İbrahim Çallı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İbrahim Çallı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Haziran 2026 Pazar

RESİMDEN ANLAYAN HIRSIZ !

 


Baylan Pastanesi'nin yerinde eskiden Tokatlı vardır. Birinci ve ikinci dünya savaşları arasında Fikret Adil, Peyami Safa, Necip Fazıl, Elif Naci, Çallı İbrahim, Mahmut Yesari burada sık sık görünürler.
Elif Naci, Çallı'nın öğrencisi, Peyami Safa'nın da -Vefa Lisesi'nden- sınıf arkadaşıdır. Peyami iyi resim yapar okulda. Resim öğretmenleri Şevket Dağ'dır. Peyami resimden on alır. Elif Naci de altı. Ama edebiyat öğretmenleri İbrahim Necmi Dilmen de Elif Naci'ye on, Peyami'ye altı verir. 
Elif Naci, Güzel Sanatlar Akademisi'ni bitirdikten sonra Çallı'nın kadehdaşı da olur. İçkide ondan aşağı kalmaz. Bir gün bir dostları şöyle der:
- Elif Naci'nin Çallı'nın öğrencisi olduğu belli. Maşallah iyi içiyor.
Çallı:
- Vallahi ben ona resim yapmasını öğrettim, o rakı içmesini öğrenmiş.


Doğrusu, Elif Naci'nin resim alanındaki değeri ömrü boyunca anlaşılmış değildir. Bir tarihte, gazeteci Mekki Sait Esen'in evine giren hırsız da bu yanlış değerlendirmenin kurbanları arasındadır. Hırsız bütün evi soyup soğana çevirir, salonda sadece boş bir vitrinle, Elif Naci'nin duvarda asılı duran tablosunu bırakır. Elif Naci, hırsızın kendi tablosuna gönül indirmemiş olmasına çok üzülürse de bu olaydan bir süre sonra bir başka hırsız, Cihat Baban'ın ev taşımasından yararlanarak eşyalar arasından Elif Naci'nin tablosunu -hem de sadece onu- aşırmakla Elif Naci'nin onurunu kurtarır. 

(SALÂH BİRSEL - Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu, 1976)






Merhaba!

9 Ağustos 2015 Pazar

FİKRET OTYAM-KOCA ÇINAR


Yüce dağda pınar olsan
Akarak yanıma gelsen
Issız çölde susuz ölsem
İçmem yarim bundan sonra

Kuş tüyünden döşek olsan
Kutnu kumaş yorgan olsan
Zemheride donup ölsem
Yatmam yarim bundan sonra






   Yaşamının her anını Anadolu'nun güzellikleri ile bezeyen koca çınarı yoğun bakımdaki derin uykusunda gülümseten yine bir Anadolu türküsü oldu. Büyük ustamız, eşi, sanatçı Filiz Otyam'ın kulağına tuttuğu - kendisinin Karacaoğlan'dan derlediği - " Yüce Dağda Pınar Olsan " adlı barağı duyar duymaz gözlerini açarak türküleri ve sevenlerini selamladı. Hemşirelerin " Müziği duydunuz mu? " sorusunu gülümseyerek yanıtladı.
   (26 Ocak 2015 tarihinde mide kanaması teşhisiyle kaldırıldığı hastanede kalbi duran ve yapılan müdahale ile hayata geri dönen Fikret Otyam hakkındaki gazete haberlerinden)



FİKRET OTYAM
(d.19 Aralık 1926 Aksaray- ö. 9 Ağustos 2015 Antalya)

(1945 yılında İstanbul'a gelerek Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun öğrencisi oldu. Daha önce  iki yıl İbrahim Çallı'dan ders aldı.)






   Hocaların hocası Çallı'nın atölyesine adım attığımda çırılçıplak bir kadın karşımda duruyordu. Ağabeyler,
ablalar gülerek 'gel, gel' dediler. Çallı'yla dede torun gibiydik. Acımdır, her şeye karşın aklım fikrim, Bedri Rahmi Eyüboğlu'ndaydı. Atölyesine gelme isteğime yanıtı: "O da benim hocam, öğrencisini nasıl alırım" oldu. Ağlamaklı vaziyette izin istemek için yanına yaklaşınca, anlaşılan duymuş. Çallı, "siktir git" dedi. Bedri Hoca'ya koştum, dediğini anlattım. "Tamam" dedi, "İzin vermiş."








Işıklar içinde yat KOCA ÇINAR!
  

18 Ağustos 2014 Pazartesi

İBRAHİM ÇALLI



   Çallı ile Edip Hakkı birlikte Paris'te okumuşlar. İstanbul'daki arkadaşlıkları da  berdevam. Resim dalında iki büyük usta. Çallı ufak tefek, üflesen uçacak cinsinden birisi. İkincisi bir insan azmanı.Yürüyüşü bile toprağı sarsmacasına. İkisi de içkide sonuna kadar.
   Bir ağustos gecesi Boğaz'da demlenmişler. Sabaha karşı bardan çıkmışlar, bir taksiye binmişler. Çallı yaşça büyük olduğu için adaba göre küçük olan Edip Hakkı'yı evine bırakacak. Ama Edip Hakkı olmazlanmış ve narayı patlatarak kısa kesmiş:
  "Çek oğlum Cihangir'e."
   Çallı'nın evi Cihangir'de bir apartmanın giriş katı. Edip Hakkı, şoföre beklemesini söyleyip iyice sarhoşlamış Çallı'yı sırtlamış, güç bela kapıyı açmış, pelte halindeki Çallı'yı soyup, cadde tarafında bulunan yatak odasına götürmüş. O zamanlar sivrisineklerden korunmak için karyolanın üstünde tül cibinlikler var. Edip Hakkı cibinliği aralayıp Çallı'yı sallasırt yatağa fırlatmış. Sonra sokağa çıkmış ve biraz önce yatağa yatırdığı Çallı, kaldırımın üstünde büzüşmüş bir hallerde. "Ulan sıçarım ben böyle şakanın içine" deyip yeniden sırtlamış Çallı'yı. Getirmiş yeni baştan tülü aralayıp bırakıvermiş güya yatağın üstüne. Yine çıkmış sokağa ve Çallı yine sokakta kaldırımın üstünde yatmakta. Ve inlemekte ki acaip bir şekilde:
  "Allah belanı versin Edip Hakkı. Ulan cibinlik diye pencerenin tülünü aralayıp beni sokağa atıyorsun ikidir. Allah belanı versin."



Hatay'ın Anavatan'a Hasreti 
(İBRAHİM ÇALLI)






İBRAHİM ÇALLI
(d. 13 Temmuz 1882 Çal, Denizli-ö. 22 Mayıs 1960 İstanbul)
 ( Şeker Ahmet Paşa'nın önerisi üzerine 1906 yılında şimdiki adı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan dönemin Sanayi-i Nefise Mektebi'ne girdi. Altı yıllık okulu üç yılda bitirdi.)


  

Zeybekler
(İBRAHİM ÇALLI)


  Mide kanaması sonucu yaşamını yitiren Çallı'yı Hasan Ali Yücel, ölümünden sekiz gün sonra  30 Mayıs 1960'ta kaleme aldığı "Dostum Çallı" yazısında, şöyle anlatıyor:
   "O'nu son defa Taksim civarında görmüştüm.O şakacı Çallı, benimle uzun bir seyahate çıkacakmış gibi içli içli konuştu. Sesi, kederli bir inilti kadar  ihtiyar ve bitkin, titriyordu. Ayrılırken öpüştük, aksi yönlere yürüdük. Garip bir iç dürtüsüyle arkama döndüm, ne göreyim, o da  bana bakıyordu. Birbirimizi bir kere daha selamladık."




Merhaba!