Ahmet Oktay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ahmet Oktay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mart 2020 Pazar

SON GEMİ







   Bir adam Esenler Otogarı'nda otobüslerin arasında dolaşarak sığınmacılara sesleniyor: "Nuh'un gemisi kalkıyor. Kurtuluş için son gemi kalkıyor." O kurtuluş için kalkan son gemide sınırda ateş altında kalmak var. Gaz bombalarının arasından doğrulmaya çalışmak var. Soyup soğana çevrilip don gömlek Meriç Nehri'nin kıyısına bırakılmak var. Şişme botta karaya ulaşmana rağmen zorla denize gönderilip ölümün soğuk nefesine uzanmak var. Var oğlu var. Ford takviminin üç bininci yılından bir söz fırlıyor sanki: "Kurtuluş için son gemi... Nuh'un gemisi..."
   Esenler Otogarı'ndan kalkıp insanlığı kurtaracak bir kurtuluş gemisi yok artık. Çünkü 'ben' ve 'öteki' sarmalından kurtulamamış bir dünyalı bakışının son nesliyiz. Önümüzdeki elli yılda açlık, savaş ve baskıcı rejimler yüzünden dünyanın üçte birinin yer değiştireceği bilgisi nedeniyle panik havasını derinden yaşayan 'büyük devlet'ler, 'sağduyu'yu yakalayamayacak belli ki. Yunanistan sınırından atılan kurşunlar tam da bunun göstergesi. Irkçılık yabancı düşmanlığıyla bütünleşince oluşan 'öteki' algısı nefretle harmanlanıyor. Burada da her zaman olduğu gibi kilit bir kelime çıkıyor karşımıza: 'Güvenlik'.
   Fransız şair Nerval kırk yaşındayken bir sokak lambasına asmıştı kendini. Paris dondurucu bir soğuğu yaşıyordu o gün. Ölümüyle yoksulluğa başkaldırıda bulunmak istiyordu. Dahası 18'inci yy'da sokaklarda güvenliği sağlayan bir aydınlatma aracını kullanarak burjuvanın güvenlik algısına isyan ediyordu. 
  Distopyalar da 'güvenlik' algısını kullanarak insanı insan olmaktan çıkarır. Daha iyi bir insan nesli yaratmaya, devletin korunaklı alanını yaşatmaya, bunun için de vicdanı öngören manevi değerleri çöpe atmaya, düşünceyi, sanatı kısırlaştırmaya çabalarlar. Medya mı hak getire! Böylece geriye insan kalmaz. 
  Yine de Nerval'e kulak verelim biz: "Siyahın gezginiyim/Her gün daha derine/Yanar akşamla vebalı lambalar/Bezgin, sıkıntıyla bakar herkes birbirine."
   Son gemi kalktı çoktan limandan. (EREN AYSAN - BirGün Gazetesi) 



***



İki'yim: Yakalandım sokakta çırılçıplak
Ve giydirildim başkalarının sözleriyle.
Ah! Karanlığa giren görür beyazı ancak,
Hangisiyim? Biliyorum kimin gözleriyle?
Ne yapsak silinmiyor ruhtan geçmişin izi
Yaşamak kadar ölüm de çağırıyor bizi,
Geçiyorum sokağı fenerle konuşarak.

Hem yaşamın imidir hem ölümün her fener.



GERARD NERVAL
Çeviri: AHMET OKTAY
Fotoğraf: NADAR (Gaspard-Félix Tournachon)







Merhaba!
     

12 Şubat 2017 Pazar

AŞKA DAİR - 5




Azla avunmaya alıştık
Ne yapalım paramız yoksa
Şarabımız bitince yağmura çıkarız
Kim güzelleşmiyor öpüşünce.


AHMET OKTAY









Aşk hesapsız, kitapsız yaşanır.
 Âşık olan güzeldi çirkindi, dosttu düşmandı, zengindi fakirdi diye bakar mı?
 Bakmaz. 
Bakarsa zaten o aşk değildir.

DEMET ALTINYELEKLİOĞLU
(Gülüm)










Sen bir kamış kadar narinsin
Öyle ince ki parmakların
Okşasan kırılır
Öpülsen halsiz düşersin
Sen sabahlar kadar tazesin
Pembesin, beyazsın, yeşilsin
Tarlalarda bulutların gölgesi gibi
Güzelsin.

Söğüt ağaçlarının altında
Akan mavi dereler vardır
Akşam rüzgârlarıyla güneş savrulur
Sen de öylesin
Kiraz ağaçları ağzında meyve verir
Karpuz kessem içini görürüm
Hiçbir çiçeğe benzemeyen kokular duysam
Özleminden ölürüm.


CAHİT KÜLEBİ




   9 Ocak 1917 yılında doğan Cahit Külebi önce liselerde yazın öğretmenliği yaptı. Antalya Lisesi'nde öğrencisi Sami Karaören ile sonradan arkadaş da olmuştur. Cumhuriyet Gazetesi'nde 32 yıl yazı işleri müdürlüğü yapan Sami Karaören ile Cahit Külebi bu dönemde öğretmen - öğrenci ilişkisini çok aşan sıcak bir dostluk kurdular.
   Külebi yıllarca Türk Dil Kurumu (TDK) Genel Yazmanlığı görevinde bulundu. Sami Karaören de TDK yönetim kurulu üyesidir. Külebi - Karaören dostluğu bu aşamada iyice güçlenir. Külebi, kendisi gibi öğretmen olan Süheyla Hanım'la evli... Ankara'da TDK toplantılarının birisinde Külebi, Karaören'e, "Süheyla ile biraz tartıştım, eve birlikte gidelim" der. Kapıdan girildiğinde Süheyla Hanım koltuğunda arkası kapıya dönük oturmaktadır. Külebi seslenir: "Süheyla, bak sana kimi getirdim." Süheyla Hanımdan hiç ses yok. "Süheyla, bak sana kimi getirdim." Yine ses yok. Bu kez, "Süheyla, bak sana Sami'yi getirdim" deyince, bu kez kararlı ve sevecen bir yanıt gelir: "Sami kalsın, sen git!" (EROL ERTUĞRUL - Aydınlık Gazetesi)








Aşkın ipliği ile dikilen dikiş,
 mahşere kadar sökülmez imiş.

ÂŞIK SEYRANİ










Merhaba!

24 Temmuz 2016 Pazar

EDEBİYATA DAİR-2




   1951 yılında Kozan Ağır Ceza Mahkemesinde, aldığı bir cezadan beraat haberi gelir. Mahkemeden çıkarken mübaşir, başkan seni istiyor der. Yaşar Kemal odaya girdiğinde başkan onu ayakta bekliyordur. Oturun, der önce ve devam eder: "Ben biraz okur-yazar bir adamım. Sizi mahkûm edeyim diye çok baskı yapıldı bana. Siz Çukurova'da kalmayın, hemen İstanbul'a gidin. Orada Yeni Cami'nin arkasında arzuhalcilik yapar, hayatınızı kazanabilirsiniz. Sizi burada öldürecekler. Yazık olacak öldürülürseniz. Sizin 'Bebek' hikayenizi karım da okudu. Edebiyattan iyi anlar. Merakından sizi görmeye mahkemeye kadar geldi. Ben de dilinize, ustalığınıza hayran kaldım, buralarda durmayacağınıza bana söz verin."




    Yaşar Kemal'in 14 Ekim 1982 tarihinde Uluslararası Cino Del Duca Ödülü töreninde yaptığı konuşmadan:

   "İnsanın gücüne inanıyorum, sözün gücüne de bundan dolayı inanıyorum. Edebiyatımı bu gücün üstüne kurmaya çalıştım. Söz insanın kendisidir. İsterdim ki benim de yaptığım edebiyat bir sevinç, insanlığa bir aydınlık türküsü olsun. En acıda, işkencede bile insanın yaşama sonsuz bağlılığını, minnettarlığını gördüm. Söz adamı olmamdan mutluluk duydum." (NURTEN AKSOY-BirGün Gazetesi)







   Bir yazarın "nötr" ya da apolitik olamayacağını düşünüyorum. Öyleyse de korkağın tekidir; ya da yalancıdır.

ANDRE VLTCHEK






   "Tabii tarafım. İnsan önünde sonunda bir yerdedir, bir taraftır. Toplum meselelerinde siyasete bağlı, solda duran bir bir yazar ve Marksist olmaya çalışan birisi olarak saydım kendimi hep. Edebiyata girdiğim günden bu yana da aynı doğrultuda gittiğimi düşünüyorum. Edebiyatın son kertede sadece insanları eğlendirmek amacı gütmediğine, edebiyatın da bir sorumluluğu olduğuna inanan bir insanım."



AHMET OKTAY







"Edebiyat dünyayı değiştirebilir, ama çok uzun sürer. Çünkü insanı kusurlarıyla tanımlar. Doğru tanımlayamadığımız hiçbir şeyi değiştiremeyiz. Dünya için dövüşmeye devam edeceğiz, kültürle, çok okuyarak."

AHMET ÜMİT









Merhaba!