Hidayet Karakuş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hidayet Karakuş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2025 Pazar

GÜLÜNÜZ GÜLDÜRÜNÜZ

 


ESRA ALKAN

"Kahkaha parmak izi gibidir"

Bu söz bana şair dostum Sezai Sarıoğlu'nun, "Şiir mana izidir" cümlesinin çağrışımından geldi.
Kahkahaya "sanat" olarak yaklaştığımdan beri her söyleneni "kahkaha" olarak duyar oldum.
Bir gün, "Kahkahasından da tanınır insan" dediğimizde "parmak izi" tanımını tescillemiş olduk. Kahkaha hem parmak izidir hem dildir. Gülümseyerek konuşabilir insan.

İnsan olmakla mizah arasında nasıl bir ilişki var sizce?

Masal çocuğun, edebiyat yetişkinin, kahkaha da her ikisinin düşünce biçimi. Moliére, "İnsan gülebildiği kadar insandır" diye boşa dememiş!
Muhalif olan kahkaha, azınlığın sesi soluğudur. Her şeyi yoluna koyduğunu zanneden aklın şirazesi kaydığında onu yoluna koyup estetize edendir kahkaha. 
Ciddi bir iş olan gülmek öyle mucizevi bir şeydir ki aklı başa getirir de gülmekten kimsenin itiraz edecek hali kalmaz.
Bir şair dünyaya nasıl şiir olarak, felsefeci şüphe ve soru, ressam biçim ve renk olarak bakıyorsa "kahkaha sanatçısı" da kahkaha olarak bakar ve insan olmaya giden yol balsa ağacı misali döşenir.

"Ciddiyet yüceltiliyor, gülmelerimiz tutsak!"

Emperyalizmin yarattığı ciddiyetin sardığı dünyamızda, [s]istemin oyun kurucularının hinoğluhin aklı var örneğin. Kahkaha, toplumun yanlışını bir çizgiyle, bir sözle açık eder. Soru soran, gülen insanı istediğiniz gibi yönetemezsiniz. 
Güldüğümüzde beynimizde "sağ ile sol lop " dengelenir, gerçekleri daha net algılarız. Kötülüklerle baş etmenin iki keyifli yolunu seçtim: Seyahat ve kahkaha.

Metin Altıok'un "Gülerek Direneceğiz" dizesiyle yaşamın yüreğimize yığdığı yüklere karşı direnmek için siz de gülmeyi önceliyorsunuz. Neden?

Çünkü yaşamın çeşitli güçlüklerine karşı üç şey icat edilmiştir: Ümit, uyku ve gülmek.

KAHKAHA SANATÇISI !

Nasıl "kahkaha sanatçısı" olur bir insan?

Sanat, görünmeyeni görünen kılmaktır, "kahkaha sanatı" da içimizin görünmeyen coşkusunu açığa çıkarıp yaşam biçimi sunmaktır. "Kahkaha sanatı" kendimizde farkındalık uyandırmayı amaçlar.
İçindeki Kahkahayı Uyandır kitabı, içimizi havalandırarak derinlerimize kaçmış sevgiyi, şefkati yani vicdanı yüzeye çıkarmayı hedefler.
"Kahkaha sanatçısı" olduğumuzda kendimizin ve yaşadıklarımızın mizahına varır, dengeye yani sağlığımıza kavuşuruz.
Yaşamda zorlananlar kahkahalarını çağırsınlar imdada. 
Acı insanı öldürmez, bir şekilde baş eder insan. Mesele, sıkıntı ve kuruntunun panzehiri kahkahamıza sanat edasıyla yaklaşmaktır. Vicdanları diri tutan içimizdeki kahkahadır. 

Sparta'da Kahkaha Tanrısı Gelos'un heykelinin varlığı, savaşlarda Atina'ya fark atıyor tarihte. Gülmeyi öğrenenler, ciddiyetle savaşanlara karşı hep kazanır mı?

Kazanır. Ciddiyet insanın değil sistemin işidir. Üstelik, yaşam kozmik bir şakadan ibaretken... Kahkahayı bilinç yapan Gelos çok önemli bir tanrı. Spartalılar, genç savaşçıları yetiştirirken tehlike karşısında gülerek moral toplayacaklarının bilincindelerdi. Sistem kahkahayı al aşağı etmek için nelere inandırmış insanları. Makro ve mikro yasaklar kalkınca vicdan kahkahaya koşarak, "başka bir dünyanın mümkün" olabileceğini kendinden ve kahkahadan umudunu kesmeyen herkese hissettirir. 

(ESRA ALKAN - Cumhuriyet Kitap, Söyleşi: HİDAYET KARAKUŞ)


***


"En zorlu dönem ve şartlarda bile bir parça mizaha yaslanmak, beraberliği, dayanışmayı ve direnmeyi besler."


(DİLEK KARAASLAN - BirGün Kitap)







MUTLU YILLAR !

20 Mart 2022 Pazar

ALTIN ÇAĞ'A DEK ŞİİR

 

"Şiir, bütün öteki sanatlar gibi, iyi ve doğru yaşamanın pusulasıdır."

(YÜKSEL PAZARKAYA)


***


  "Yüreği titreyen bir insan olmak, önemlidir. Şiirle buluşmak, insanın kendisiyle buluşmasıdır. Mutlaka, herkesin seveceği birkaç şiir vardır. Siz de, kendi şiirinizi bulun. Şiirle dünyayı ve hayatı daha iyi anlayacaksınız. Şiir, toplumların tarih burcudur. Sis çanıdır. Zifirî karanlıkta yol gösterir insana. Düşseniz, şiir elinizden tutar. Çocuklarınızı şiirle eğitin. Türkçeyi, şiirle öğrensin çocuklarınız. Daha başarılı olduklarını göreceksiniz."


VEYSEL ÇOLAK
(Üvercinka Dergisi)



***



"Şiir okuyan, şiirle coşkulanan her insan direnmeyi bilir."

(HİDAYET KARAKUŞ)



***



  "Şiir Sanatı ve onun etkin öznesi olan şair, Sappho'dan, Homeros'tan, Yunus'tan bu yana, durup dinlenmeden bu kutsal çalışmasını sürdürürken, insanı yeniden insanla buluşmaya çağırır.
  Bu yüzden, "şiir öldü", şiir geriledi" gibi anlamsız çıkışlar ancak duyarsızlıkla, bilgisizlikle açıklanabilecek yargılardır.
  Şairler susmadıkça şiir ne ölür ne de geriler. Ancak, zaman zaman gölgelenir, araya giren parazitler yüzünden; sesi zor duyulur ya da tam anlaşılmaz. Günümüzde bu parazitlerin en güçlüsü görsel saldırganlıktır. TV'siyle, bill-board'larıyla, reklam endüstrisiyle, toplumu yanılsamaya sürükleyen programlarıyla, söz konusu saldırı kapitalizmin yürüttüğü bir abrakadabra harekâtı, iflah olmaz bir tamahkârlık gösterisidir. Ve bu korkunç yanılsamanın gölgesi altında kalan, Şiir'in o kadim sesi, o şairane/ozanca yaşama biçimi tehdit edilmekte, giderek, tümüyle ortadan kalkma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır. 
  Ama ne zarar! Dünya şairleri susmadıkça, gerçekçilikten kopmadıkça, bu haksız yanılsama, bu amansız saldırı ortadan kalkacak, Şiir'in gümrah sesi insanoğlunun her türlü yabancılaşmadan kurtulduğu, kendine yeniden kavuştuğu o yeni Altın Çağ'a dek sürecek, ondan sonra da yeni arayışlarla varoluşunu sürdürecektir." 


ERDAL ALOVA
(2021 Dünya Şiir Günü Bildirisi)






Merhaba!

6 Eylül 2020 Pazar

BUDALA İNSAN BUDALA






   "Bak şu güneşe, herkese eşit veriyor ışığını. Yalnız çalışana daha çok veriyor. Çünkü çalışan insan o ışıktan daha çok yararlanıyor. Bak biz çapaladık bağımızı. Güneş toprağın içine değin sızar, oradaki canlıları, toprağın daha verimli olması için çalıştırır. 
   Yalnız güneş mi? Rüzgâra bak. Her bağa eşit eser. Toprağın yüzünü kurutur, ağaçların havasını çoğaltır. Kimseye haksızlık etmez. Estiği zaman o hepimizindir." (HİDAYET KARAKUŞ - Anne Beni Bekleme)


***




   Wakan-Tanka, Kızılderili dilinde 'Büyük Sır' anlamına geliyormuş.
   Minicik bir kitap, bu ad altında Kızılderili deyişlerini toplamış. Şöyle başlıyor:
   "Bildiğimiz tek şey, dünyanın insana ait olduğu değil, insanın dünyaya ait olduğudur."
   'Büyük Sır' şöyle bitiyor:
   "Toprak yaratıldığında üzerinde sınır çizgileri yoktu, onu bölmek insanlara düşmez."


***




   Savaşla şiddetin, açla açıkta kalanın son bulduğu, başta kadın-çocuk, genç, yaşlı herkesin özgürce yaşayıp kendini gerçekleştirdiği, doğayla uyumlu, adaletli bir yaşamın kurulduğu dünyaya dönük özlem her geçen gün artıyor. (M. SADIK ASLANKARA - Cumhuriyet Kitap)


***


   Günümüz insanı, önce para, sonra daha fazla mülk, daha çok şatafat, üstüne mümkünse iyi bir koltuk, eğer uygunsa bir de daha çok şöhret için, kendi ruhundan o kadar çok şey veriyor ki.
   Anlatması zor. Alman filozof Schopenhauer'ın yıllar önce söyledikleri, insanlığın değişmeyen aynasında, bu nedenle hâlâ tazeliğini koruyor:
   "Dışarıdan bir şeyler kazanabilmek için, içeriden bir şeyler yitirmek, yani şan şöhret, mevki, ün kazanmak için, huzurunu, boş zamanını ve bağımsızlığını bütünüyle ya da önemli ölçüde feda etmek büyük bir budalalıktır."
  Hırslarının peşinden koşan insanoğlu, bir yanıyla ne çok masum ve insansa; diğer yanıyla ise değişmeyen, uyanmayan, anlamayan, algılamayan bir budala.
    İnsan, doğanın sesini anlamaktan, çok derinlerde bir yerde; örneğin bir sonbahar yaprağının ağaçlardan kopuşunu izlerken, bir derenin akışını dinlerken, onu hissetmekten ne çok uzaklaştı. Oysa serin rüzgârların eşliğinde toprağa dokunmak, ağaçların, bitkilerin sesini dinlemek, doğayla bütünleşmek, onun bir parçası, ondan bir parça olduğunu hissetmek, hep iyi gelir insana. Günümüzde çoğu zaman kendini kötü hisseden insana. Doğanın zekâsında acı yoktur çünkü. Her şey öylesine uyumlu, öylesine mükemmel ki, insan aysbergin altına bakınca, şaşırır kalır. Ama dünyanın aklını da anlamak gerekir. Çünkü Schopenhauer'ın dediği gibi:
    "Aklı olmayana, dünyanın tüm aklının bir yararı dokunmaz." (ÜNAL ERSÖZLÜ - Yeryüzü Misafiri)





Merhaba!



17 Mayıs 2020 Pazar

TOPRAĞI HAK ETMEK




Dost olsun da - çamurdan olsun - diyerek
Dostla bölüşmüştür son yudum suyunu - son ekmeğini dosta dilmiştir

Ama yalnızdır - oldum olasıya - Anadolu
Yalnızlıktan iflahı kesilmiştir

Rumeli yakasına postu seren İstanbul
İki adım ötesini dağbaşı bilmiştir

Koca Osmanlı bile - bu oyalı yazmaya
Alın terini değil - elinin kirini silmiştir

Dertlere derman olmuş ama - ortak çıkmış mutluluklara
Bir âşık veya eşkiya - hazret veya pir

Destanlar şahit - türkülerden belli
Dost kahrı - bu topraklarda - severek çekilmiştir

Şimdi göz gözü görmeyen kasaba kahvelerinde
Yarenlik başlamıştır ve dışarda kar - diş diştir

Geçmişe ve geleceğe inat - delikanlılar
Kötü - kırık iskambillere eğilmiştir

Azdırıp çoğaltmak istercesine - kimi - yalnızlığını
Keçi damından gecekonduya gelmiştir

Gelin mendilidir - işlenir - asker çorabıdır - örülür her gün
Cümle kederler - sevdalar - hasretler bir bir

Kurduna - kuşuna bu memleketin - insanına - derdine
Lâf olsun - edebiyat olsun diye değinilmiştir

Yeşertemezsek imeceyle - garip Anadolu'yu eğer
Bil ki - yalnız dostluktan değil - hürriyetten de vazgeçilmiştir

Doluyum - Anadolu gibi - Anadolu için
Yalnızlık - muhabbet - ve şiir


NÜZHET ERMAN



***




   "Bir lahit içinde ekili domates bir ailenin geçim kaynağı. Bu lahiti nasıl kurtaracaksınız? Domates sorununu kolay çözemiyorsunuz tabii; çünkü bir gerçekle karşı karşıyasınız. Bunun doğurduğu problemi çözmek için ülkenin sosyal problemlerini bilmek gerekir. Bu nedenle Anadolu'da yaşamak, belki daha önemlisi Anadolu'yu sevmek gerekir."

  
HALET ÇAMBEL
(Fotoğraf: GÖKHAN TAN)



***



   "Ebediyetin cennetine erişebilmek için geçilecek kıldan ince köprüde bize bir tek şey yardım edebilir, inanmak... Toprağına inanmak, insanına inanmak, yalancılık yapmamak, çünkü bu defa ki dava büyüktür. Madem ki sanat adamı, üstünde yaşadığı toprağın hasretini ve o toprağın üstünde yaşayanların acılarını, zevklerini, iştiyaklarını duymak ve duyurmak istiyor, öyle ise kendisini, o toprağın hamurunda yeniden yaratması, o insanlarla bir kazanda kaynaması lazımdır. Ve sanat adamı o hale gelecektir ki, artık 'onlar ve ben' değil 'biz' mevcut olacaktır. Böyle olmadan, onlar namına konuşmaya ne hakkımız olabilir? İşte bu yol ki hiç yalan kabul etmez, riyadan kaçar ve kendine ihanet edenleri mahkûm eder. Öyle ise sanat adamına: arşiv depolarındaki malzemeyi ele almadan önce, yaşadığı toprağın havasında yıkanmak ve o toprağın üstünde nefes almaya hak kazanmaktan başka yol yoktur."


AHMET ADNAN SAYGUN
(Ulus Gazetesi - 27 Haziran 1943)



***



   Her sanatçı biricik ürünler ortaya koymayı amaçlar. Bu nedenle de estetik bir dili, kurguyu, içeriği yeniden yeniden üretir. Bu konuda ayağı yere basan sanatçının en temel dayanağı içinde yaşadığı toplumun söz birikimi, geleneğidir. Ben de Anadolu insanının binlerce yıllık söz değerlerine, söylemine, dilindeki kıvraklığa bakarak kendi dilimi oluşturmaya çalışıyorum. 


HİDAYET KARAKUŞ
(Söyleşi: GAMZE AKDEMİR - Cumhuriyet Kitap)



***





(HORON)



Ressamım, yurdumun taşından sürüp gelir nakışlarım.
Taşıma toprağıma göz koyanın alnını karışlarım.



BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU






Merhaba!

5 Mayıs 2019 Pazar

TOPLUM İÇİN, TOPLUMCU GERÇEKÇİ SANAT




Ne dediğini bilen bir yazar için, sınıflar dışında bir edebiyat yoktur.


ORHAN KEMAL


   Orhan Kemal'in yaşamı ile eserleri arasında derin bir bağ vardır. Orhan Kemal ancak orta üçe kadar okumuştur. Yaşama önce fabrikalarda atılır, sonra okuma bilinci kazanır, en son yazmaya yönelir. Onu okumayla tanıştıran da fabrikada tanıdığı bilinçli işçilerdir: "20 yaşındaydım... Kafam bir türlü çözemediğim sorunlarla yara olmuştu... Sanki yere basmıyor, havada boşluktaydım. Ve bir gün, bir kahve köşesinde tanıdığım işçi dostum İsmail Usta... Sonra kitaplar... Birçoğu İsmail Usta'nın hediye ettiği kitaplar... Serseriler, Stepte, Istratsi Mordasti, La Dam O Kamelya, Madam Bovary, Jerminal, Benim Üniversitelerim, Kroyçer Sonat, Umumi Tarih, Fransız İnkılâbı Tarihi..." Orhan Kemal o yıllarda, okuduğu Gorki ve Istrati gibi toplumcu gerçekçiliğin büyük yazarlarının kaderini paylaşıp bu topraklarda kendi romanlarının da anlam kazanacağını kuşkusuz bilemezdi ama 1940 yılında Bursa Cezaevi'nde birlikte kaldığı Nâzım Hikmet sayesinde yeni bir dünya açılır önünde. O yıllarda romantik, süslü, ölçülü şiirlerle uğraşan Orhan Kemal'i hikaye ve romana yönlendiren Nâzım Hikmet'tir.


NÂZIM HİKMET & ORHAN KEMAL


   Orhan Kemal işçi sınıfının içinden gelmiş, işçi mahallelerinde yaşamış ve onları gözlemleme şansına sahip olmuştur. Önce basımevine işçi olarak girer. Görevi, kâğıt kesme makinesinde kol çevirmektir. Milli Mensucat Fabrikası'nda kâtiplik yapar. Sonra imalat ambarı memuru olur: "Adana'da Milli Mensucat Fabrikası'nda uzun yıllar küçük memurluk, kâtiplik yaptım... Gurbete çıkan, Adana'ya inen köylülerle tanıştım... Çırçır işçileri... Pamuk işçileri... Onların mektuplarını yazdım... Onların dilekçelerini yazdım..." diyen Orhan Kemal, bütün bu toplam içinde sanat anlayışını biçimlendirmiş, kendi sınıfının romanını yazmıştır.
   Bugün Orhan Kemal romancılığını besleyen işçi mahalleleri yoktur kuşkusuz ancak yüksek binalar arasına sıkışmış yeni bir tür işçi figürü belirmemiş midir? İşçi ölümlerinin büyük rakamlara ulaştığı madenlerde yüzlercesini kaybettiğimiz bu insanlar roman sayfalarında neden görünmüyor? Şehirler başka formlara evrilmekteyken bunun toplumun katmanlarına hiçbir yansıması yok mudur? Bütün bu trajediler yaşanırken gerçekçilik neden kendini yenileyemiyor? Bugünün modern yenilikçi edebiyatının Orhan Kemal gerçekçiliğiyle büyük bir savaşı var. Bugün iç dünyaların, kişisel hezeyanların anlatısı Orhan Kemal gerçekçiliğinin üzerine toprak atarken, içinde bulunduğumuz çağın anlatısının Orhan Kemal'in sanat anlayışından neler alabileceği önümüzde duran bir sorundur. Orhan Kemal'in eserlerindeki gerçekçilik bu soruyu bugün bize sordurabildiği için dahi çok değerli ve anlamlıdır. (DAMLA YAZICI - Aydınlık Gazetesi)









   İnsan doğa ilişkisi, insan toplum ilişkisi siyasanın kendisidir. Ekonomik çabaların, yaşam çabasının adı siyasadır. Bu nedenle hiçbir şey siyasadan soyut değildir genel anlamda. Gündelik siyasal çalkantıların izi de düşer ama onları yazar, genel siyasanın, insanın kendiyle, toplumla, doğayla verdiği savaşımın bir parçası olarak ele alır.
   Olaylara bakarken sözcüklerin insanda yarattığı kavramsal izler, düşünceler gerçeğin peşindeki yazarın ışığıdır. Çünkü gerçek kişide vicdan yaratır. Edebiyat vicdan yaratmak için vardır. Bugün toplumumuzdaki kadın, çocuk cinayetlerinin, onlara yapılan saldırıların temelinde vicdan eksikliği yatıyor. 
   Biz bunu eğitime bağlıyoruz ama okuma yazma edimiyle yani diplomayla bu cinayetleri engelleyemiyoruz. Eğitim edebiyatla, sanatla kişiyi vicdan sahibi yapar. Bu nedenle sözcüklerin bize kazandıracağı gerçeklik aynı zamanda vicdanın kapısını açar. Sözcüklerin vicdanı insanın vicdanını yaratır.

  
HİDAYET KARAKUŞ
(Söyleşi: GAMZE AKDEMİR - Cumhuriyet Kitap)









   İnsan, insanı ezmekte, sömürmekte, karanlıklara hapsetmekteyken sanat inat eder. Çünkü sanat, yaşamın ve insanın güzelleşmesini ister. Aydınlık-karanlık savaşımında sanat, aydınlığın yanındadır, aydınlıktır...
   Bugün sanatı insansız bir kanala çeken, sürükleyen zorba ve bağnaz karanlık, "yeni bir düzen" sunuyor. "Yeni yaşam biçimi" diyor adına. Önerilen, egemen kılınmak istenen yaşam biçimi; insanın kendine hapsedildiği, piyangolara, kazıkazanlara, loto-totolara, sosyal yardımlara bel bağladığı bir çirkinlikle geliyor karabasan gibi. Borsaya, reklama, vitrinlere, süse, medyaya, stadyuma, paraya, "parası olan yaşasın"a tutsak etmek istiyor insanı.  
   Sanat, insansızlığa sürükleyen bu yaşama biçimine karşı çıkıyor, karanlıklaştırılan yaşamı, insanlığın götürüldüğü yeni düzeni, sanatın aydınlık onuruyla reddediyor. Öfkenin ve vicdanın çığlığı da olan sanata yakışan, insandan ve aydınlıktan yana olmaktır, insansızlığa hayır demektir.


ÖNER YAĞCI
(Cumhuriyet Gazetesi)










Sanat balık gibidir, toplumsal suyun içinde yaşar, toplumsal olmayan ne bir düşünce, ne bir dize vardır.  


SADRİ ERTEM












Merhaba!