Bir avucun matematik
Bir avucun büyü,
Bunda da çelişki yok.
Sonra düşün, olsa da ne çıkar:
Çelişkidir şiir.
SABAHATTİN KUDRET AKSAL
(Şiir Üstüne Notlar - 13)
***
içimdeki bataklığa
ufacık bir ada olsun,
diyerek tutunduğum
şiir de çekti elini
yapıştı damağa dil
sözler ki küflü peynir
akıl masum bir tilki
sızıyor bak duygulara
ey çamur çağ, tatlı zehir!
ey imajlar sağanağı!
her bedene aynı çizgi
her yakada farklı bir kir
kiremitsiz çatılardan
nasıl da aktı makyaj
şimdi şairler karga
kargalar kurnaz şair
ben kapandım odama
ince kurlar peşinde
ayarlanan bir şiir
ada olur mu ki hiç
bataktaki adama...
'Dünyanın bilgisi', evet, tek tuşla gözlerimizin önüne serilse de 'şiirin bilgisi' hâlâ farklı bir mecrada akmaya devam ediyor. Akılla kavradığımız 'dünyanın bilgisi'ne, diğer bütün sanatlarda olduğu gibi, imgesel bir tepki göstermektir şiirin temel işlevi. Bizi diğer canlılardan ayıran en başat özelliğimizdir imge. İmgelediğimiz sürece şiir varlığını sürdürecektir. Tam da bu noktada, imgeyi, Octavio Paz'ın dediği gibi, 'doğanın dilini' yazan biricik güç olarak yorumlamak gerekiyor. 'Üçgenin iç açılarının toplamı yüz seksen derecedir' deriz ve bu bilgiyi matematikten mimariye dek çeşitli alanlarda tüketiriz. Peki, Melih Cevdet Anday'ın "Kuşlar yağmur yağdırır da / Yağmur güneşe vururdu ya / Ben sana gelirdim." dizelerini nasıl tüketeceğiz? Bu dizeler bize hava durumunu sunmuyor ki! Akılla kavradığımız bilgide, gerçeklikle birlikte, bir kurnazlık bulmak her zaman mümkündür. Oysa şiirin bilgisi kurnazlık değil, çocukça bir saflık içerir. Şairlerin kötü insanlar olmamasının nedeni birazda burada aranabilir.
'Şiir ve insanlığın nereye gittiği' sorusunu 'dünyanın bilgisi'yle cevaplarsam gidilen yer, iyi değil. İnsanlıktan ayıramadığımız şiir, onunla birlikte bir felakete mi sürükleniyor? Ama durun! Sorunuzu 'şiirin bilgisi'yle cevaplarsam, imgelemenin kaynağında geleceğe dair bir kurgu olduğunu düşünürsek, biraz umut var. 'Şiirin bilgisi'nden yola çıkarak işte bir kurgu: Yer üstü yer altı maden alanlarının nerede, ne miktarda, hangi ülkelere ait olduğu, ne kadar sürede tükeneceği, başka hangi kaynaklar yaratılabileceği, tarım arazileri, ormanlar, sulak ya da kurak alanlar ve dünya nüfusu da bilindiğine göre, bütün bu kaynaklar insanlar arasında adilce paylaşılıp yeryüzü bir cennete çevrilemez mi?
(İLYAS TUNÇ - Çıngıraklı Sokak Şiir Gazetesi)
***
Şair sabahları kahvaltı yaparken,
güneşin ışıkları içeriye süzüldüğünde,
karşı okulun bahçesindeki çocukların sesleri odayı doldurduğunda,
küçük umutlara kapılmalı,
şiirinde çöpçünün çöp tenekelerini yuvarlarken çıkardığı gürültünün yeri,
pencerenin önündeki ağaçta cıvıldayan kuşların sesleri,
caddenin sonundaki trafik lambasının önünde duran arabaların frenlerinin sesleri,
radyoda haber okuyan spikerin sesinin ya da
mutfaktan gelen "Tuz nerede, ah tuz şiirde..."
diyen sesin yeri olduğu kadar olmalı.
Yaşamın içindedir şiir.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder