Ben Mustafa Kemal'i önemserim. Önemsememde haklı olduğuma inanırım. Bence Kemal Paşa, iktidarın yapısal niteliğini değiştirdiği için önemli bir devrimcidir, 'mazlum milletler'e karşı azgın saldırganlığını sürdüren emperyalizmle boğuştuğu için de yaman bir Üçüncü Dünya lideridir. Mustafa Kemal Hareketi, Tanzimat'la Mütareke arasında oluşan, ama bir türlü gerçek doğrultusunu bulamayan uluslaşma sürecine gerçek dinamiğini verebilmiş, Osmanlı'nın ümmet toplumundan Türk ulusunu çekip çıkarmıştır, hem de ulusal kuvvetleri (Kuva-yı Milliye), ulusal iradenin (irade-i milliye) buyruğuna vererek! Bir önceki iktidarın hâlâ dinsel nitelikler taşıdığı, hâlâ teokratik bir düzenin üzerinde oturduğu hatırlanırsa, "Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur" ilkesinin ne büyük bir devrim sloganı olduğu şıp diye anlaşılır. Sosyalist bir devrim değildi elbette bu, olmayı da düşünmedi, Jöntürkler'in (ne yazık ki biraz da batılı emperyalizm adına) başlatıp da gerçekleştiremedikleri ulusal demokratik devrimin anti-emperyalist bir platformda gerçekleştirilmesinden ibaretti.
Mustafa Kemal'in talihsizliği, adına devrim yaptığı toplumsal sınıfın, yani ulusal burjuvazinin henüz Türkiye'de o tarihte oluşmamış bulunmasıdır. Bilindiği gibi yabancı sermayesi Osmanlı mülküne girdikten sonra Müslüman olmayan azınlıklardan bir komprador burjuvazisi oluşmuş, Kurtuluş Savaşı tam bağımsızlık ilkesini öne alınca, bunların çoğu selâmeti Türkiye dışına kaçmakta bulmuştu. Gariptir ama, bu düzeyde, Mustafa Kemal'in Ulusal Demokratik Devrimi ile Lenin'in Sosyalist Devrimi arasında bir kader benzerliği vardır: Her ikisi de yukarıdan aşağıya devrimlerdir, her ikisi de adına devrim yaptıkları toplumsal sınıflara tam anlamıyla sahip değildirler, her ikisi de az gelişmiş ülkelerde gerçekleştiklerinden ister istemez merkeziyetçi bürokrasi diktalarına doğru yozlaşırlar. Ne var ki bu, her iki devrimin devrim olmak niteliğine gölge düşürmez; çünkü nasıl Sovyetler'de proletarya oluşmuşsa, Türkiye'de de ulusal burjuvazi oluşmuştur.
Ama ulusallığını koruyabiliyor mu, o ayrı hikâye!
1960 sonrası, Atatürkçülük diye iki yanlışa inanmıştır: Birincisi, Mustafa Kemal hareketini, 27 Mayıs ya da 12 Mart türünden bir cuntacılık sanmaktır bunun; Anadolu İhtilâli'nde hiç kuşkusuz ordunun rolü büyüktür ama, başrol onda değildir, tam tersine başından başlayarak devrimi önce halk kongreleri, sonra Millet Meclisi yönetmiştir, ordu ulusal iradeye tâbi kılınmıştır. Kemal Paşa, hele Karabekir ve Ali Fuat Paşalar onunla birlik olduktan sonra, istediği anda Anadolu hareketini bir askeri cunta hareketine dönüştürebilirdi; asla dönüştürmemiş, tam tersi sırası geldiğinde askerin sivile dönüşmesini şart koşmuştur. Atatürk bir Jakobin'dir, bir Fransız Devrimi devrimcisidir, 27 Mayısçılar 12 Martçılar ise Bonapartiste'tirler, aradaki fark uçurumdur, bir uçurum!
1960 sonrası kuşaklarının ikinci yanılgısı, İnönü ile Atatürk'ü karıştırmak oluyor. Gerçi İnönü Kurtuluş Savaşı boyunca ve savaştan sonra da Mustafa Kemal'in yanında bulunmuştur hep, ama o dönemler Kemal Paşa dönemleridir, sonraki İnönü döneminden farklıdırlar.
(...)
İnönü dönemi, Atatürk devrimciliğinin biçimleştirilmesi, bütün toplumsal ve ekonomik özünden soyutlanarak bir üstyapı devrimi haline getirilmesi demek oluyor. İnönü için çağdaşlaşmak hemen Batılılaşmak haline gelmiş, bunun için de ağırlık üstyapısal değişimlere verilmiştir.
[İnönü'nün faşizan CHP diktası döneminde, Mustafa Kemal Paşa'nın 'çağdaşlaşmak' ilkesi ('muassır medeniyet seviyesine ulaşmak'), gayet ustalıkla 'Batılılaşmak' biçimine dönüştürülmüştür. Nasıl ki dış politikada, Mustafa Kemal'in ölümüne kadar Batılı emperyalist ülkelerle ittifaklara girmeyen Türkiye, İnönü döneminde İngiltere ve Fransa ile ittifak anlaşmaları imzalamıştır. Daha 1937'de Mustafa Kemal Paşa'nın Hatay dolayısıyla savaşmaya kalkıştığı Fransa ile.]
Batı musikisi, köy enstitüleri, klâsiklerin çevirisi, halkevlerinin önem kazanması, ilköğretim seferberliği gibi öğeler bu İnönü Atatürkçülüğü'nün temelleridir. Bu temellerin anti-emperyalist, büyük sanayileşmeden yana, tam bağımsızlıkçı Anadolu devrimi ilkeleri ile yakınlığı tartışma götürür.
Bana kalırsa, gençler Mustafa Kemal gerçeğini tarihsel bağlamı içinde yeniden ele alırlarsa, en azından onun sunyatsen konumunda olduğunu görecek, üstelik çok daha radikal bir girişimci olduğunu saptayacaklardır. Yanılgılar, ödüncü, emperyalist yardakçısı, diktaya eğilimli bazı yönetici kadroların Atatürkçü geçinmelerinden, genç kuşakların da inceleyip araştırmadan buna inanmalarından doğuyor besbelli...
(ATTİLÂ İLHAN - Hangi Atatürk, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Merhaba!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder