... Ertesi sabah gün ağarırken yola koyulduk, Arpad ve tiyatrosu gösterilerine Debrecen'de devam edecekti, oradan da bir başka şehre geçeceklerdi. Gezici tiyatro böyle bir şeydi, daimi hareket halinde bir hayat. Bizimki de öyleydi, ama biz tiyatro yapmıyorduk, hayatın kendisini yaşıyorduk. Bir ara düşündük, belki de yanılıyorduk; hayatın kendisini dürüstçe yansıtan yer o sahneydi, rol yapılan yer ise hayatın kendisi...
(SOLMAZ KÂMURAN - Macar, İnkılâp Kitabevi Yay.)
***
1590'larda yaklaşık 200 bin nüfuslu bir şehir olan Tudor Londra'sı özellikle tiyatrolarıyla ses getiriyordu. O dönemde, kentte kültür ve sanat hayatına yön veren iki oyuncu topluluğu egemendi: King's Men ve başlıca rakibi Admiral's Men. Bu toplulukların her birinin sahnelerini yaklaşık 3 bin seyirci izliyor ve Londra'da şehir nüfusunun en az üçte biri, her ay bir oyun izlemek için tiyatro kapılarında sıraya giriyordu.
1585'te yirmili yaşlarında hırslı bir oyun yazarı olan William Shakespeare'i İngiltere'nin kırsal Stratford-upon-Avon kasabasından Londra'ya getiren de bu olağanüstü kültürel ortamdı. Bu ortama bakılınca Londra halkının tiyatroyu çok sevdiği belliydi ne var ki yetenekli oyun yazarları pek yoktu ve bu boşluk, Shakespeare gibi idealist oyun yazarları için bulunmaz bir fırsattı. O dönemde "Avonlu William" diye tanınan şair, bu fırsatı insan psikolojisi ve eylemleri hakkında olağanüstü merakı ve yapıtlarına eksiksiz taşıma yeteneğinin üstüne dil konusundaki becerisini de katarak çağları aşan, her dönemde yazın ve sahne dünyasını peşinden sürükleyen Shakespeare'e dönüşecekti.
Öyle ki tarihteki kimi önemli figürlerden bile daha çok tanınan kahramanlarından oluşan "Birinci Folyo" adını verdiği 38 oyunluk koleksiyonu bugün 400. yılında bile coşkulu alkışlar almayı, dil ustalığı ve tartışılmaz evrenselliğiyle mirasını sonsuza dek yaşatmayı ve kitleleri "Utan ey çağ, soylu insan yetiştirmez oldun!" repliğine gelen alkış seslerinin yankısında birleştirmeyi sürdürüyor.
(...)
Peki çağları aşan cazibesini korumayı nasıl başarıyor Shakespeare? Bunun yanıtı, insanın iç doğasına ilişkin derin anlayışına atfedilebilir.
Betimlediği karakterler, kuşaklar ve kültürler boyunca izleyicilerde yankılar uyandıran çok çeşitli duyguları ve motivasyonları temsil ediyor.
Keder ve kararsızlıkla boğuşan kimlikler, hırslı ve acımasız kişiler, varlık-yokluk çatışmaları okuyucuları veya izleyicileri kendi mücadeleleri, arzuları ve ahlaki ikilemleriyle baş başa bırakıyor. Birçoğu çağdaş toplumda hâlâ aramızda dolaşan bu kahramanları ve onların yaşadıklarını, dramatik yapının alt türleri olan tarih, trajedi ve komediye bu türlerin keskin çizgilerini bulanıklaştırarak adeta nakşediyor.
Öncelikle varlığını hissettirmeye çalıştığı erken döneminde İngiltere'nin sansasyonel tarihi olayları yanında niteliksiz yöneticileri ve taht kavgalarını eleştirip bu kavgaların yıkıcı sonuçlarını dramatize ediyor Shakespeare.
Shakespeare'in trajedi türünü gerçek anlamda keşfetmesi ve trajedi üzerine eğilmesi ise 17. yüzyılın başlarında gerçekleşiyor. Londra'da 1605 yılındaki Kral James ve Lordlar Kamarası'na suikastın bir parçası olan Barut Komplosu'nun ve ertesi yıl patlak veren veba salgınının ardından şair, bütün bu yaşananlardan esinlenip zamansız ve evrensel insan mizacının canlı birer portresini oluşturan Kral Lear, Macbeth ve Hamlet'i yazıyor.
Hayal edin: Ülkeniz parçalanmak üzere. Zorbalar ve yalancılar iktidarı işgal ediyor. Kurumlara olan güven sıfırlanmış. Sadece bu değil. Kişisel hayatınız da karmakarışık.
Kariyeriniz, ilişkileriniz dağılmış, aileniz çözülmüş, kime güveneceğinizi bilemiyorsunuz. Yozlaşan dünyada çaresi olmayan sosyolojik çöküş, telafisi olanaksız bir noktaya getirmiş toplumu. Tanıdık geliyor mu?
(...)
Shakespeare, kariyeri boyunca unutulmaz komedileriyle de ölümsüz: Bir Yaz Gecesi Rüyası, Venedik Taciri, Windsor'un Şen Kadınları, Yanlışlıklar Komedyası akla ilk gelenler. Bu türü karakteristik olarak taşıyan yapıtı ise Yanlışlıklar Komedyası.
Shakespeare, gerek komedi gerekse trajedilerinde yaşadığımız değişen dünyayla ilgili evrensel temalar yanında dilden dile aktarılan şiirsel deyişler de hediye ediyor dört asırdır.
Tiyatrosunun güçlü yanlarında biri mutlak aksiyonsa diğeri bu aksiyonu belleklere kazıyan metaforik dildir. Dilinin İngiliz kültürüne etkisi, piyeslerinden halk ağzına geçmiş 1700 civarında sözcük ve ifadenin günlük iletişimdeki dolaşımıyla anlaşılabilir.
Kariyerini ölümünden üç yıl önce 1613'te noktalayan Shakespeare'in dil ustalığı ve tartışılmaz evrenselliği, mirasını sonsuza dek yaşatmayı ve kitleleri "Utan ey çağ, soylu insan yetiştirmez oldun!" repliğine gelen alkış seslerinin yankısında birleştirmeyi sürdürüyor.
(Z. DOĞAN KORELİ - Cumhuriyet Kitap)
***
William Shakespeare, 23 Nisan 1564'te doğdu. Bu taşralı şair, dramlarıyla, soneleriyle doya doya yaşadığı 52 yıldan sonra insanlığa yepyeni bir şiir ve oyun dili bırakarak yine bir 23 Nisan günü,
"Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez."
diyerek sözcüklerini ve yeryüzünü bıraktı, gitti (1616).
Merhaba Avonlu William!



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder