Ekim Devrimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ekim Devrimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Temmuz 2024 Pazar

MAYAKOVSKİ: AYNI KAVGANIN İÇİNDE

 


"Şiir yazmalı" diyor kendisine, yazmalı da ama elinden gelmiyordur ki. Yaptığı denemeler başarısızdır, içler acısıdır. O da şiiri bir yana bırakıp resme yönelir. Resim yapmaya başlar. Sonra yine şiire başlar. Çünkü o şairdir. "Şiir yazmalı" der kendisine, "Şiir yaz". Bir gün, bir şiirin "hakkından" gelir. Gece... Sokakta... Arkadaşı şair David Burliuk'a birkaç dize okur. Bir arkadaşının şiiri olduğunu söyler. Arkadaşı durur, "Sizsiniz bunu yazan!" diye bağırır. Sonra da "Dâhi bir şairsiniz siz!" der. Bu yargıya pek sevinir Mayakovski. O akşam "şair olup" çıkar. "Lal rengi ve beyaz", "meslekte" basılan ilk şiiridir. "Vladimir Mayakovski" trajedisi almaya başladığı yolun en güzel örneğidir. Bir isyan trajedisidir bu. Şiirlerindeki can alıcı imgeler kıyımların, ölümlerin iç yüzünü göstermek için vardır. İnsanların güçlerine, akıllarına, iradelerine, dünyayı yeniden kurma yeteneklerine gönülden inanır. Şiirlerinde "aşk" ve "öfke" iç içedir. Ekim Devrimi'ni "Marşımız", "Devrime Övgü", "Sol Marşı" şiirlerinde kucaklar. Mayakovski yenilikçi, direnişçi, sosyalizme yürekten inanmış, onun için savaşan bir şairdir. O, toplum için yazan bir şairdir. "Ben" derken "biz" diyordur. "Sokaklar fırça, alanlar paletimizdir" diyerek sanat ordusuna çağrıda bulunur.
Başkaldıran, yenilikçi şiirlerini meydanlarda okur. Meydanlar hınca hınç dolar. İsyancı tavrı, burjuvaları yerden yere vuruşu, özel mülkiyete karşı duruşu şiirlerinde büyük yer tutar.

Pelteleşmiş beyninizde
kirden parlayan bir kanepede yan gelip yatan semiz bir uşak gibi
hayal kuran düşüncenizi,
kanlı bir yürek parçasıyla tedirgin edeceğim,
dalga geçeceğim, geberesiye küstah ve zehir dilli.

(Pantolonlu Bulut, Çeviren: ATAOL BEHRAMOĞLU)


Mayakovski hem şiirde hem de pankartta, resimde, çizimde yepyeni bir üslup yarattı, ortaya koydu. Hiçbir söz kıvırtması bulunmayan, özgün, kolay anlaşılan bir dil, yapı oluşturdu.
Pankartları ajitasyon içindir. Bu pankartlarda, çocukluğundaki çok sevdiği halk masallarını, koşmaları, türküleri imgelerinde hep kullanır.
Atasözlerini değiştirerek, deforme ederek yeniden dolaşıma sokar. Beyaz Ordu generali Denikin'i ele alan pankartın altında şu yazar: "Rus, domuzla dost değildir."
Kimi zaman çocuk şarkılarından da yararlanır: "Kanaryacık-geyikçik nerde kaldın?" şarkısının sözlerini, devrim düşmanlarını alaya alarak şöyle değiştirir: "Vrangel Vrangel, nerde kaldın? / Lloyd George'tan tank mı aldın?"
Şair, ajitasyon pankartlarında pek çok düşmanla savaşır: "Churchil, Beyaz Ordu generalleri, Amerikan emperyalizmi, toprak ağaları, çarlık düzeninin geri gelmesi için savaşan bankerler, papazlar ve başkaları..."


1. İşten her kaytarışın
2. Düşmanı mutlu eder
3. Bir emek kahramanı ise
4. Burjuvalar için darbedir. (1920)


Ahmet Oktay, Yol Üstündeki Semender (1987) kitabında intihar eden şairleri ele alırken şiiri "devrimden başka bir şey olmayan" Mayakovski üzerine de ışık düşürür:

Bir kez daha kucakla beni
kara-büyüsüyle bağlandığım gece;
mağma ve kemik tayfunları,
yağmur sularında sürüklenen bir mektubun
sar'alı yazısı gibi silikleşen ün;
ölümün tunçtan dökülme flütü
akkora kesmiş yüreğimi titretmiyor;
Gece,
uçurumlarında belleğin
kılık değiştiren hayalet,
- insan bir tansık
diye yinele;
çünkü sözcüklerin külünden doğdu
yaralı oğlun.


[Mayakovski,] Yesenin'in intiharını eleştirir ama 20 yıllık emeğini ortaya koyan sergisinin açılışından 15 gün sonra o da intiharı seçer. En bilineni Nâzım Hikmet olmak üzere pek çok şairin yolunu açmış, esin kaynağı olmuştur.

(GÜLTEKİN EMRE - Cumhuriyet Kitap)


Kim daha üstün, şair mi,
yoksa insanlara
pratik yarar sağlayan teknisyen mi?
İkisi de.
Yürek bir motordur çünkü
ve ruh onun çalıştırıcısı.
Eşitiz bizler
şairler ve teknisyenler.
Vücut ve ruh emekçileriyiz
aynı kavganın içinde.

(Çeviren: ATAOL BEHRAMOĞLU)


VLADİMİR MAYAKOVSKİ
(19 Temmuz 1893 - 14 Nisan 1930)









Merhaba!

2 Aralık 2018 Pazar

BİR GÜN MUTLAKA








   Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Çocuklar ve Silahlı Çatışmalar Özel Temsilcisi Virginia Gamba Suriye'deki savaşın çocuklar açısından sonuçlarını ele alan yeni bir rapor açıkladı. New York'ta yaptığı açıklamada, Suriye'deki savaşta kurban sayısının giderek arttığını, çocukların da bu şiddetten nasibini aldığını söyleyen Gamba, çocuklara yönelik 12 bin 500 ağır ihlalin kayıtlara geçirildiğini belirtti. BM yetkilisi, Suriye'de son beş yılda 7500 çocuğun öldüğünü ya da sakat kaldığını ifade etti. (Cumhuriyet Gazetesi)








   Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nün (SIPRI) uluslararası silah ticareti raporuna göre en çok silah satışı yapan ülkelerin payı:
   1. ABD: % 33
   2. Rusya: % 25
   3. Çin: % 5.9
   4. Fransa: % 5.6
   5. Almanya: % 4.7
   6. İngiltere: % 4.5






   


   Yıl 1927:
   İsviçre'nin Cenevre kentinde Silahsızlanma Konferansı'nın Hazırlık Komisyonu toplanıyor. O ana kadarki benzer toplantılarda havanda su dövülmüş, Birinci Dünya Savaşı'ndaki yıkıma karşın, İngiltere, Fransa, Almanya gibi güçler adeta silahlanmanın ve savaşın kaçınılmazlığını kanıtlayarak kapatmıştı görüşmeleri.
  Bu kez toplantıya Sovyetler Birliği heyeti de çağrılmıştı. Dışişleri Komiseri (bakanı) Yardımcısı olarak Maksim Litvinov'un başkanlığındaki Sovyet delegasyonunun nasıl bir tutum takınacağı merakla bekleniyordu. 
   Merak kısa sürede şaşkınlık ve ardından paniğe dönüşecekti. Çünkü Sovyetler Birliği, konferansa katılan ülkelere "bütün orduların dağıtılmasını" öneriyordu. Yanlış okumadınız, Sovyet yönetimi, Kızıl Ordu dahil olmak üzere, dünyadaki bütün silahlı güçleri bir yılda ortadan kaldırma çağrısında bulunuyordu. Dahası, ordu ya da milis formunda bütün askeri eğitimler yasaklanacak, tüm silahlar yok edilecekti. Ve Sovyet diplomatı Litvinov "tüm askeri uçak ve gemileri parçalayalım" diyordu. 
   Batılı ülke temsilcileri yaşadıkları şoktan çıktıktan sonra öneriyi reddedip Konferans gündemine alınmayacağını söylediler elbette. Silahsızlanma iyiydi ama, ancak, fakat, lakin, kem küm... 
... Ancakların, lakinlerin, amaların, fakatların, kem kümlerin içini doldurmak İngilizlere düşmüştü. Avrupa'nın ve birçok açıdan dönemin en güçlü emperyalist ülkesi, Sovyetler Birliği'nin başka ülkelerin içişlerine karıştığını, Komünist Enternasyonal aracılığıyla yıkıcı faaliyetlerde bulunduğunu iddia ediyordu. Bu nedenle silahsızlanma önerisi kabul edilemezdi.
    İçişlerine karışmak! Şaka gibi...
... 1927'de ordular tasfiye, silahlar imha edilmedi, askeri gemi ve uçaklar parçalanmadı, deli gibi silahlanmaya devam etti emperyalizm ve özellikle 1933'te Almanya'da Hitler'in iktidara gelmesi ile birlikte Sovyetler de bu yarışa dahil oldu. 1939'da emperyalizmin ama, ancak, fakat, lakin, kem küm derken neyi kastettiği anlaşıldı. İkinci Dünya Savaşı benzersiz bir yıkım yaşattı insanlığa ve o insanlığı Hitler faşizminden kurtaran "başka ülkelerin içişlerine karışmakla" itham edilen Sovyetler oldu.
   Bundan 101 yıl önce Rusya'da işçiler iktidarı aldı, sosyalizmi kurmak için kolları sıvadı. Ekim Devrimi yeni bir çağ başlatırken, "barış" onu yaratan emekçi halkın en büyük özlemiydi. Şimdi "silahları parçalayalım" diyen tek bir ülke yok dünyada, olamazda... Sadece silahlara güzelleme var, onlardan para kazanıyor, başka paralar kazanmak için onları yoksulların eline verip dünyayı paylaşmak için ha babam savaş çıkarıyorlar.
   İnsanlık bunu hak etmiyor.
   İşte bu nedenle yeni Ekimler olacak, mutlaka olacak... (KEMAL OKUYAN - soL Haber)






BİR GÜN MUTLAKA

Çiçekler açıyor durmadan, savaşlar oluyor, her şey nasıl
bitebilir bir bombayla, nasıl kazanabilir o kirli adamlar
Uzun uzun düşünüyor, sularla yıkıyorum yüzümü, temiz bir gömlek giyiyorum
Bitecek bir gün bu zulüm, bitecek bu han-ı yağma
Ama yorgunum şimdi, çok sigara içiyorum, sırtımda kirli bir pardesü
Kalorifer dumanları çıkıyor göğe, cebimde Vietnamca şiir kitapları
Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum, öbür ucundaki ırmakları
Bir kız sessizce ölüyor, sessizce ölüyor orda


ATAOL BEHRAMOĞLU












Merhaba!





   



1 Mayıs 2015 Cuma

HALKIN GÜCÜ




Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim?
Kitaplar yalnız kralların adını yazar.
Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?

BERTOLT BRECHT






   Ülkü Tamer'den:

   Bazı yönetmenler işlerine çok ciddi sarılırlar. Bir oyun mu sahneleyecekler, ya da bir film mi yönetecekler, oyuncuları, çevre düzenleyicilerini, ışıkçıları toplar, yapıt üstüne derin mi derin bir tartışma açarlar. Küçük çapta bir seminere dönüşür bu toplantı; bazen parti kongreleri gibi günlerce sürer.
   Warren Beatty, yapımcılığını üstlendiği ve yönettiği Kızıllar (Reds) filminde yüzlerce figüran kullanmıştı. Çok titiz çalışıyor, filminin gerçekten iyi olmasını istiyordu. Figüranların da, oyuncular gibi, filmin özünü kavramasından yanaydı. Ama bir sorun vardı ortada: Figüranlar, ne Komünizmi biliyorlardı, ne de Dünyayı Sarsan On Gün'ün yazarı John Reed'in adını duymuşlardı.
   Beatty, figüranları topladı. Bir kürsüye çıkıp, elinde mikrofon, uzun uzun John Reed'i anlattı onlara, Komünizm üstüne temel bilgiler verdi, sömürüden, emekten, işçi sınıfından söz etti. Konuşması sona erince, figüranlar kendi aralarında bir toplantı yaptılar. Toplantıdan sonra, aralarından seçtikleri temsilciler, Warren Beatty'ye gitti. "Sömürülüyoruz," dediler. "Emeğimize karşı aldığımız ücret çok az. Zam yapmazsanız işi bırakacağız." Beatty köşeye sıkışmıştı. Filmi kurtarmak için figüranların isteklerini kabul etmek zorunda kaldı.





JOHN REED
(d.22 Ekim 1887 Portland, Oregon-ö.17 Ekim 1920 Moskova)

1917 yılında Rusya'da gerçekleşen, kendisinin de bizzat tanıklık ettiği Ekim Devrimi'ni anlattığı kitabı Dünyayı Sarsan On Gün'ü tamamladıktan kısa bir süre sonra hayatını kaybeden Amerikalı gazeteci ve sosyalist John Reed, Moskova'da bulunan ve önde gelen Sovyet liderlerinin defnedildiği Kremlin Duvarı Mezarlığı'na gömülü bir kaç Amerikalı'dan biridir.





"Halkın gücüne inanmak, sonucunu kestiremeyeceğimiz bir umuttur."

MUSTAFA ŞERİF ONARAN





Merhaba!