"Türkiye'yi çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmalıyız"
"Türkiye'yi çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmalıyız" ne demek oluyor, hiç düşündünüz mü, pek sanmıyorum, tutturmuşuz en büyüğümüzden en küçüğümüze, ha bre tekrarlıyoruz, ama içeriği nedir, boyutları nedir, gerekleri nedir, araştıran yok. Oysa biraz kurcalasan al sana programların en halisi, en sağlamı.
Önce biraz bunu yapalım diyorum.
Bir tarihte, tartışıyorduk, birtakım dogmatik 'Atatürkçüler' bana çağdaş uygarlık düzeyi diye, Amerika'nın denetimindeki Batılı emperyalist sistemi yutturmaya çalışıyorlardı, kızmışım, dedim ki "Arkadaş, Kemal Paşa'nın iki büyük hüneri vardır ki, birisi bu 'çağdaş uygarlık' deyimi, ötekisi bunun içinden çıkan bir düşünüş biçimidir." Önce bunları kavramayı öğrenelim. Ne gibi mi, şöyle: Çağdaş uygarlık düzeyini hedef diye aldın mı, bir kere sürekli devrimciliğe mecbursun, çünkü çağdaş uygarlık düzeyi dogmatik değil diyalektik bir kavram, kendi karşıtlarıyla çarpışa birleşe gelişiyor. Dünün uygarlık düzeyiyle bugünün uygarlık düzeyi bir mi, aynı şey mi, aynı şey olabilir mi, olamaz elbet. Her geçen gün insanlık yeni buluşlarla uygarlık düzeyini daha ileri götürüyor, götürdükçe de Mustafa Kemal'in Türkiye'ye tespit ettiği amaç yenileşiyor, gelişiyor, başkalaşıyor. Bunu anlamaz, bir kenara yazmazsan, istediğin kadar Atatürkçüyüm diye yırtın. Atatürkçülük adına olmadık zulümler yapıp ileri fikirli aydınları ezaya çek, Kemal Paşa'nın tutumundan çok uzaklardasın.
Hadi somut konuşalım: Kemal Paşa sağ iken "çağdaş uygarlık düzeyi" ne idi? Onun kuşağı için, bu, o sıralarda dünyaya hükmeden sanayi devrimini yapmış, emperyalizm çağına ulaşmış "Batı'dır", Batılı toplumlardır, Batılı bilim ve teknolojidir. Mustafa Kemal, ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyine çıkaracağız dediği sırada, iç içe iki şeyi amaçlar; birincisi çağdaş ekonomik altyapıya sahip olmak, ikincisi bu altyapının içerdiği topluma ulaşmak! Birincisine varıldı mı, ikincisinin olamayacağını kestirmiş, bu bakımdan çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak için, metodu da vermiştir; "hayatta en hakiki mürşit ilimdir" ne demek, bilimlere dayanarak, bu düzeye ulaşacağız demek. Peki bilimler sabit, dogmatik mi, ne münasebet, onlar da çağdaş uygarlık düzeyi gibi aralıksız değişiyor, yenileşiyor, ilerliyor. O halde, Türk aydınları kendilerini sahiden Mustafa Kemal'in savaşçıları sayıyorlarsa, bir kere bilimsel olmak zorundadırlar, ikincisi dogmatik değil diyalektik olmak zorundadırlar, üçüncüsü zaman içinde verilmiş hedefleri sık sık yeniden değerlendirmek, çağdaş uygarlık düzeyinin hâlâ aynı yerde mi, yoksa başka yerde mi olduğunu saptamak zorundadırlar.
Allah aşkına söyleyin, Demirel'den Ecevit'ine, yapan var mı[ydı] bunu?
(ATTİLÂ İLHAN - Hangi Atatürk/Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1978)
***
Cumhuriyetin kuruluş yıllarına baktığımızda net bir yol haritası görüyoruz: Yoksulluk içindeki bir ülke, kaynaklarını bilime ve eğitime ayırıyor. Bu başlı başına devrimci bir karardı.
1920'lerde ve 30'larda üniversite reformu, Darülfünun'un dönüştürülmesi, yurtdışına öğrenci gönderilmesi, dil ve tarih çalışmaları, Halkevleri gibi kurumlar...
Bunların hepsi aynı vizyonun parçalarıydı: Akıl ve bilimi devletin ve toplumun temel dayanağı yapmak.
Atatürk'ün en güçlü mirası bence şu cümlede saklı: "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." Bu, sadece bir söz değil; bir yön tayiniydi. Genç Cumhuriyet, bilimle kalkınmayı ve özgürleşmeyi eş anlamlı görüyordu.
Peki ya bugün?
(ÖZLEM YÜZAK - Cumhuriyet Kitap, 2026)
Merhaba!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder