Demet Altınyeleklioğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Demet Altınyeleklioğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2021 Pazar

İZMİR'E DOĞRU, İZMİR'E DOĞRU!

 

   Enver, düşünde birini gördü. Karayağız bir ata binmişti. Hemen tanıdı Karabiber'i. Üzerindeki de kendisi. Ayakları toprağa değmiyordu atın. Uçuyordu Karabiber. Arkasında bir gök gürültüsü vardı. Birileri vardı peşinde.
   "Aman Allah'ım!"
 Yüzlerce, binlerce mızraklı süvari nal şakırdıyordu peşinde. Mızraklarının ucunda kırmızı beyaz kurdeleler uçuşuyordu.
   Bizimkiler, diye geçiyordu içinden. Bizimkiler bunlar.
   Ve ansızın Afyonkarahisarı'nda gördüğü o yalçın kaya giriyordu düşüne. O duruyordu kayanın doruğunda.
   Enver, 'Sarı Paşam," diye haykırdığını duyuyordu. "Bak, biz geliyoruz..."
  Mustafa Kemal'in başı bulutlara değiyordu sanki. Cigarası elindeydi. Düşünceliydi. Gözlerinde yine şimşekler çakıyordu. O kayanın üzerinde kartal gibi durmuş aşağıda, ovadan akan sele bakıyordu.
   Sabırsızlık dalga dalga büyüyordu. Nereye koşuyorlardı böylece çılgınca?
   Birden ovayı nallarıyla döven atların gümbürtüsündeki sihirli tempoyu yakaladı:
   "İzmir'e doğru!"
   "İzmir'e doğru!"
   "İzmir'e doğru!"
   İleride, ovaların, tepelerin gökle buluştuğu yerde bir mavilik vardı.
   (...)
   Buram buram istiklal kokuyordu geceler. Her yürek, "İzmir'e doğru, İzmir'e doğru!" diye çarpıyordu. "İzmir, İzmir!"

   (DEMET ALTINYELEKLİOĞLU - Kara Zeybek/Artemis Yayınları)




***




   Teğmen Ali Rıza Akıncı, Mustafa Kemal Paşa'nın İstiklal Ordusu'nda çarpıştı. Fahrettin Altay Paşa komutasındaki 5. Süvari Kolordusu, 2. Tümen, 4. Alay, 2. Bölük Süvari Takım Kumandanı olarak, İzmir'e girdi ve Hükümet Konağı'na Türk bayrağını çekti. 
   Yaşar Aksoy'un yeni kitabı İstiklâl Süvarisi: İzmir'in Kurtuluşu'nda anlatılan, İstiklal Ordusu'nun en altındaki aç, susuz, uykusuz, atı ve tüfeğinden başka hazinesi olmayan ama vatan aşkı ile kavrulan insanların emperyalizme karşı destansı isyanının hikâyesi... Ve İzmir'in Kurtuluşu...
   Dünyada örneği olmayan, tüm yoksulluklara, yoksunluklara karşın yedi düvele meydan okumanın adıydı Kurtuluş Savaşı'mız. Büyük Kurtarıcı Atatürk'ün çabasıyla bir destan yazılmıştı. Şair Ceyhun Atuf Kansu'nun deyişiyle Anadolu'da boy atan "Yedi veren Bağımsızlık gülü" ydü.
   (...)
   9 Eylül bağımsızlığımızın taçlandığı büyük gündür. Konak Meydanı'na giren ilk Türk Süvarisi Konyalı Teğmen Ali Rıza Akıncı, Hükümet Konağı'ndaki Yunan Bayrağını indirip, sonsuza dek dalgalanacak, bağımsızlığımızın sembolü, bağımsızlık gülümüz bayrağımızı oraya dikmişti. (SAVAŞ ÜNLÜ - Cumhuriyet Kitap)







Merhaba!  

12 Şubat 2017 Pazar

AŞKA DAİR - 5




Azla avunmaya alıştık
Ne yapalım paramız yoksa
Şarabımız bitince yağmura çıkarız
Kim güzelleşmiyor öpüşünce.


AHMET OKTAY









Aşk hesapsız, kitapsız yaşanır.
 Âşık olan güzeldi çirkindi, dosttu düşmandı, zengindi fakirdi diye bakar mı?
 Bakmaz. 
Bakarsa zaten o aşk değildir.

DEMET ALTINYELEKLİOĞLU
(Gülüm)










Sen bir kamış kadar narinsin
Öyle ince ki parmakların
Okşasan kırılır
Öpülsen halsiz düşersin
Sen sabahlar kadar tazesin
Pembesin, beyazsın, yeşilsin
Tarlalarda bulutların gölgesi gibi
Güzelsin.

Söğüt ağaçlarının altında
Akan mavi dereler vardır
Akşam rüzgârlarıyla güneş savrulur
Sen de öylesin
Kiraz ağaçları ağzında meyve verir
Karpuz kessem içini görürüm
Hiçbir çiçeğe benzemeyen kokular duysam
Özleminden ölürüm.


CAHİT KÜLEBİ




   9 Ocak 1917 yılında doğan Cahit Külebi önce liselerde yazın öğretmenliği yaptı. Antalya Lisesi'nde öğrencisi Sami Karaören ile sonradan arkadaş da olmuştur. Cumhuriyet Gazetesi'nde 32 yıl yazı işleri müdürlüğü yapan Sami Karaören ile Cahit Külebi bu dönemde öğretmen - öğrenci ilişkisini çok aşan sıcak bir dostluk kurdular.
   Külebi yıllarca Türk Dil Kurumu (TDK) Genel Yazmanlığı görevinde bulundu. Sami Karaören de TDK yönetim kurulu üyesidir. Külebi - Karaören dostluğu bu aşamada iyice güçlenir. Külebi, kendisi gibi öğretmen olan Süheyla Hanım'la evli... Ankara'da TDK toplantılarının birisinde Külebi, Karaören'e, "Süheyla ile biraz tartıştım, eve birlikte gidelim" der. Kapıdan girildiğinde Süheyla Hanım koltuğunda arkası kapıya dönük oturmaktadır. Külebi seslenir: "Süheyla, bak sana kimi getirdim." Süheyla Hanımdan hiç ses yok. "Süheyla, bak sana kimi getirdim." Yine ses yok. Bu kez, "Süheyla, bak sana Sami'yi getirdim" deyince, bu kez kararlı ve sevecen bir yanıt gelir: "Sami kalsın, sen git!" (EROL ERTUĞRUL - Aydınlık Gazetesi)








Aşkın ipliği ile dikilen dikiş,
 mahşere kadar sökülmez imiş.

ÂŞIK SEYRANİ










Merhaba!