istemiyorlar.
(...)
Göç Araştırmaları Derneği kurucularından, akademisyen Doç. Dr. Polat S. Alpman göçmen akışını değerlendirdi. Alpman, "Birdenbire dünyada niye göç dalgası başladı dersek en temel nedeni eşitsizlik ve ayrımcılık politikasının sürdürülemez hale gelmesi. Kapitalizmin 'altın çağı' bitti ve cehennem eşiğine geldik. Bu eşiğin en ağır faturasını en yoksul ve en ezilen halklar ödüyor. Bu onların tek başına taşıyabileceği yük değil" ifadelerini kullandı.
Uygulanan politikalara dikkat çeken Alpman, "Dünya sürekli hareket etmeye uygun değil fakat bu eşitsizliğin de giderilmesi lazım. Onarıcı politikalar geliştirmeden sadece göçü önlemeye yönelik politikalar geliştirmeye çalışmak sonuç üretmez" dedi.
Göç dalgasına karşın devletlerin sınırları yükseltmesinin çatışmayı arttıracağına vurgu yapan Alpman şu ifadeleri kullandı: "Dünyadaki eşitsizlik giderek artıyor. Radikal ayrımlar var. Mesela bir taraf Mars'a giderken bir tarafta da onların yağmur suyunu almaya çalışan şirketler var. Giderek yoksullaşan, en temel sağlık ihtiyaçlarını gideremeyen geniş yığınlar ve kalabalıklar var. Savaşlara, ekolojik afetlere temas etmeden sadece bu ekonomik eşitsizlik bile çok ciddi bir tablo çıkarıyor karşımıza. Bunu çözmenin yolu sınırları güçlendirmek, sınırları yükseltmek değil. Bu politika sadece çatışmayı arttırır ve dünyanın gittiği yer de bu. Polonya sınırında yaşanan da bunun bir örneği. Devletler göçmenleri koz olarak kullanıyor. (İBRAHİM VARLI - BirGün Gazetesi)
Karikatür: SAİT MUNZUR
Merhaba!
14 Kasım 2021 Pazar
KÖYLÜLER
7 Kasım 2021 Pazar
JEAN - JACQUES ROUSSEAU
- Bugün yalnız kalmışsın. Sana arkadaşlık edeyim. Nereye gittiler?
- İstasyon lokantasına.
- Hımm! Trencilerle ahbaplık edecekler. Birlikte gitmeliydin. Eğitimciliği meslek edinen insanın her sınıf halkı yakından tanıması iyi olur. - Baksana yavrum! Garson! Bir kırkdokuzluk. - Rousseau gibi, çocuğu çevresinden ayırıp da yetiştirme olanağı bulunmadığına göre... - Sen içmiyor musun?
- Hayır.
- Pekâlâ. Ben insanları tabiatlarının dışına çıkmaya zorlamam. Ne diyordum?... olanak bulunmadığına göre, çevreyi şöyle bir gözden geçirmek yararlı olur. Madem ki çocukları dış hayattan ayıramıyoruz, öyleyse onlara hayatı göstermeliyiz.
- Ya hayat kötü ise?
- Kötüyü gösterir, iyiyi öğretiriz. Ben felsefe hocası olsaydım, bir yandan çocukları yer yer gezdirir, bir yandan da onlara Rousseau'yu okurdum.
Süleyman güldü:
- Yalnız Rousseau'yu mu?
- Evet, yalnız Rousseau'yu. Düşünmek isteyen insan için Rousseau bir hazinedir.
- Fakat her zaman aynı adamın düşünceleri üzerinde düşünmek, düşünmek değil, geviş getirmektir.
- Geviş getirmek ha? Bunu Rousseau için söylüyorsun öyle mi?
- Kim olursa olsun! Bir tek insana bağlanmak, kafayı bir tek kalıp içine sokmaktır.
- Geviş getirmek! Kalıp içine sokmak! Öyleyse sen Rousseau'yu tanımıyorsun daha. On kişide parça parça bulacağın şeyleri onun bir kitabında bulabilirsin. İstibdadı mı anlatmak istiyorsun? Rousseau onu çoktan anlatmış: "Zorbalık yönetimi, uyrukları mutlu etmek amacıyla yönetecek yerde, hükmetmek için onları sefil hale sokar." Özgür olmayışın sonucunu mu öğrenmek istiyorsun? Oku: "Bir ulus, sadece boyun eğeceğine söz verirse, bu hareketiyle kendisini dağıtır, ulus olmaktan çıkar." Bir tartışma konusu mu gerek? Al sana: "İnsanlık mı yüz kadar adamın malıdır, yoksa bu yüz kadar adam mı insanlığın malıdır? Bazı kimseler..."
- Yine Rousseau.
- Evet, Rousseau. Hep Rousseau. Her zaman Rousseau. Onda ne yoktur ki? Hayat, devlet, sanat, her şey, her şey...
(CEVDET KUDRET - Havada Bulut Yok)
Rousseau'nun mezarında, "Burada doğanın ve doğruluğun adamı yatmaktadır" yazar.
Jean-Jacques Rousseau, döneminde ve günümüzde düşünceleri ve özel yaşamı nedeniyle şiddetli eleştiri ve saldırılara uğramış olan bir düşünürdür.
Öncelikle vurgulanması gereken Rousseau'nun bir siyaset yazarı olduğudur.
İtiraflar' da Venedik'te bulunduğu yıllarda, "Her şeyin köktenci bir biçimde siyasete bağlı olduğunu gördüm." der. Emile' de ise "Bunalım ve Devrimler yüzyılına yaklaşıyoruz" öngörüsünde bulunur.
Haber verdiği Fransız Devrimi, "sadece tek bir ulusa değil, bütün insanlığa eşitlik ve özgürlük kapılarını aralayan bir dönüşüm olarak yorumlanmıştır."
Rousseau, Toplum Sözleşmesi' nde halk egemenliğini ve yurttaşlar arasında eşitliği gözeten düşünceleriyle Devrim'i doğrudan etkilemiş ve bunun sonucunda Devrim'in düşmanları ve liberaller, Rousseau ve özellikle Toplum Sözleşmesi' nde baskıcı, Terör Dönemi' ni esinleyici ögeler görmek istemişlerdir.
Devrimin sağladığı kazanımlardan ve eşitlikten yana olanlar ise Rousseau'yu özgürlüğün ve demokrasinin düşünürü olarak selamlamışlardır.
Rousseau ilk gerçek devrimcidir. (Arnold Houser)
Rousseau ilk söylevinde, bilimler ve sanatların "insanların zincirlerini çiçeklerle örten ve kralların tahtlarını güçlendiren" bir metaya dönüştüğünü savunur. Ona göre "Kötülüğün ilk kaynağı eşitsizliktir."
Eşitliğin olmadığı, acımasız rekabetin, bencilliğin, zenginleşme hırsının egemen olduğu toplum durumunda yarı aydınlar, türdeşlerinin üzerlerine basarak sivrilmek isteyenler için bilim ve sanatlardan bir kötülük kaynağı yaratırlar.
Bu koşullar altında sanat, edebiyat, bilim ve felsefe güçlüler ve zenginlerin hizmetindedir. "Fransız Devrimi'yle tarihte ilk kez bilim ve teknoloji halkın ve devrimci güçlerin kontrolüne geçmiş ve toplumsal ilerleme yönünde kullanılmıştır."
(MUSTAFA HAZIM BAYKA - Cumhuriyet Kitap)
Merhaba!












