ÇINAR AĞACI
(Kütahya/Simav-Gökçeler Köyü, yaklaşık 710 yaşında)
"Okul" adıyla yaşanan süreçlerin uygulamadan çok bilgi biriktirmeye / yığmaya dayalı hallerine [bakıyorum].
Dağarcığımızda bilginin olması başka, onu dar zamanda / gereksinim duyduğumuzda işe yarar kılmak başka elbette.
Otların, ağaçların çeşidini bilmek; kuşların sesinden, bulutların selamından hayatın akışını yorumlamak; ezber edilmiş korkuları, edinilmiş umarsızlıkları geride bırakıp emeğimizle ilmik ilmik kurduğumuz dünyanın / hayatın bireyleri olmaktır asıl başarı ve mutluluk kaynağı.
(Y. BEKİR YURDAKUL - Cumhuriyet Kitap)
***
Bir meyveyi elle toplamanın, bir çiçeği koklamanın, bir ağacın serin gölgesinde nefes almanın güzelliği hep bizimle yaşamaz mı? Asırlardır ağaçlarla iç içe sürüp giden yaşamımızda mutlu, uyumluymuşuz. Ama şimdilerde unutmuşuz onlarsız yaşayamayacağımızı. Oysa onlar hâlâ yağmurda yıkanan pırıl pırıl yapraklarıyla sessizce insanları izler, yararlar sunar, iyileştirir, sırlarını saklarlar.
Çocukluk yazlarımın bir bölümü Toroslar'da yemyeşil bir yaylada geçerdi. Bu nedenle yaşamım boyunca ağaçlara hep hayranlık duydum. Araştırdıkça onlara ne denli gereksinimimiz olduğunu öğreniyordum.
Daha çok korunmasını, çoğaltılmasını beklerken kıyımlar artıyordu. Hem de birilerinin çıkarları için. Akıl ve vicdan almıyordu. Her biri bir candı. Üzerindeki ya da çevresindeki börtü böcek, kuş, bitki çeşitleriyle, bin can.
(ŞAHSENE CAMIZ - Cumhuriyet Kitap, Söyleşi: İCLAL NUR)
***
"Derler ki, ağaçlar insanları duyamazlarmış ama kendilerine göre zamana, hayata ve hikâyelere dokunurlarmış."
OYLUM YILMAZ
(Ağaçların Rüyası - Doğan Kitap)
***
Bir tepenin üzerindeyim. Büyük bir çınar ağacı var yanımda. Çıplak dalları buzdan kılıçlar gibi uzanıyor gökyüzüne. Gövdesinin bir yanı karla kaplı... Toprakla birleştiği yerde genişleyen sağlam, büyük gövdesi ve kalın dalları, yaşlı bir ağaç olduğunu anlatıyor. Elimi uzatıp gövdesine dokunuyorum. Soğuk, cansız bir nesne gibi... Oysa kalın kabuğunun altında usul usul akan özsuyunun, kupkuru görünen dal uçlarına dek yaşamı taşıdığını biliyorum. Derin uykusundan uyanmak için baharın ılık okşayışlarını, serin yağmurlarını ve güneşin aşk dolu öpücüklerini beklediğini biliyorum. O zaman ölü görünümlü dallarından yaşam dolu yaprakların fışkıracağını ve kısa sürede ağacı yemyeşil, görkemli bir anıta dönüştüreceğini biliyorum.
Bu ulu çınar, kim bilir kaç yüz yıl yaşadı? Dikildiği bu tepede nelere, nelere tanıklık etti...
(...)
Bir ağaç, niteliği ve özelliği ne olursa olsun insanı sadece insan olarak kabullenir; tüm insanlara gölgesini aynı sevgi ve aynı cömertlikle sunar. Hiç ayırt etmeden... Farklılıkları ve düşmanlıkları yaratan, insanları sınıflandıran yine biz insanlar değil miyiz?
(GÜLSEREN ENGİN - Sancılı Kent Ankara, Heyamola Yayınları)
***
Orman bilge, duyarlı, şifalı bir doğaya sahip.


.jpg)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder