Ahmet Ümit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ahmet Ümit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2018 Pazar

SAVAŞ VE İNSAN






   Avrupa'nın başı çeken emperyalist ülkeleri Suriyeli kalifiye emekçileri karpuz seçer gibi seçme ayrıcalığını kullanmaktadırlar. Kalifiye olan da olmayan da yerli işçi sınıfını baskılayacak yedek işgücü olarak zaten işlev görecektir. Dahası, yeni gelenlere bakan yerlilerde ırkçı damar şişecektir. Her emekçinin dokunulmaz hakları, insanca yaşayabileceği ücreti olsa, çalışma hakkı anayasal güvence altında olsa, hiç "kendiliğinden ırkçılık" diye bir şey olur muydu? (AYDEMİR GÜLER - soL Haber)










   Arkadiy Vayspapir, 1941 yılında Almanların Sovyetler Birliği'ne saldırdığı dönemde, Kiev'in savunmasına katılmış ve çatışma sırasında aldığı ağır yara nedeniyle askeri hastanede yatarken, Kiev'in Almanların eline geçmesi sonucunda esir düşmüştü. Çeşitli esir kamplarına gönderilen Vayspapir, 1943 yılında, Nazilerin en büyük imha kamplarından biri olan Sobibor'a gönderildi. 
  Burada, yine bir Sovyet savaş esiri olan Teğmen Aleksandır Peçerski liderliğindeki isyan ve kaçış planının organizasyonunda görev aldı.
   Plana göre, kampta terzi atölyeleri bulunduğu için, buralarda çalışan esirler, kampın üst rütbeli SS subaylarını, elbise provası gibi çeşitli bahanelerle atölyelere davet edip burada öldürecek ve böylelikle hem silahlanıp hem de kampın bütün komutanlarını devre dışı bıraktıktan sonra, kamptan kaçacaklardı. Ancak, bazı komutanların atölyelere gitmeyi reddetmesi ve öldürülen bazı komutanların cesetlerine rastlanması, planın tam başarıya ulaşmasına engel oldu. Sonuçta, ele geçirilen silahlarla bazı muhafızlar öldürüldü ve kamptaki 550 civarındaki mahkumdan 420 kişi, kampın çevresindeki mayınlı bölgeden koşarak kaçmaya çalıştı. Bu esnada 80 kişi hayatını kaybederken, takip eden haftalarda, kamptan kaçanlardan 170 kişi yakalanarak kurşuna dizildi. Hayatta kalanlarınsa önemli bölümü, Nazi karşıtı partizan hareketine katıldı. Böylelikle bu olay, İkinci Dünya Savaşı'ında Nazi kamplarında başarıya ulaşan yegane silahlı isyan hareketi olarak tarihe geçti.
   Sobibor Kampı'nın faaliyet gösterdiği on yedi aylık dönemde (15 Mayıs 1942 - 15 Ekim 1943), kampta büyük çoğunluğu Yahudi kadın ve çocuklar olmak üzere, 250 bin kişi, gaz odalarında imha edilmişti. İsyan ve kaçış operasyonundan sonra, SS şefi Heinrich Himmler'in talimatıyla, kamp ortadan kaldırılarak buradaki bütün izler yok edildi ve kamp yeri, patates tarlasına dönüştürüldü. (BirGün Gazetesi)    



( Naziler tarafından yıkılıp üzerinden yol geçirilen gaz odaları, arkeologların  kazıları sonucu ortaya çıkarıldı.)











   Savaşlar birer soykırımdır. Bu, yalnız Birinci, İkinci Dünya Savaşları için geçerli değil. "Üçüncü Dünya Savaşı"nda da böyleydi. "Soğuk Savaş" denen Üçüncü Dünya Savaşı da insanları ikiye, üçe, dörde ayırdı. Bitmiş de değil. Bir yerde bitiyor, başka yerde başlıyor. Silah üreticileri devletler, ülkeler üzerinde çok etkili. Canlarını koymuşlar silah üretimine. Herhalde çok kazanıyorlar. Bu gidişle savaşlar hiç durmayacak.


YAŞAR KEMAL











   İnsan vicdanlı olandır. Merhametli olandır. Zayıfın yanında zayıfla beraber olabilendir. Ne yapalım? Yaşlılar ölsün mü? Fakirleri, kadınları, çocukları ne yapalım? Bugün 'haklı' diye bir şey yok, sadece 'güçlü' var. Bu ahlaksızlıktır. O gücün karşısında boyun eğmek de, o gücü kötüye kullanmak da soysuzluktur. Yıkımdır bu. 


AHMET ÜMİT









   İnsan aslında gördüğü kadardır.
 Gerçekliğin ne kadarını görebiliyorsa, o kadardır.
 Zaten bu yüzden erki elinde tutanlar, görme biçimlerini yoksunlaştırmak için bu denli yoğun çalışıyorlar.



ALTAY ÖKTEM












tuhaf bir adamsın vesselam
canını sıkan bir sokağı
boyuyorsun da
kırmızıya
bir yaprak düşse dalından
altında kalıyorsun

hiçbir şeyin uymuyor kitaplara

ama gel bu sabah
karını öperek uyandır
işe mişe de gitme
kızına kahvaltıyı sen yaptır
sonra pırıl pırıl günü tak yakana
yeni bir hayatın önsözü gibi
kentin kalabalığına karışıp yürü
kimse korkmasın bakışlarından
üstün başın boydan boya gökyüzü
çocukların ellerine bulaşsın dursun

nasıl olsa
hala güzel masallara inanıyorsun


ENVER ERCAN













Merhaba!

19 Şubat 2017 Pazar

İNSAN YÜREĞİ




beni bir şarkı doğursun isterdim
ama bir ağıdın çocuğuyum ben


MEHTAP MERAL









Yurdum! insanın yurdu, yüreğin ve canın
Kahramanca ölmenin, yaşamanın
Düğünün ve hüznün, orucun ve bayramın
Yurdum! şarabın yurdu ve haramın
Irmakların, çorak toprağın, kanın ve baharın
Ağıdın ve şarkının, türkünün yurdu
Bir üzüm salkımı senin türkülerin
Hep uzayan bir asmanın en yüksek dalında
Susatan ve susuzluğu yine kendi gideren
Bir üzüm salkımıdır, şırası
Yüreği durultur, sevdayı koyultur
Yurdum! işte bunlardadır, bunlardır sana
Yarının mayası o haklı gurur
Ve koynunda bir hançer saklı yurdum
Koynunda senin
Bir hançer
Ay karanlığında
Usulla sokulur
O güzelim salkımı asmasından ayırmaya.


SEYYİT NEZİR









   "Harese nedir bilir misin oğlum? Arapça eski bir kelimedir. Hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir. Develer çölde üç hafta aç susuz yemeden içmeden yol alabilirler. Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparıp çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kan tadı ile dikenin tadı devenin çok hoşuna gider. Yedikçe kanar, kanadıkça yer. Eğer engel olunmazsa deve kan kaybından ölür. Bunun adı haresedir. Bütün Ortadoğu'nun adeti budur oğlum. Tarih boyunca birbirlerini öldürür ama kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kan tadından sarhoş olur."


ZÜLFÜ LİVANELİ
(Huzursuzluk)










"İnsan yüreği iyiyle kötünün savaş alanıdır!"


AHMET ÜMİT










"Kalbinizde yeşil bir ağaç bulundurun, belki şarkı söyleyen bir kuş gelir konar"

(Çin atasözü)










Merhaba!





24 Temmuz 2016 Pazar

EDEBİYATA DAİR-2




   1951 yılında Kozan Ağır Ceza Mahkemesinde, aldığı bir cezadan beraat haberi gelir. Mahkemeden çıkarken mübaşir, başkan seni istiyor der. Yaşar Kemal odaya girdiğinde başkan onu ayakta bekliyordur. Oturun, der önce ve devam eder: "Ben biraz okur-yazar bir adamım. Sizi mahkûm edeyim diye çok baskı yapıldı bana. Siz Çukurova'da kalmayın, hemen İstanbul'a gidin. Orada Yeni Cami'nin arkasında arzuhalcilik yapar, hayatınızı kazanabilirsiniz. Sizi burada öldürecekler. Yazık olacak öldürülürseniz. Sizin 'Bebek' hikayenizi karım da okudu. Edebiyattan iyi anlar. Merakından sizi görmeye mahkemeye kadar geldi. Ben de dilinize, ustalığınıza hayran kaldım, buralarda durmayacağınıza bana söz verin."




    Yaşar Kemal'in 14 Ekim 1982 tarihinde Uluslararası Cino Del Duca Ödülü töreninde yaptığı konuşmadan:

   "İnsanın gücüne inanıyorum, sözün gücüne de bundan dolayı inanıyorum. Edebiyatımı bu gücün üstüne kurmaya çalıştım. Söz insanın kendisidir. İsterdim ki benim de yaptığım edebiyat bir sevinç, insanlığa bir aydınlık türküsü olsun. En acıda, işkencede bile insanın yaşama sonsuz bağlılığını, minnettarlığını gördüm. Söz adamı olmamdan mutluluk duydum." (NURTEN AKSOY-BirGün Gazetesi)







   Bir yazarın "nötr" ya da apolitik olamayacağını düşünüyorum. Öyleyse de korkağın tekidir; ya da yalancıdır.

ANDRE VLTCHEK






   "Tabii tarafım. İnsan önünde sonunda bir yerdedir, bir taraftır. Toplum meselelerinde siyasete bağlı, solda duran bir bir yazar ve Marksist olmaya çalışan birisi olarak saydım kendimi hep. Edebiyata girdiğim günden bu yana da aynı doğrultuda gittiğimi düşünüyorum. Edebiyatın son kertede sadece insanları eğlendirmek amacı gütmediğine, edebiyatın da bir sorumluluğu olduğuna inanan bir insanım."



AHMET OKTAY







"Edebiyat dünyayı değiştirebilir, ama çok uzun sürer. Çünkü insanı kusurlarıyla tanımlar. Doğru tanımlayamadığımız hiçbir şeyi değiştiremeyiz. Dünya için dövüşmeye devam edeceğiz, kültürle, çok okuyarak."

AHMET ÜMİT









Merhaba!