Kemalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kemalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ağustos 2026 Pazar

MİLLİYETÇİLİK

 

'MİLLİYETÇİLİK' BİR 'IRK' SORUNU DEĞİL, BİR 'YURT' SORUNUDUR !


(...) Evet, sık sık yazarım, Fransa'da, o toprağın halkından olup, dili başka, kültürü farklı, göreneği kendine göre, hayli 'etnik grup' vardır: Brötonlar, Basklar, Korsikalılar, Alzaslılar vb. Üç aşağı beş yukarı hepsiyle temasım olmuştur. Hotel le Tango'nun yöneticisi Bröton'du, Fransızcasını zor anlardım, üstüne varırsanız Fransızım derdi, Bröton asıllıyım. Mari, France Normand'dır (sahi onları unuttuk), onun da sorunuza vereceği cevap öbürlerinden farklı mı olacak sanırsınız? Paris Polis Müdüriyeti'nde ikamet izni alabilmem için bana 'torpil yapan' Baba Sanguinetti Korsikalıydı ama, ana dili bal gibi İtalyanca olduğu halde, Fransa için dövüşmüş, yaralanmış, tutsak düşmüştü.
Benzeri sözleri size İngiltere'de yaşamış bir Türk de tekrarlayabilir. Orada da İskoçlar, Galler, İrlandalılar vardır, kimisinin dili farklı, kimisinin dini başkadır. Sorduğunuz zaman hepsi Britanyalıyım der, ama İskoç asıllıyım, ya da İrlanda asıllıyım. Gerçekte bu saptama, çağdaş uluslarda bizdeki birtakım salakların tartıştıkları 'halklar' sorununun hangi düzeyde çözüldüğünü pek güzel göstermektedir. İnsan gruplarını ırksal kökenlerine göre ayırmaz da, tarihsel yazgı beraberliklerine, ekonomik ortaklıklarına, kültür birikimlerine göre birlikte düşünürsen, çağdaş ulus anlayışı ortaya çıkar, bunda da esas, yurttaşın kendini içinde yaşadığı ulusun hissetmesidir, böyle hisseti mi, bitti, o ulusun çocuğudur, ama şu ya da bu asıldandır, fark etmez. 
Acaba bilir misiniz, Anadolu'dan şu ya da bu nedenle Avrupa'ya, Amerika'ya dağılmış Musevi ya da Ermenilerin kendi soydaşları arasındaki adları Türk'tür. Besbelli yüzyıllarca Türk kaderini paylaştıkları için. Hiç unutmam, Paris'te İstanbul'dan gitme Madam Victoire'i bana tanıtan, Fransız Musevisi dostum, 'Türk'tür' diye tanıtmıştı, Madam Victoire da, (toprağı bol olsun) daha ilk sözünde bana kahveyi orta mı şekerli mi içeceğimi sorduğuna göre, elbette Türk'tü. Salonunda Boğaz resimleri, sofrasında tahin helvası, gramofonunda Deniz Kızı Eftalya'nın plakları olan bir Türk. Emperyalizm, Osmanlı'yı dağıtmak için Ermeni'yi, Rum'u, Yahudi'yi doğduğu toprağa düşman edip, kökeninden kopararak, bin beter kötü bir talihe mahkûm etmiştir.
Türk yönetimleri, milliyetçiliği soğuk savaş milliyetçiliği diye alınca ya da soruna ırksal bir açıdan yaklaşınca en büyük yanlışı yapmışlardır. Milliyetçilik bir ırk sorunu değildir, bir yurt sorunudur. İstiklâl Savaşı'nda Intelligence Service'den Mim Mim Grubu'na gizlice haber aktaranlardan birisi Ermeni Pandikyan Efendi değil miydi? (Toprağı bol olsun.) Mustafa Kemal Paşa, Kuva-yı Milliye'yi örgütlerken, ilk başvurduğu kişiler, hepimizin de bildiği gibi Doğu Anadolu'daki Kürt beyleri olmuştur. Şimdi Kürtçülük taslayanlar acaba o zaman dedelerinin ya da babalarının neden Kemal Paşa'ya hayır demediklerini hiç düşünmüşler midir? Türkiye, üstünde uygarlıkların ve devletlerin doğup öldüğü eski bir topraktır, elbette her uygarlıktan, her devletten bir sürü zenginlik taşıyor, hepsi hepimizindir, mutfağımızdan müziğimize, göreneklerimizden oyunlarımıza değgin ne çok şeyimizde ne kadar çok halkın katkısı var; canı isteyen bu toprakta Süryani de bulur, Mecusi de bulur, Yezidi de bulur, kurcalayan Urartu'dan kalma insanlara da rastlar, Asurlulardan kalma olanlarına da, Ermeni Krallığı döneminin insanlarına da. Sultan Orhan'ın annesi Ermeni değil miydi? Bütün Osmanlı padişahları bölgedeki çeşitli halklardan çeşitli kadınlara anne demediler mi? Bunda şaşılacak ya da üzülecek ne var? 
Türk olmak, ırksal bir ayrıcalık değildir. Türk olmayı böyle almak, böyle koymaksa, düpedüz faşistliktir. Ama bunun tersi de doğru: Kürt olmak, Ermeni olmak, Rum olmak da ırksal bir ayrıcalık değildir. Bunu böyle almak ve koymak, düpedüz faşistliktir. Anlaştık mı?
(...)
Mustafa Kemal Paşa'nın Kemalizmi'nin oturduğu fikrî zemin, aslında Yusuf Akçura ve Ziya Gökalp'in bir sentezidir. Bunların ortaya atmış olduğu bütün düşünceleri, Mustafa Kemal Paşa kendi düşüncesi içinde yoğurmuş, âlimlerle paylaşarak bunlardan ortaya bir Türk Milliyetçiliği çıkarmıştır. Bu milliyetçilik kesinlikle şoven değildir, ırkçı değildir. Çünkü açıkça söyler, dünya milletleri kardeş olmuşlardır. Bunlar tartışılamaz. Ve Türkiye'deki Cumhuriyet hareketlerini ve İstiklâl Savaşı'nı yapanların da Türkler, Lazlar, Çerkezler, Kürtler, hepsinin bir araya gelerek yaptıklarını söyler. Ve bu böyle karma bir harekettir.
Mustafa Kemal Meclis'teki milletvekillerine seslenirken, onun için 'Buradaki öğeler yalnız Türk değildir, Kürt değildir, Çerkez değildir, Laz değildir' diyor, onun için yıllar sonra Türk milliyetçiliğini tanımlarken 'Ne mutlu Türk'üm diyene' diyecektir. 

(ATTİLÂ İLHAN - Hangi Atatürk, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)






Merhaba!

1 Şubat 2026 Pazar

DOĞAN KUBAN

 

"Bizim kuşak İslam dünyasında eşi olmayan bir Cumhuriyet Devrimi'nin içinde yetişip ona omuz veren bir kuşaktır. Bizi yabancı emperyalizmler değil, ona karşı çıkanlar yetiştirdi."

DOĞAN KUBAN


'SORUMLU AYDININ GÖREVİ AÇIK: 
ÇAĞDAŞ DÜNYAYA BİLGİ TOPLUMUNU ÖRGÜTLEYEREK KATILMAK İÇİN TOPLUMU HAZIRLAMAK !'

"Her toplumun geleceği kendi elindedir. Kafası değişmeden yaşayan toplumlar sadece sömürülenlerdir. Geleceği kurtarmanın tek yolu kirletilmiş, içeriği saptırılmış kavramlarla savaşmaktır. Gelecek ütopyalarının hayale değil akla gereksinmesi var.
Cehalet vurdumduymazlık maskesi takmış ve ülkenin afakını sarmış, siste kimse bir şey görmüyor. Bilim teknoloji ikilisinin ve bütün dünya kültürlerinden süzülmüş verilerin katılarak tanımlanan tek uygarlığa katılması çağdaşlığı tanımlayan olgudur.
Sorumlu aydının görevi açık: Çağdaş dünyaya bilgi toplumunu örgütleyerek katılmak için toplumu hazırlamak."
Gelecek ve Kendini Öğrenemeyen Toplum adlı kitaplarında "Aklı geçmiş toplum modellerinde kalmış olan bir toplum çağdaş teknolojiyi kullansa da önceliklerin neler olduğuna karar veremeyeceği için geleceğini programlayamaz" düşüncesiyle 15. yüzyıldan bu yana Batı dünyasını yönlendiren dünya görüşü ışığındaki yazılarını "Cumhuriyetçi kuşaklar birbirlerinin hocasıdır" düşüncesiyle sundu. 

'CAHİLİN ÖZELLİĞİ, KOLAY YÖNLENDİRİLMEKTİR;
BAĞNAZ, KIŞKIRTILAN CAHİLDİR.
SÖMÜRÜLMEK DE BUNUN DOĞAL SONUCUDUR !'

Emperyalistlerin bağımlı kılmak istediği Müslüman dünyasını el altında tutmak için "cehalet"i kullandığını, Kemalizm ya da Atatürkçülüğün "Çağdaş olmaya çağrı" olduğunu söyleyerek vurguladı:
"Bilimsel düşüncenin sürekliliği Avrupa'da Descartes'a kadar uzanan dört yüz yıllık bir felsefi ve bilimsel birikimdir. Bu, çağdaş dünya görüşünün ayrılmaz bir parçasıdır.
Bunu değiştirecek güç dünyada yoktur. O nedenle onu dışlayacak bir entelektüel çaba da olamaz. Onu dışlamaya çalışan kendini de dünyadan dışlamayı göze alan demektir.
Müslümanları ırk ve mezhep propagandasıyla birbirlerine düşürmek İngiliz emperyalizmi ile başlayan bir Batı stratejisidir. Cehalet ve dinin gerici yorumu, 1.5 milyarlık bir köle dünyasını elden kaçırmamak isteyen Batı dünyasının 21. yüzyıldaki en büyük silahıdır.
Cahilin özelliği, kolay yönlendirilmektir; bağnaz, kışkırtılan cahildir. Sömürülmek de bunun doğal sonucudur. Dünyada garip şeyler oluyor, İslam ülkelerinde gökdelenlerle mücahitler aynı hızla çoğalıyor ve bilim aynı hızla dışlanıyor."

'ÖĞRETİM YARI CAHİLİN YA DA SÖMÜRÜCÜNÜN ELİNDEYSE AMACINA ULAŞAMIYOR'

Bütün kötülüklerin "bilgisizlik sömürüsü"nden kaynaklandığını, "cehaletin temel bir hastalık" olduğunu söyleyerek Yarını Baştan Tanımlamak'ta uyarmaya devam etti:
"Einstein çok zaman önce 'Eğer dünyada yaşayacaksak her şeye yeniden başlamak gerekecek!' demişti. Aydının savaşı burada başlıyor.
İnsanlara geleceğin ne hazırladığını anlatma yollarını bulacaklar. Bu yeni bir devrimdir. Silahla değil akılla olacak.
Bu bütün buluşlardan daha zor görünüyor. Arapça olursa daha dindar, Farsça olursa daha edebi olur diye düşünmüş bir kültürden geliyoruz. Bilgisizlik sömürüsünden kaynaklanan kötülükler ekonomik dengesizliğin temel nedenlerinden biridir.
Bizim sorunumuz cahil toplumu eğitmektir. Ne var ki öğretim yarı cahilin ya da sömürücünün elindeyse amacına ulaşamıyor. Türkiye cehaletiyle övünen olağanüstü bir ülke!."

'TÜRKİYE BÜYÜK BİR YALAN ORTAMINDA YAŞIYOR'

Uygarlaşamamanın nedeninin cehalet olduğunu söyleyen Kuban, Umutsuzluk Yakışmaz'da "Türkiye'nin uygarlaşamamasının nedeni kendi cehaletidir. Düşünme insanın işidir fakat her insan düşünmez.
Koca ülke neden debeleniyor? Çünkü yaşam düşünce odaklı değil nesne odaklı. Bu tavır çağdaş dünyaya paralel. Bu durumu biraz rahatlatan, binlerce yıldır orada burada birikmiş bilgelikler. En az biriktirenler debeleniyor.
Türkiye büyük bir yalan ortamında yaşıyor. Buna olanak veren toplumun cehalet mirasıdır. Bu, kavramsal düşüncenin gelişmemiş olmasından kaynaklanıyor. Büyük kente gelen köylü birkaç yılda ne kadar kentli olabilirse o kadar çağdaş olabiliyoruz" sözleriyle uyarmayı, aydınlatmayı, cehaletle savaşıma çağırmayı sürdürdü.

(ÖNER YAĞCI - Cumhuriyet Kitap)








Merhaba!