Einstein etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Einstein etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2026 Pazar

DOĞAN KUBAN

 

"Bizim kuşak İslam dünyasında eşi olmayan bir Cumhuriyet Devrimi'nin içinde yetişip ona omuz veren bir kuşaktır. Bizi yabancı emperyalizmler değil, ona karşı çıkanlar yetiştirdi."

DOĞAN KUBAN


'SORUMLU AYDININ GÖREVİ AÇIK: 
ÇAĞDAŞ DÜNYAYA BİLGİ TOPLUMUNU ÖRGÜTLEYEREK KATILMAK İÇİN TOPLUMU HAZIRLAMAK !'

"Her toplumun geleceği kendi elindedir. Kafası değişmeden yaşayan toplumlar sadece sömürülenlerdir. Geleceği kurtarmanın tek yolu kirletilmiş, içeriği saptırılmış kavramlarla savaşmaktır. Gelecek ütopyalarının hayale değil akla gereksinmesi var.
Cehalet vurdumduymazlık maskesi takmış ve ülkenin afakını sarmış, siste kimse bir şey görmüyor. Bilim teknoloji ikilisinin ve bütün dünya kültürlerinden süzülmüş verilerin katılarak tanımlanan tek uygarlığa katılması çağdaşlığı tanımlayan olgudur.
Sorumlu aydının görevi açık: Çağdaş dünyaya bilgi toplumunu örgütleyerek katılmak için toplumu hazırlamak."
Gelecek ve Kendini Öğrenemeyen Toplum adlı kitaplarında "Aklı geçmiş toplum modellerinde kalmış olan bir toplum çağdaş teknolojiyi kullansa da önceliklerin neler olduğuna karar veremeyeceği için geleceğini programlayamaz" düşüncesiyle 15. yüzyıldan bu yana Batı dünyasını yönlendiren dünya görüşü ışığındaki yazılarını "Cumhuriyetçi kuşaklar birbirlerinin hocasıdır" düşüncesiyle sundu. 

'CAHİLİN ÖZELLİĞİ, KOLAY YÖNLENDİRİLMEKTİR;
BAĞNAZ, KIŞKIRTILAN CAHİLDİR.
SÖMÜRÜLMEK DE BUNUN DOĞAL SONUCUDUR !'

Emperyalistlerin bağımlı kılmak istediği Müslüman dünyasını el altında tutmak için "cehalet"i kullandığını, Kemalizm ya da Atatürkçülüğün "Çağdaş olmaya çağrı" olduğunu söyleyerek vurguladı:
"Bilimsel düşüncenin sürekliliği Avrupa'da Descartes'a kadar uzanan dört yüz yıllık bir felsefi ve bilimsel birikimdir. Bu, çağdaş dünya görüşünün ayrılmaz bir parçasıdır.
Bunu değiştirecek güç dünyada yoktur. O nedenle onu dışlayacak bir entelektüel çaba da olamaz. Onu dışlamaya çalışan kendini de dünyadan dışlamayı göze alan demektir.
Müslümanları ırk ve mezhep propagandasıyla birbirlerine düşürmek İngiliz emperyalizmi ile başlayan bir Batı stratejisidir. Cehalet ve dinin gerici yorumu, 1.5 milyarlık bir köle dünyasını elden kaçırmamak isteyen Batı dünyasının 21. yüzyıldaki en büyük silahıdır.
Cahilin özelliği, kolay yönlendirilmektir; bağnaz, kışkırtılan cahildir. Sömürülmek de bunun doğal sonucudur. Dünyada garip şeyler oluyor, İslam ülkelerinde gökdelenlerle mücahitler aynı hızla çoğalıyor ve bilim aynı hızla dışlanıyor."

'ÖĞRETİM YARI CAHİLİN YA DA SÖMÜRÜCÜNÜN ELİNDEYSE AMACINA ULAŞAMIYOR'

Bütün kötülüklerin "bilgisizlik sömürüsü"nden kaynaklandığını, "cehaletin temel bir hastalık" olduğunu söyleyerek Yarını Baştan Tanımlamak'ta uyarmaya devam etti:
"Einstein çok zaman önce 'Eğer dünyada yaşayacaksak her şeye yeniden başlamak gerekecek!' demişti. Aydının savaşı burada başlıyor.
İnsanlara geleceğin ne hazırladığını anlatma yollarını bulacaklar. Bu yeni bir devrimdir. Silahla değil akılla olacak.
Bu bütün buluşlardan daha zor görünüyor. Arapça olursa daha dindar, Farsça olursa daha edebi olur diye düşünmüş bir kültürden geliyoruz. Bilgisizlik sömürüsünden kaynaklanan kötülükler ekonomik dengesizliğin temel nedenlerinden biridir.
Bizim sorunumuz cahil toplumu eğitmektir. Ne var ki öğretim yarı cahilin ya da sömürücünün elindeyse amacına ulaşamıyor. Türkiye cehaletiyle övünen olağanüstü bir ülke!."

'TÜRKİYE BÜYÜK BİR YALAN ORTAMINDA YAŞIYOR'

Uygarlaşamamanın nedeninin cehalet olduğunu söyleyen Kuban, Umutsuzluk Yakışmaz'da "Türkiye'nin uygarlaşamamasının nedeni kendi cehaletidir. Düşünme insanın işidir fakat her insan düşünmez.
Koca ülke neden debeleniyor? Çünkü yaşam düşünce odaklı değil nesne odaklı. Bu tavır çağdaş dünyaya paralel. Bu durumu biraz rahatlatan, binlerce yıldır orada burada birikmiş bilgelikler. En az biriktirenler debeleniyor.
Türkiye büyük bir yalan ortamında yaşıyor. Buna olanak veren toplumun cehalet mirasıdır. Bu, kavramsal düşüncenin gelişmemiş olmasından kaynaklanıyor. Büyük kente gelen köylü birkaç yılda ne kadar kentli olabilirse o kadar çağdaş olabiliyoruz" sözleriyle uyarmayı, aydınlatmayı, cehaletle savaşıma çağırmayı sürdürdü.

(ÖNER YAĞCI - Cumhuriyet Kitap)








Merhaba! 

11 Ağustos 2019 Pazar

GÜLMECE




"İnsan güldüğü kadar insandır."


MOLIERE



***






   "Bu iki özellik, gülmek ve düşünmek herhalde birbirinden bağımsız değildir. Einstein'ın dil çıkaran fotoğrafında görüldüğü gibi zekâ güler. Bunların yasaklanmış olmasının bedelini çok ağır ödüyoruz. Metotlu düşünce olmadığında, gülmek günah sayıldıkça, uygarlıktan ayrı düşüyorsun; insani gelişmelerden, güzel yaşamaktan, hayatı anlamaktan uzak düşüyorsun."


ZÜLFÜ LİVANELİ - Livaneli'nin Penceresinden
(Fotoğraf: LÜTFİ ÖZGÜNAYDIN)



***



   ...Aziz Nesin'i küçük düşürmek isteyenler, çeşitli sözcük oyunlarına başvururdu. Örneğin şöyle diyenler vardı: 
   "Siz de ağzınıza geleni söylüyorsunuz!"
    Aziz Nesin o sözün altında kalacak adam mı? Yanıtına bakınız:
   "Ağzıma geleni değil, aklıma geleni söylüyorum." (NUSRET ERTÜRK - Cumhuriyet Gazetesi)


AZİZ NESİN



***



   Hüseyin Siret, bir manzumesini Yahya Kemal'e okumuş ve:
   "Rehgüzarında bir garib horoz
   Eyliyordu benimle istihza"
   diye bitirmiş şiirini. "Nasıl buldunuz?" diye sorunca, Yahya Kemal: "Horozun hakkı var!" diye cevap vermiş.


YAHYA KEMAL
(Karikatür: KOZMA TOGO / Karikatür Dergisi-1946)



***



   Muammer Karaca günlük yaşamında da esprileriyle tanınan biriydi. Çok az bilinen bir esprisi vardır: Göbeğiyle ünlü şair Yahya Kemal Beyatlı ile yakışıklı ve ince yapılı olan Muammer Karaca bir gün yolda karşılaşırlar. Yahya Kemal, Karaca'ya takılır:
   "Muammer Bey, sizi gören memlekette kıtlık var sanacak."
   Karaca hemen cevabı yapıştırır:
   "Yahya Efendi, sizi gören de kıtlığın sebebini anlayacak."


MUAMMER KARACA



***



   İlk kitap fuarı İstanbul'un orta yerinde Tepebaşı'nda açılmıştı. İki salondan ibaret fuarda her yeri gezip dolaşmak mümkün olabiliyordu. Yazarların önünde imza kuyrukları uzayıp giderdi. Aynı gün hem Aziz Nesin'i hem de Rıfat Ilgaz'ı görüp konuşmak ve kitap imzalatmak mümkün olabiliyordu. Hangisinin imza kuyruğunun daha uzun olduğu karşılıklı bilgi akışıyla kışkırtılırdı!
   Uzun kuyruklara ilişkin en şaşkın hikâye yine iki büyük bir küçük usta arasında yaşanmıştı. O yılların yeni ünlenen mizah ustası Metin Üstündağ fuara gelişi sırasında Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz kuyruklarını görüp, uyanıklık ederek en kısa olan üçüncü kuyruğa giriyor. Diğer iki kuyruk eriyerek ilerlerken Metin'in girdiği üçüncü kuyrukta hiç kımıldama olmuyor. Aradan bir saat geçiyor. Metin Üstündağ'ın kitabevi editörü geliyor: 
   "Ne yapıyorsun burada?"
   "Aziz Abi ile Rıfat Abi'ye kitap imzalatıp kendi standıma geçeceğim. Ama bu kuyruk hiç ilerlemiyor. Hatta giderek uzuyor..."
   "Ulan salak bu kuyruk, senin imza kuyruğun!"
   Metin Üstündağ kendi hayran kitlesinin boyutlarını böylece öğrenmiş oluyor. (NAZIM ALPMAN - BirGün Gazetesi)


METİN ÜSTÜNDAĞ



***



   Mark Twain, "Mizah müthiş bir şeydir, kurtarıcıdır. Ortaya çıktığı anda ne üzüntü kalır, ne öfke" demişti. Ama mizahın en hoş yanlarından biri de, insanın kendi kendini alaya almasıdır. İnsan, kendi kendisiyle dalga geçemiyorsa, beş para etmez... 


CELAL ÜSTER
(Cumhuriyet Gazetesi)











Merhaba!