Atom bombası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Atom bombası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ağustos 2021 Pazar

KÜÇÜK ÇOCUK

 

   

Haruki Endüstri Ürünleri Teşhir Salonu / Hiroşima




   16 Temmuz 1945 Pazartesi günü alacakaranlıkta New Mexico eyaletini kuşatan çölde, sıfır noktasından on altı kilometre uzaktan bile izlenebilen bir patlama sonucu açığa çıkan ışık, çölü güneş doğmadan güneş gibi aydınlattı, birkaç saniye sonra gökyüzünün on kilometre üzerinde bir mantar bulutu yükseldi.
    J. Robert Oppenheimer gördükleri karşısında dünyanın bir daha eskisi gibi olmayacağını düşündü.
  (...) Oppenheimer, izlediği ölümcül manzara karşısında Hinlilerin kutsal kitabı Bhagavad Gita'dan kendince değiştirmece yaptığı sözleri mırıldandı:

   "bin güneşin ışığı
   doldursaydı bir anda bütün göğü,
   o görkemlinin ihtişamına benzerdi tıpkı...
   dünyaları yıkan
   ölümüm artık ben."

   İlk nükleer plütonyum bombası beşi yirmi dört dakika kırk beş saniye geçerken başarıyla patlatılmıştı. Test yetkilisi Kennet Bainebridge "Ne yaptık biz?" diye sorduğunda yanıtı beklemiyordu, zaten biliyordu.

   -Şimdi hepimiz o*ospu çocuğuyuz!



***


Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

NÂZIM HİKMET


***



   Ve 6 Ağustos 1945,




   Sekiz'i çeyrek geçe Enola Gay karnında taşıdığı Küçük Çocuk'u, Aioi Köprüsü'ne bırakmak üzereydi, bomba bölmesinin kanatları iki yana açıldı, bomba tavana asılı bağlarından kurtuldu, irtifa yitirerek hızla hedefine alçaldı. Binbaşı Thomas Ferebee'nin heyecanlanarak erken bıraktığı Küçük Çocuk, hedefini ıskalayarak, Aioi Köprüsü'nün beş yüz elli metre uzağındaki Shima Kliniği'nin bin dokuz yüz atmış sekiz feet yüksekliğinde patladığında Hiroşima güzel bir yaz gününe uyanmak üzereydi.
   (...) Patlamayla birlikte ilk bir saniye içinde beş yüz bin fahrenhaytlık sıcaklığa erişen ateş topu yüz feet çapa ulaştı. Havaya dağılan nötronlar ve gama ışınları yere serpildi. Saniyenin milyonda biri kadar bir sürede bin milyar kilotonluk enerji ortaya çıktı. Saniyenin binde biri kadar sürede onlarca kilometrelik alanda bulunanların gözlerini kör edecek kadar bir ışık salındı. Işığı görenler gözlerini kapatacakları kadar bile zaman bulamadı. Elektrik direkleri, çelik materyaller, köprüler, camlar pudraya benzer bulut içerisinde onarılamayacak hasar gördü. 
   Patlamadan iki saniye sonra ortaya çıkan ateş topu ilk dört, beş kilometre içinde önüne çıkan ne varsa her şeyi yakmaya yetti.
   Altı saniye sonra şok dalgası sıfır noktasından bir buçuk kilometre uzaklıkta hava basıncını iki katına çıkarıyor bu basınçla insanın yaşama olasılığı yüzde bire düşüyordu. 
   (...) Şanslı olanlar uzun süre acı çekmeyeceklerdi. Derilerinde yanık yaralarının belirmesinden birkaç gün sonra başlayan ve birkaç hafta kadar sürebilecek olan kanama nedeniyle yaşamlarını yitireceklerdi. 
   Patlama merkezinden on üç ila yirmi iki kilometre uzakta olanlar bulundukları uzaklığa göre birinci, ikinci, üçüncü derece yanıkla karşılaştılar. 
   Kanamalar, sindirim bozuklukları, saç dökülmeleri, deri yanıkları, kansızlık, hamilelerin çocuk düşürmeleri, sakat çocuk doğumları, kalıcı kısırlık on günle üç ay içerisinde ortaya çıkacaktı.
   On yıllar sonra bile görme bozuklukları, kan ve deri kanseri gibi sayrılıklar görülebilecekti. 
   İyonize radyasyon dokunduğu bütün canlılara onarılmayacak radyolojik zararlar verecekti.
   Ölüm, uzun sürecek görevinin başındaydı.
   (...) Şok dalgası beş kilometrelik çap içinde Hiroşima'yı dolandı, dağların eteklerine çarpıp, hızından yitirse de aynı şiddetle kenti bir kez daha dolandı. Patlamanın şiddeti öylesine yoğundu ki Yasunari İshiguro gördüklerine inanamadı. Kent merkezine yaklaştıkça Hiroşima'daki ev ve işyerlerinin üçte ikisi hasar görmüş, birçoğu yıkılmış, geriye moloz ve hâlâ yanmakta olan çöp yığınından başka bir şey kalmamıştı. Şiddetli bir rüzgâr çıkmıştı, Yasunari İshiguro direksiyonu kontrol etmekte zorlanıyordu, hâkimiyetini yitirdiği araç yol boyunca sağa sola savruluyordu.
   Haruki Endüstri Ürünleri Teşhir Salonu'nun önünden geçerken binaya baktığında, kubbenin bakır kaplamalarının erimiş olduğunu gördü, bina kiriş iskeleti üzerinde çıplak duruyordu, yalnızca tuğla ve taş kısımları ayaktaydı. Arabayı çalışır biçimde durdurdu, aşağı indi. (HALİT PAYZA - Hiroşima'daki Küçük Çocuk Nagasaki'deki Şişman Adam/Japon Yayınları)    




Hiroşima Barış Anıtı (Atom Bombası Kubbesi)








     



Ve 9 Ağustos 1945 Nagasaki...

4 Ağustos 2014 Pazartesi

HİROŞİMALAR OLMASIN-SAVAŞA DAİR-2


                                                                                     OKTAY AKBAL  
                                                                   ( d. 1923- İstanbul, Gazeteci, yazar)   

             Sadako Sasaki. Hiroşimalı binlerce küçük kızdan biri. Atom bombasının atıldığı 1945 yılında iki yaşındaymış. Yaralanmamış, hastalanmamış. Okuluna gidiyormuş güzel güzel. Yıllar geçmiş. Sadako, kentinin her gün biraz daha düzeldiğini, yeni yapılar yapıldığını görmüş. On iki yaşındayken birden hastalanmış. Radyasyonun vücudunda yarattığı onulmaz bir hastalıkmış bu. Doktorlar, uzmanlar incelemişler, kurtuluş olmadığını anlamışlar. On iki yaşındaki Sadako ölecek. Kendi de biliyor bunu.
            Ama bir Japon geleneğine göre kağıttan bin turna kuşu yapan kişinin dileği muhakkak gerçekleşir. Oyalanması için Sadako'ya bu inancı veriyor çevresi. Mektuplar alıyor bu konuda. Sadako hasta yatağında başlıyor kağıttan turnalar yapmaya. Ben çok uğraştım turnalar yapmaya, yapamadım o kuşları. Bir, iki, üç kez katlıyorsun, kıvırıyorsun derken bir kuş çıkıyor ortaya.
            Sadako günlerce uğraşmış, yüz, iki yüz, beş yüz, altı yüz, altı yüz kırk altı tane kağıttan turna kuşu yapmış. Onlar birbirlerine de bağlanıyor, metrelerce uzunlukta  bir kuş dizisi çıkıyor ortaya. Sadako Sasaki bin turnayı tamamlayamamış. Bin turna yapabilseydi kurtulacak mıydı ölümden? Kimbilir?
            On iki yaşındaki bir kızın öleceğini bilerek, bin turnayı tamamlarsa ölümden kurtulacağını hayal ederek, umut ederek gece gündüz kağıttan turna yapması geliyor gözümün önüne. 646' nın bitişi, 647' ye başlayamamak ve çekip gitmek bu hem güzel, hem çirkin, hem yüce, hem aşağılık dünyadan.





   ÜLKÜ TAMER
(d.1937- Gaziantep) Şair, Çevirmen

            Savaşla ilgili bir başka anekdotu Ülkü Tamer'den okumuştum:

          Vietnam savaşı sürüp gidiyor. Amerikalılar, Japonya'da bir hava üssü açmak istiyorlar. Üs, Vietnam'ı bombalamak için bir sıçrama tahtası olacak. Hiroşima'yı, Nagasaki'yi yaşamış Japon halkı karşı çıkıyor buna. Ama Japon hükümeti "olur"unu veriyor. Uzun tartışmalardan sonra üs kuruluyor.
        Üssün açılacağı gün büyük bir tören düzenleniyor. Japon hükümetinin üyeleri, devletin ileri gelenleri, Amerikalı generallerle birlikte, kurulmuş tribünlerde yerlerini alıyorlar. Söylevler veriliyor, marşlar çalınıyor. Ufukta belirecek Amerikan uçak filosu beklenmeye başlanıyor.
           Uçaklar gelecek, piste konacak, üs de "resmen" açılmış olacak.
       Biraz sonra uçaklar beliriyor. Tam piste alçalacakları sırada binlerce, onbinlerce balon yükseliyor gökyüzüne. Üssün yakınlarına "mevzilenmiş" Japonlar, getirdikleri balonları havaya salıveriyorlar. Gökyüzü balonlarla kaplanıyor.                                                  
           Sonuçta hiçbir uçak inemiyor piste. Filo dönüp gidiyor.     



                                                                        



   Savaşı anlayabilir miyiz? Kolumuzun çarptığı bir insandan özür dilediğimiz, garsona teşekkür ettiğimiz, kırmızı ışıkta durduğumuz bir dünyada yaşarken, insanların bir anda parçalara ayrıldığı, bebeklerin ve çocukların topluca öldürüldüğü, kadınlara topluca tecavüz edildiği bir dünyayı nasıl algılayabiliriz? (TAYLAN KARA) 


     

                                                                                          Merhaba!