2 Şubat 2020 Pazar

SINIRLAR: KARA ÇİZGİLER





STEFAN ZWEIG


   Stefan Zweig'ın yıllar önce okuduğum satırları aklıma geldi. Uçakların icadı Zweig'ın neslini çok heyecanlandırmış, dünyada savaşların sonunun geldiğine inandırmıştı. Uçaklar havadan uçtuğuna göre sınır falan tanımazdı ki. Dolayısıyla sınırlar yok olacak, barış gelecekti.
   Ama o nesil birkaç yıl sonra uçakların gökten bomba yağdırarak Avrupa'yı yıktığını görmenin şokunu yaşamıştı. Entelektüel iyimserliğe karşı, politik gerçek. 


ZÜLFÜ LİVANELİ
(Serenad)



***



   "Göç, umut kapısıdır. Şu an insanlar 4,5 milyon Suriyeli'ye kızıyor. Ama göç etmesin de ne yapsın? Durduk yere göç etmez bir insan. Kuşlara soruyor musunuz? Göç edip duruyorlar... Bu sınırlar, bizim uydurduğumuz kavramlar. Bırakın insanlar neresi ona iyi geliyorsa oraya gitsin. Anadolu, her zaman göç edenlerin kapısıdır."


ERCAN KESAL
(Cumhuriyet Gazetesi)



***



KARA ÇİZGİLER

doğadaki ilk kirlenmedir
ülkelere 
bölünmesi
yeryüzünün.


FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA
(Fotoğraf: CENGİZ CİVA)








Merhaba! 

26 Ocak 2020 Pazar

YOL AYRIMI




   Bizi çevreleyen sorunlar küresel ısınma, bitki ve hayvan türlerinin yok oluşu, savaş, göç, mülteci sorunu, kadın cinayetleri, politik cinayetler, hayvanlara yönelik şiddet vb. aynı kaynaktan besleniyor.
    İnsanoğlu, yaşamı kendi girdabına çekiyor. Bize ait olan ve olmayan her şeyi adım adım yok ediyoruz.


MEHTAP CEYRAN
(Söyleşi: SACİDE ALKAR DOSTER - Cumhuriyet Kitap)



***



   Kitabın arka kapağında "köyün delisi" olarak nitelenen, kendisini hakir vakanüvis olarak gören Ömer Madra, "Yeryüzünü Nuh'un tufanı ile Dante'nin cehennemi arasına sıkıştıran iklim değişikliği ve/ya küresel ısınma... Yer yüzeyini ay yüzeyine döndüren, çöle ve cehenneme çeviren büyük enerji, inşaat ve maden şirketlerinin sonsuz ve azgın kâr hırsı... İnsanların boğazına dayanan yoksulluk ve eşitsizlik cehennemi... Yeryüzünün her yanında kol gezen ayrımcılık , milliyetçilik, militarizm, emperyalizm, savaş ve şiddet..." ile mücadele etmeye çağırıyor bizleri.
    Dünya nüfusunun üçte ikisi su kıtlığı tehdidi ile karşı karşıya! Zirai ve tarımsal ilaçların yan (aslında tam mı demeli) etkileriyle çocuklar "küçük beyinli" (mikrosefali) doğuyor. "Birkaç yıl çocuk doğurmayı düşünmeyin" uyarısını dikkate almalı! Bunu devletler dikkate alıyor: ekonomiyi düşünüyor onlar, insan sağlığını değil. En zengin yüzde on nüfus en yüksek karbon salımının yüzde ellisinin sorumlusu, en az o da. Okyanuslar ısınıyor. Kuzey Kutbu'nda, deniz dibindeki sürekli donmuş tabakanın çözülmesi, insanlığın bugüne kadar salmış olduğu karbondioksitin en az dört katının bir anda salınması riskini doğuruyor...
   Yukarıdakileri Ömer Madra'nın kitabının sayfalarından gelişigüzel topladım. Bunun ekonomik, siyasi, sosyal ve insan yaşamına etkilerini, lütfen sizler kitabı edinip okuyun. Kıyamet Tacirlerine Karşı Kıyam Et sizlerin de elinizin altında bulunmalı, her bir bilgiyi siz de paylaşmalısınız çevrenizle. Bu yaşam karşıtı düzene karşı kıyam etmek hepimizin görevi olmalı. (KORKUT AKIN - Cumhuriyet Kitap)



ÖMER MADRA
(Kıyamet Tacirlerine Karşı Kıyam Et)



***




   "En kolay yapılan şeyin kötülük olduğunu herkes bilir" diyen, Portekizli yazar Jose Saramago'nun Körlük adlı bir kitabı vardır. Filmi de çekilen romanda, insanları kör eden bir salgın, bir anda tüm dünyaya yayılır. Tüm insanlık kör olmuştur. İnsanlar kendilerini büyük bir kaos ve korkutucu bir hayat mücadelesi içinde bulurlar. Kurulu düzen çok kısa bir süre içinde çökmüş, Yağmalar, çeteler, zorbalıklar, tecavüz, pislik her yeri sarmıştır. Sokaklar ölüler, köpeklerle birlikte çöplüklerde el yordamı ile yemek arayanlar ve yağmacılarla doludur. Romanın bir yerinde biri "... biz zaten kördük.." der. Kör olmayan tek kişi kör olmadığını gizler, görür ama söylemez. Aslında ne kadar bildik bir hikâyedir ve ne kadar acıdır. Bakar körlük en tehlikeli körlük türüdür.
  Yazar Saramago, 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü alırken yaptığı konuşmasında, "... Kayaların yapısını incelemek için başka bir gezegene araçlar gönderebilecek kapasitede olan bu şizofren insanlık, milyonlarca insanın açlık nedeniyle ölmesini vurdumduymaz bir şekilde karşılayabiliyor. Mars'a gitmek komşuya gitmekten daha kolay görünüyor" diyecektir.
   İnsanoğlunun kurduğu medeniyet ne kadar pamuk ipliğine bağlı farkında mıyız? Bir anda taş devrine dönmemiz için kaç kasırga, kaç yangın, kaç deprem ya da Çernobil gerekli? Birey olarak, kaç gün, kaç hafta dayanabiliriz? Her yeri duman olan bir kıtada nefesimizi ne kadar tutabiliriz? Radyasyonla kirlenmiş ürünlerden kaç yıl sakınabiliriz? Doğa ve kendi doğamız karşısında ne kadar zayıf ve küçüğüz. Çok öğündüğümüz teknolojimiz ne karnımızı doyurur, ne susuzluğumuzu giderir. Seller, kuraklıklar, çöle dönen topraklar, hâlâ medeniyetimizden güçlüdür. Doğa biz olmadan da olur ama bizim onsuz olamayacağımızı görmezden geliriz.
   Tüm bunlara rağmen doğa hâlâ kendini bir şekilde yeniliyor. Buzul çağını atlattı, yangın çağını da atlatacaktır. Esas soru, insanlık atlatabilecek mi? Dev dinozorlara bile kalmadı bu dünya, bize de kalmayacaktır.


L. GÜLDEN TRESKE
(BirGün Gazetesi)



***



   Aylardır bir kıta yanıyor. Alevlerin 70 metreye ulaştığı, insanların canlarını kurtarmak için kıyılara sığındığı, her türlü iletişimin yok olduğu, yüz binlerce evin yandığı ve 1.5 milyon hayvanın çığlıklar atarak öldüğü bir yangın bu! Şimdi şu soruları sormanın zamanıdır, tamam iklim değişikliği, kuraklık ama uydulardan yanan kıtanın fotoğrafını paylaşan, dronlarla insan öldüren, yüzlerce füzeyi oyun oynar gibi fırlatan Dünya uluslarının bu yangını söndürmeye gücü yetmiyor mu? Bal gibi de yeter ama bu yangını istiyorlar. Onların, yavrusuna sarılıp ölen koalalar, kangurular umurlarında değil. Milyonlarca ağaç can çekişerek ölmüş, varsın ölsün! Bir kıtanın insanları evsiz kalmış, gelecekleri yok edilmiş, ölümün eşiğinden dönmüşler, varsın ölsünler!
   Sorular devam ediyor, bu yanan ormanların çöle döndürdüğü toprağın altında ne var? Hemen söyleyeyim, doğalgaz, petrol ve kıymetli madenler! Kapitalizm artık öylesine açıktan oynuyor ki, "işte" diyor, "ben koskoca kıtayı böyle yakarım!" Çünkü her kıtada, her millette onunla işbirliği yapacak vatan hainleri var.

  
IŞIL ÖZGENTÜRK
(Cumhuriyet Gazetesi)



***



   Ezelden beri insanlık iki seçenekle karşı karşıya kaldı: Ya kapitalizmin yayılan mantığının onun kolektif bir intihar yazgısına sürüklemesine izin verecek ya da tersine dünyada kol gezen o komünizm hayaletinin taşıdığı muazzam insani olanakları oluşturacak. 


SAMİR AMİN








Merhaba!

19 Ocak 2020 Pazar

İNSAN VE UMUT (2)




"Her mucize bir umutla gerçekleşir."


Prof. Dr. B. SUAT ÇAĞLAYAN
(Tıbbiyeli Hikmet)



***



   Savaştan önce her hafta gidip alışveriş yaptığı kitapçının önünde beklemeye başladılar. Kitapçı çoktan kapanmış, duvar ve kepenklerine 'Kahrolsun Hitler, Kahrolsun Faşizm' yazılmıştı. En çok da kitapçının kapanmasına üzülmüştü. Açlık vardı, sefalet de... Ama okumaya en çok ihtiyaç duyulan zamanlar böyle zamanlardı. Karanlığın aydınlık üzerindeki hükmünü yıkmak, prangaları kopartmak için en az yemek, içmek kadar önemliydi okumak. Aydınlanmanın ışığını böyle zamanlarda karanlığa taşımak gerekiyordu. Çünkü aydınlanma umuttu ve umut, içinde bulundukları zaman diliminde ekmekten çok daha kıymetliydi.


ORHAN BAHTİYAR
(Barut Kokulu Çiçekler)



***



   (...) Sanatın bütün kolları gibi edebiyat da insanı zenginleştirir, derinleştirir ve bunun sonucunda da güzelleştirir. Yani edebiyat dünyayı güzelleştirmek için değil, insanı güzelleştirmek için var. Çünkü dünya zaten güzel bir yer, onu çirkinleştiren insan. 


NESLİHAN ÖNDEROĞLU
(Söyleşi: GAMZE AKDEMİR - Cumhuriyet Kitap)



***




   Evrenin onüçbuçuk milyar yıllık tarihi daha birkaç milyar yıl sürecek gibi. Bu süreç içinde dünyanın tarihi önemsiz. Dünya tarihi içinde insanın tarihi iyice önemsiz, 24 saat içinde onbeş dakika gibi. İnsan da, dünya da vakti gelince yok olacak. O 15 dakikanın değerini bilmiyoruz.


OĞUZ DEMİRALP
(Cumhuriyet Kitap)



***



    (...) dünyanın hemen her yerinde insanların temel sorununun kaynağı aynı: kapitalizm.
  Sokak eylemlerinde yer alan gençlerin söylediği önemli bir cümle var: "Bizi genç işsizliğe, yoksulluğa, güvencesizliğe mahkûm eden kapitalizmin çarkları arasına bedenlerimizi bırakmak istemiyoruz!"
    Toplumları bireysel faydacılık temelinde kurgulayan kapitalizm, sömürüyü öyle arsızca boyutlandırdı ki, gezegenin geleceği için bu sistemi sonlandırmaktan başka yol yok. 
    Yaşadığımız dönemde sömürü üç şekilde ortaya çıkıyor.
   -İnsanın insanı sömürüsü (zengin yoksul çatışması)
  -İnsanın hayvanı sömürüsü (insan olan hayvanların başka bir tür insan olmayan hayvanları mal, eşya ve köle olarak kullanması)
   -İnsanın doğayı sömürüsü (insanlığın üzerinde kendisinin de yaşadığı tek gezegen olan dünyayı yok edişi)
   Tüm bu çarkın dönmesi için yaratılan devletler ise, sermayedarların, zenginlerin ve statü sahiplerinin borazanı... Temelden çürük, baştan kokuşmuş bu yapıdan ne adalet çıkar ne özgürlük!
   Bu ortamda yaşanan küresel kaos şaşırtıcı değilse, bunun çözümü nedir? İnsan, aklı ve deneyimleriyle bunun yanıtını çoktan buldu.
   Emeği, yaşam hakkını, paylaşmayı, eşitliği ve ortak yararı gözeten bir sistem kurulabilirse, hepimizin gelip geçici olduğu bu dünyada biraz olsun huzur bulma umudumuz olabilir.
   Zengini kayırmayan,
   Önceliği daima (insan ya da hayvan) bilinç sahibi duyarlı canlıların yaşam hakkına veren,
   Sömürmeyen ve adaleti herkes için aynı titizlikle sağlayan bir sistem kurmak gerekiyor.
   Hiç kuşkusuz insanlığın ortak sorunu kan emici kapitalizmdir. Onun ürünü olan haksız sistemin çaresi ise sosyalizmdir...


ZÜLAL KALKANDELEN
(Cumhuriyet Gazetesi)









Merhaba!


12 Ocak 2020 Pazar

GERÇEK EDEBİYAT




   "Yüreğimizdeki teli titretmeyen, içimizde bir sarsıntı ve titreşim yaratmayan şiirler, 
  romanlar, öyküler ya da oyunlar derinlemesine bir etki bırakmazlar üzerimizde."


EMİN ÖZDEMİR
(Dilin Öte Yakası)



***




CENGİZ GÜNDOĞDU


   Cengiz Gündoğdu, genelde sanatın, özelde de romanın çok yönlü işlevlerini şöyle sıralıyor: "Gerçekliğin bilgisini göstermek, insancıl duyarlılığı geliştirmek, insanı deneyimli kılmak, insanda estetik bilinç oluşturmak ve estetik haz vermek..." Gündoğdu'nun gerçekçi edebiyat mücadelesi insan içindir. Ona göre gerçekçi yapıtlar insana yaşama deneyimi kazandırır, yaşama sanatını öğretir. (GÜLAY YEŞİLİPEK - Cumhuriyet Kitap)



***



"Romanlar sahici hayatlardır, sahteliği kaldırmaz."


NECLA AKDENİZ
(Gök Kuşaksız)



***



   Gerçek; bugün en çok özlediğimiz... Postmodern çağ edebiyatının tüm dünyaya saçtığı yalanlar öylesine derin yaralar bıraktı ki bugün neyin edebiyat olup neyin olmadığını anlamak için sayısız ecinni ile çarpışmak gerekiyor.
   Yazar ajanları ile, endüstriyel yayıncılarla, sahte eleştirmenlerle, imaj-maker'larla ve siyasi manipülasyonlarla yürütülen bu edebiyat devrinde 19. yüzyıl empresyonizmi en çok özlediğimiz. 
   Denebilir ki; "Hayır dostum! Empresyon da neymiş bu çağda? Her şey yeterince görünür değil mi? Bugün anlatımcılığın lüzumu nedir?!" Ben de derim ki o sizin sarih gerçeklik olarak gördüğünüz illüzyonları ve yapıntı edebiyatı ve hatta sanatı ben kabullenemiyorum çünkü her şeyiyle sahte, ticari ve suiniyetli olduğunu biliyorum; bana lütfen eski güzelliklerimi geri getirin, ölüsüne bile razıyım; çünkü ben yazar olmaya onlarla karar verdim, onlar çekti beni elimden bu büyülü deryaya; Taşralı Bir Büyük Adam Paris'te, İki Şair, Bir Yaratıcının Çektikleri, yani Balzac'ın Sönmüş Hayalleri ruhumda ilk iz bırakanlardı. Sonrası; Flaubert, Zola, Hugo, Maupassant ve ötekiler...
   Şimdi onlar nerede; biz neredeyiz? Bankalardan çıkan dev bütçeli reklam kampanyalarının hormonlu edebiyatına hücum eden yüz binlik güruhlar nerede, ben neredeyim?! Aşka köpeklik, memleket sevgisine gerilik, nezakete budalalık diyen yeni çağ yazarları best-seller basamaklarının zirvelerine tırmanadursun; bugünlerde çıkan ve hakkında tek kelime edilmeyen "Parisli Bir Burjuvanın Pazar Gezintileri" kitabında Guy de Maupassant, kahramanı Monsieur Patissot'a şunu dedirtiyor: "Fransız nezaketi bir vatanperverlik biçimidir." 


HİKMET TEMEL AKARSU
(Cumhuriyet Kitap)



***



   "Dünyamız neredeyse tümüyle tüketim üzerine kurulmuştur. Anamalcılık hepimizi gereksiz olanın gerekliliğine bizi inandırmayı başarmıştır. Bununla birlikte gerçek bir okur hiçbir zaman iyi bir tüketici olamaz. Okur, ardı ardına kendisine sunulan salaklıklar karşısında, nice saf olursa olsun, düşünür, ölçer ki bu da tüketim için yıkıcıdır. O yüzden ekonomik güçler düşünmemizi hiç istemezler."


ALBERTO MANGUEL








Merhaba!


5 Ocak 2020 Pazar

KIRILGAN YILDIZLAR - DORA MAAR





ABİDİN DİNO



   Abidin Dino, Paris'e dönerken Çorum'dan mürekkeple yazmada kullanılan bir kuş tüyü getirir. Bir gün kafede otururken bu tüy ve mürekkeple kağıda bir şeyler çizmeye başlar. Birkaç masa ötede oturan Picasso bunu görünce hemen yanına gelir ve tüyü göstererek sorar "Bu ne?" Abidin Dino, onun desen çizmek için Türkiye'den getirdiği bir kuş tüyü olduğunu söyler. Picasso gider. Ertesi gün aynı kafede otururken, Picasso'nun o zamanki sevgilisi Dora Maar, Dino'nun yanına hışımla gelir ve "Sen ne Yaptın?" diyerek çıkışır ve devam eder: "Pablo dün gece tüyleri çıkarmak için evde ne kadar yastık varsa hepsini söktü." (GÜL AR'ın anılarından - Prof. Dr. CANER KARAVİT - Aydınlık Gazetesi)  




Picasso'nun "Mavi Şapkalı Kadın" tablosundaki, sevgilisi Dora Maar'dır.




DORA MAAR
(Gerçek adı: Henriette Theodora Markovitch)
Fotoğraf: MAN RAY



   Picasso hayatına tüm despotluğu ile girmeden önce, Maar sürrealizmin yükselen bir yıldızıydı. Picasso, onun pek çok Kübik portresini yaparken (Ağlayan Kadın, Dora Maar'ın Portresi, Dora Maar ve Kedi vs.), Maar da Picasso'nun Guernica eserinin yaratım süreci boyunca yardımcılığını yapmış ve Guernica'nın ortaya çıkış anlarını fotoğraflayarak resim tarihine belgesel bir katkıda bulunmuştu. Ancak tüm bunlar olup biterken, kendisi de başarısının zirvesindeyken, Picasso'yla ilişkisindeki iniş çıkışlar ve Picasso'nun hayatındaki kadınlara karşı zalim davranışlardan nasibini en çok alanlardan biri olarak hayatını sürdürmeye çalışmasından dolayı sanatsal doyuma ulaşamayan Maar, umutsuzluk ve kendinden şüphe gibi duyguların esiri olmuş, zamanla da Picasso'nun ününün gölgesinde kalmıştı. Picasso'nun ikna etmesiyle fotoğrafçılıktan uzaklaşmış, resim yapmaya yönelmiş ama sevdiği adamın müthiş ününün gölgesinde kendi resimleri dikkat çekmez olmuş ve yalnızca "Picasso'nun portrelerini yaptığı sevgili" olarak anılmaya başlanmıştı. 
   Hayatındaki kadınları bencilce yönettiğini ve onları yüksek egosuyla bastırdığını düşündüğüm Picasso'nun, Maar'la ilgili söylediği sözler de bu düşüncemin kanıtı sanırım: "Onu asla ağlamaktan başka bir şey yaparken görmedim, ağlamaktan başka bir şey yaparken hayal edemedim." Bu sözler, harikulade bir yeteneğe sahip Maar için sarf edilebilecek en acımasız sözler olsa gerek. 
   Picasso'dan ayrıldıktan sonra uzun yıllar toparlanamayan ve büyük bir depresyona giren Maar, bir sanatoryumda kalmak da dahil pek çok tedavi süreci yaşar, deliliğin kenarından uzun zaman sonra döner, yaşamının kalanını fotoğraf çekerek, resim yaparak ve şiir yazarak inzivada geçirir. 
   Eserlerine baktığımda, Picasso'nun hakkında tek hatırladığı şeyin "sürekli ağlayan bir kadın" olduğu Dora Maar'ın, gözyaşlarından daha fazlası olduğunu görebiliyorum ve bu harika sanatçının karşısında saygıyla eğiliyorum. (YAPRAK ÖZ - www.rotka.org)




  
Fotoğraf: DORA MAAR
(Mannequin Star)



***



YILDIZLAR

Gece olduğunda
basamaklarda durup dinliyorum,
yıldızlar üşüşüyor bahçeye
ben karanlıkta bekliyorum.
Duydun mu bak, bir yıldız düştü şıngırtıyla!
Çimenlerde çıplak ayakla dolaşma;
Bahçem kırılmış yıldız dolu.


EDITH SÖDERGRAN
(Çeviri: ELİF FİRUZİ)



***




Karikatür: GUILLERMO MORDILLO








Merhaba!

29 Aralık 2019 Pazar

İNSANLIĞIN GELİŞİMİ!





Çizim: FRANCISCO MUNGUIA



   İlk zamanlarda (İnsanların dağınık halde bulunduğu, insan türünün daha tam çağını belirleyemediğimiz bir anındaki döneme ilk zamanlar diyorum), yeryüzüne dağılmış durumdaki insanların sahip olduğu tek toplum aile, tek yasa doğa yasası, tek dil de jest ve kimi eklemlenmemiş sesler idi. Hiçbir ortak kardeşlik fikriyle birbirlerine bağlı değillerdi ve güç dışında bir hakem bulunmadığından birbirlerini düşman görürlerdi. Onlara bu kanıyı veren güçsüzlükleri ve cehaletleriydi. Hiçbir şey tanımadıklarından, her şeyden korkarlar, kendilerini savunmak için saldırırlardı. Yeryüzünde insan türünün merhametine terk edilmiş bir adam yırtıcı bir hayvan olmak zorundaydı. Başkalarından gelmesinden korktuğu her şeyi onlara yapmaya hazırdı. Korku ve güçsüzlük acımasızlığın kaynaklarıdır. (JEAN-JACQUES ROUSSEAU - Dillerin Kökeni Üstüne Deneme)



***


   Alman yazar ULRICH ALEXANDER BOSCHWITZ'in 'Yolcu' adlı kitabının sonundaki, İngilizce baskıyı yayıma hazırlayan PETER GRAF'ın Son Söz'ünden:   

   Her sabah soğukkanlı bir doygunlukla tıraşınızı oluyorsunuz. Beklentiniz dirlik düzenlikten, dostluktan, sevgi ve güzellikten başka bir şey değil. Etrafınızda olup bitenleri, kimi insanların mutluluğunuza yönelik bakışlarında çöreklenen imrenmeyi fark etmiyorsunuz bile. Ama hayat böyle sade mutluluklar kurmanıza izin vermez.
   Bir gün, tanımadığınız birileri, onlarınkinden farklı bir inanca ve ırka doğduğunuzdan, aslında şu ya da bu şekilde ulaşamadıkları ama hak ettiklerini düşündükleri refaha ulaştığınız için ya da sırf var olduğunuz için evinize dalıp yağmalarlar, sizi de tutuklarlar. Birden, doğduğunuzdan beri yurdunuz bellediğiniz ülkede bir yabancıya, bir ava, itilip kakılan, damgalanan, hiçbir insani değer atfedilmeyen bir yaratığa dönüştürüldüğünüzün farkına varırsınız.
   Hatta o zamana kadar hiç önemsemediğiniz inancınızın, ırkınızın bile farkına varırsınız. Düşmanınız sizi baştan yaratmıştır. O, kendi yenilmişliğinin acısını çıkarmayı sizi günah keçisine dönüştürerek kendi hakkı saymaktadır. (EMRE ERBATUR - Cumhuriyet Kitap)



***



çok olmadığımız kesin
çok olan tarafta değiliz
çok olan tarafta olmayacağız
Türkiye'de Kürt olacağız
Kürtlerde Ermeni
Ermenilerde Süryani
gidip Almanya'da Türk olacağız
Hollanda'da Surinamlı
Fransa'da Cezayirli
İran'da Azeri
Amerika'da zifiri zenci olacağız
çoğalan zencide mutlaka Kızılderili
İsrail'de Filistinli
köpeğin karşısında kedi
kedinin karşısında kuş olacağız
kuşun karşısında börtü böcek
hakemler hep karşı takımı tutacak
ve biz hep yedi kişiyle tamamlayacağız maçı
çiçeklerden kamelya olacağız
az kolumuzun tarafında
solda olacağız
bu itirazın ilk şartı
devrimi çoğaltırken çünkü
bir başka devrime hızla azalacağız
bu da itirazın ikinci şartı


NEVZAT ÇELİK









Merhaba!
    

22 Aralık 2019 Pazar

NÂZIM HİKMET MEMLEKET




   "Komünist oldum olalı, güzel sanatlardan beklediğim, istediğim şey, halka hizmetleri, halkı güzel günlere çağırmalarıdır. Halkımızın acısına, öfkesine, umuduna, sevincine, hasretine tercüman olmalarıdır. Sanat anlayışımda değişmeyen işte budur. Geri yanı boyuna değişti, değişiyor, değişecek. Değişmeyeni en dokunaklı, en usta, en faydalı, en güzel, en mükemmel ifade edebilmek için durup dinlenmeden değiştim değişeceğim."



NÂZIM HİKMET



   HALUK ORAL - Şiir Hikâyeleri:

   Melih Cevdet, 1950 yazında, Abidin-Güzin Dino çiftinin Çiftehavuzlar'daki yazlık evinde eşiyle birlikte misafirdir. Nâzım Hikmet de bu evin müdavimleri arasındadır. Melih Cevdet'ten bir isteği olur: 

   "Kuvay-i Milliye Destanını yazıyordu, bir bölüme 16 Mart Şehitleri'yle başlayacaktı, bana, 'Belgeler lâzım, ben rahat dolaşamıyorum, ne olur, bir kitaplıktan gerekli belgeleri buluver' dedi."

   Melih Cevdet, Beyazıt Kütüphanesi'ne giderek 1920 yılının gazetelerini inceler, istenilen bilgiyi toparlar, hem de bu bilginin bir şair tarafından istendiğini unutmadan yapar bunu: 

  "Götüreceğim bilgi bilimsel bir yapıt için değildi, bir şiir içindi, ona göre seçmeliydim. Nâzım Hikmet'in şiirini biliyordum, hangi çeşit bilgi ile neler yapacağını kestirmeliydim. Okuduklarım içinde şunlar bana ilginç göründü: Erlerden üçü uyurken süngü ile öldürülüyor, ikisi kurşuna diziliyor, altıncı şehidin nasıl öldürüldüğü belli değil ve adı bilinmiyor. İki şehit mezarı belli değil. Bunlardan Nâzım Hikmet'in nasıl bir şiir çıkaracağını merakla bekledim."

   Bu araştırmalar şiire şöyle yansımıştır:

   Uykuda kestiler üçümüzü,
kurşuna dizdiler ikimizi,
Ahmet oğlu Nasuh arkadaşımın adı,
Reşadiyeli Veli oğlu Memet benimkisi.
Bir de altıncımız var,
kara kaytan bıyıklı bir şehit
son mekânı şöyle dursun,
adını da bilen yok...




Karikatür: CEMAL NADİR



Bursa'nın ufak tefek yolları
Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
Tepeden tırnağa şiir gülleri
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

Bir şubat gecesi tutuldu dilin
Silaha bıçağa varmadı elin
Ne ana ne baba ne kız ne gelin
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

Ne bir haram yedin ne bir cana kıydın
Ekmek kadar temiz su gibi aydın
Hiç kimseler duymadan hükümler giydin
Döşek diken diken yastık batıyor
Yiğidim aslanım burda yatıyor.

Zindanı taştan oyarlar
İçine bir yiğit koyarlar
Sağa döner böğrü taşa gelir
Sola döner çırılçıplak demir
Çeliğin hası da yiğidim aman böyle bilenir
Döşek melul mahzun yastık batıyor
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

Bugün efkârlıyım açmasın güller
Yiğidimden kötü haber verirler
Demirden pencere taştan sedirler
Döşek melul mahzun yastık batıyor
Yiğidim şahinim aman burda yatıyor.

Mezar arasında harman olur mu?
On üç yıl hapiste derman kalır mı?
Azrail aç susuz canın alır mı?
Döşek melul mahzun yastık batıyor
Yiğidim şahinim aman yerde yatıyor.

Dilinde dilimi bulduğum
gücüne kurban olduğum
Anam babam gibi övdüğüm
Dayan hey aslan ustam 
A benim yiğidim dayan
Dayan hey gözünü sevdiğim
Bugün efkârlıyım açmasın güller
Yiğidimden kötü haber verirler

Sana kökü dışarda diyenlerin kökleri kurusun
Kurusun murdar ilikleri dilleri çürüsün
Şiirin gökyüzü gibi herkesin
Sen Kızılırmak kadar bizimsin
En büyük ustası dilimizin
Canımız ciğerimizsin.

Bugün burdaysa şiirin, yarın Çin'dedir
Bütün hışmıyla dilimiz
kökünden sökülmüş bir çınar gibi 
Yüreğimiz içindedir.

Bugün burdaysa şiirin, yarın Çin'dedir
Acısıyla sızısıyla alnının kara yazısıyla
Bir yanı nur içinde tertemiz
Bir yanı sızım sızım sızlayan memleketimiz içindedir

BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU
(Zindanı Taştan Oyarlar)







Merhaba!