almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Temmuz 2025 Pazar

AŞKI, MEMLEKETİM İLAN ETTİM

 

İsviçre'de yerleşik dostlarımdan dinlemiştim, okullarda "mülteci" çocuklar üzerine bir araştırmaya ilişkin çocukların yaklaşımını vurgulayan bir anıydı. 

Dersliğe giren görevlinin, "Sınıfınızda mülteci var mı" sorusuna çocuklardan birinin "Yok, biz hepimiz çocuğuz!" yanıtı, ders olmanın ötesinde bu umarsızlığı yaratanlar için şamar gibiydi de.

(Y. BEKİR YURDAKUL - Cumhuriyet Kitap)

***

"En güzel şiirim mi / Yazmadım onu"


MASCHA KALEKO


Mascha Kaléko, vatansızlığın sancısı ömrü boyunca yakasını, yüreğini, yaşamını bırakmamış bir şairdir. Sürgünde geçen yılları, hep Berlin'i özleyişi şiirlerinin özünü oluşturur. Nazilerin ülkeyi yangın yerine çevirmesi, insan avını hep sürdürmeleri pek çok şairi, yazarı ülkesini terk etmek zorunda bırakmıştır onun gibi. 
(...)
Yaşamı boyunca vatan hasreti Mascha Kaléko'nun peşini hiç bırakmamış, hep şiirlerinde boy göstermiştir. 
Sürgünlüğünü, Berlin'i istemeye istemeye terk edişini, özleyişini, derin acılar içinde kıvranışını şiirlerinde hep yansıtmıştır. Geleceğin belirsizliği de onu acılara boğar.
Sürgünlüğünün ilk yıllarını şu dizelerde yansıtıyor:

Gecenin ortasında
Bir tekneyle
Salıverildiğimde,
Salındım ben de,
Bir kıyıya salındım.
Yağmura karşı, bulutlara yaslandım.
Çarpan rüzgâra karşı, kum yığınlarına.
Hiçbir şeye güven kalmamıştı.
Sadece mucizelere.
Hasretin yeşillenen meyvelerinden yedim,
İçtikçe susatan sudan içtim.
Bir yabancı, tanımadık bölgeler karşısında suskun.
Karanlık yılları üşüyerek geçirdim.
Aşkı, memleketim ilan ettim.

Savaştan sonra Mascha Kaléko yeniden okuyucularına kavuşur. Lirik Stenogramdefteri yeniden yayımlanır. Hemen, yeniden ilgi çeker. Ardından Çağdaşlar İçin Dizeler yayımlanır ve en çok satanlardan olur bu iki kitap.
Bu nedenle Kaléko, Almanya'ya dönmeye cesaret eder. 1960'da Fontane Ödülü'ne değer görülür. Özlemlerini gidermenin büyük sevincini yaşar.
Sonra ailecek Kudüs'e göçerler. Orada da dilsel ve kültürel izolasyondan büyük ölçüde acı çeker. Hayal kırıklığına uğrar. Yalnızlığa gömülür. 1968'de oğlu ölür. Bu, onu yine büyük acılara boğar. Sonra eşini kaybeder. Bir kez daha yalnız kalır. Yaşamının son yıllarında acısını, kederini, yalnızlığını şiirlerle ifade edecek gücü bir kez daha bulur.
Mascha Kaléko sürgüne gitmesinden onlarca yıl sonra Berlin'de yaşadığı sokağına duyduğu özlemi şu dizelerle dile getiriyor:

Neredeyse kırk yıl önce oturuyordum burada
-sanki kolumdan çekiyor biri,
Kurfürstendamm'da, kendi başıma
Gezinirken -doğru kelime sanırım.
Ve hiçbir şey aramamaktı niyetim.
Ve ikide bir kolumdan çekilme hissi.
Aklını kullan diyorum kendime.
Kırk sene! O ben yok artık.
Kırk sene. Hücrelerim acaba kaç kez
Yenilendiler bu arada.
Yabanlarda, sürgünde.

Amerika'daki yaşadığı kentleri sonra da "Kudüs'e gidişini" vurguluyor Mascha Kaléko. Ve şiirini şöyle sürdürüyor:

Ne istiyorsun benden Bleibtreu?
Evet, biliyorum. Hayır, hiçbir şey unutmadım.
Saadetimin yuvasıydı burası. Ve sefaletimin.
Burada, çocuğum dünyaya geldi.
Ve gitmesi gerekti.
Burada arkadaşlarım ziyaret ederdi.
Ve Gestapo.
Geceleri, şehrin trenleri duyulurdu.
Ve yandaki birahanede çalan Horst Wessel şarkısı.
Ne mi kaldı bu saydıklarımdan?
Balkondaki pembe petunyalar.
Küçük kırtasiyeci.
Ve eski bir yara, kabuk bağlamamış.

Mascha Kaléko'nun şiiri duygusaldır. İçtendir. Kendi yaşamından doğmadır. Ayrıca hüzünlüdür. Acıları yansıtır. Özlemleri dile getirir. Yaşadığı yerleri, mekânları özler. Sürgündeki günlerinin sıkıntısını, burukluğunu vurgular. Göç ve gurbet olgusu, şiirlerinde çok sık yer bulur.
"Korku" hayatı boyunca onun yakasını hiç bırakmamıştır. Nazilerin yarattığı korkuyu üstünden hiç atamamıştır. Onun için de "Kovala korkularını ve / korkunu da kokudan" der.
"Melankolik" olduğu kadar "baştan çıkaracak kadar yalın" şiirleri şiir sevenlerce el üstünde tutulur. Berlin'in ünlü mü ünlü sanatçılarının buluşma, hatta çalışma yeri Romanisches Café de onun yazın yaşamında büyük yer tutar. 
Çünkü bu mekânda Bertolt Brecht, Else Lasker Schüler, Erich Kaestner, Kurt Tucholsky gibi dönemin, 1920-30'lu yılların gazeteci, şair ve aydınlarının buluşma yeridir ve onlarla olmak şiirleri çok ilgi gören Mascha Kaléko için çok önemlidir.

'Memleket sancısı' derken 'hayal' diyorum. 
Çünkü neredeyse kalmadı eski memleketim.
'Memleket sancısı' derken çok şey kastediyorum:
Sürgünde üzen bizi, uzun dönem.
Yabancıyız artık memlekette.
Yok oldu 'memleket'
'Sancısı' kaldı sadece.

Şair nereye giderse gitsin "kimsesizler ülkesi"ne gider hep. Valizleri giderilememiş özlemlerle doludur. Duyguları "kum taneleri" kadar ülkesizdir.
Ormanlar kaybolmuş, evler yakılmış, kimseler kalmamıştır. Kimse tanımaz onu. Nereye giderse gitsin, vardığı yer hep kimsesizler ülkesidir.
Şiirlerinde günlük yaşamı, güncel konuları hem düşündürterek hem de gülümseterek yansıtır Kaléko.

Solmuyor bir bahçem.
Bahçem yok benim.
Evim yok, içinde Ekim rüzgârları ağlayan.
En karanlık bulut, acıtmıyor beni.
O kadar narin gördüğümden gökyüzünü.

"Başka günler de gelecek elbet" diyor Kaléko, "Ancak bugün, ölümüne hüzünlüyüm." Hüzün, acı, yalnızlık, gözyaşı, korku, özlem onun yaşamından hiç eksik olmamış. Oğlunu, sonra eşini kaybedince büyük bir yalnızlığa bürünür:

Kuğu, sonunun geldiğini sezinlediğinde,
Yani; öleceğini tahmin ettiğinde,
Geri çekilip tüylerini temizler
Ve en güzel şarkısını söyler.
-İşte ben de, zamanı geldiğinde,
Böyle isterim geçmeyi ebediyete.

Mascha Kaléko, Avusturyalı anneyle bir Rus babanın kızı olarak Polonya'da dünyaya gelir. Sonra aile Almanya'ya, Frankfurt'a, Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda da Berlin'e göçer. Kitapları yasaklanır, yakılır. Amerika'daki sürgünlüğü Berlin'i özlemekle, acılarla, yalnızlıklarla geçer. 1975'te Zürich'te mide kanserinden öldüğünde 66 yaşındadır. "En güzel şiirim mi?" diye soruyor ve yanıtını da kendisi şöyle veriyor:

En güzel şiirim mi?
Yazmadım onu.
En derin derinliklerden çıkmıştır.
Sustum onu.

(GÜLTEKİN EMRE - Cumhuriyet Kitap)

***

Öldüğümde
doğduğum yere gidiyorum
yıllarca süren bir hasret ve bilinmezliği
işte böylesine yeniyorum...*


UĞUR KAYNAR
(1956, Zara/Sivas - 2 Temmuz 1993, Sivas)

*Şair bu dizeleri Madımak Oteli'nin basamaklarında bir peçeteye yazmış, dizeler yangından kurtarılan çantasından çıkmıştır.







Merhaba!

22 Mart 2020 Pazar

İNSANLIĞIN SOL YANI




   Almanya, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından enkaz halindeydi. Örneğin Münih'te savaş öncesi yaşayan 900 bin kişiden sadece 300 bini kalmıştı. Şehirler bombalanmış, binalar yerle bir olmuştu. İnsanlar apartman dairelerinde 4-5 aile bir arada yaşıyor ve zillerin üzerinde "Braun ailesi için 1 kez, Schmidt ailesi için 2 kez basınız" gibi yazılar yazıyordu. Almanlar, her şeyin bitip yeniden başladığı o gün için "Saat Sıfır" (Stunde Null) ifadesini kullanıyorlar. Şimdi bu ifade, tozlu raflardan indirilip korona pandemisi için yeniden kullanılmaya başlandı.
   Yunan mitolojisinde, baba Daedalus'un, Kral Minos'un labirentinden kaçsın diye kanatlar yaptığı İkarus efsanesi vardır. İkarus, uyarılara rağmen kibre kapılıp güneşe yakın uçunca, mumdan yapılan kanatları erir ve Ege Denizi'ne düşer. Sıfır borç politikası ile her sene ihracat ve dış ticaret fazlası rekorları kıran Almanya, elitlerinin mumdan yapılan kanatları eriyince, halkının gözünde İkarus gibi düşerek hayal kırıklığına neden oldu. Şimdi düştüğü yerden kalkıp yıllarca silah satıp göz yumduğu savaş bölgelerinden kaçan mültecilerle, aynı denizde yaşam mücadelesi verecek. (OKTAN ERDİKMEN - Cumhuriyet Gazetesi) 



***



   En son yüz yıl önce görülen türde bir salgınla karşı karşıyayız. O zaman dünya bu kadar kalabalık değildi. Henüz küçülmemişti; bilgi bunca hızla akmıyordu. İnsanlar birbirleriyle bu kadar yoğun, sıkı fıkı ilişki halinde değildi. Aniden patlayan salgın karşısında, kapitalizmin tüm ezberi bozuldu. Her olayı, sorunu yöneteceğini sanan küresel şirketler ve işbirlikçisi siyasal iktidarlar panik yaşıyor. Meğer bir sıkımlık canı varmış kapitalizmin!
   Hani ulus devletlerin sonu gelmişti? Hani AB dünyanın en büyük dayanışma organizasyonuydu? Hepsi çöp oldu. Liberal demokrasiler yerini otoriter düzenlere bırakacak, öyle görünüyor. Pek çok gelişmiş (!) ülkede güvenlikçi politikalar artıyor. Yeni bir faşizm arifesindeyiz. Dünyayı yöneten meczup liderlerin maskesini de düşürdü korona, kapitalizminkini de?  
   Umut mu? Şımarık Avrupa'ya doktor ve malzeme gönderiyor Küba. Sanayisinin 22 ilacı tüm dünya için üretmeye hazır olduğunu söylüyor. Kapitalizm nedir biliyor musunuz: Kanser ilacını simitten ucuza satan Küba'ya, bunu yaptığı için tecrit uygulanmasıdır. (ENVER AYSEVER - Cumhuriyet Gazetesi)




***



    Dünya büyük bir sağlık kriziyle baş başa kaldı: Korona Krizi! 
   İnsanların büyük bir çoğunluğu var olan durumu 'hayatta kalma' sorunu olarak kabul ediyor. Kapitalist ülkelerin yönetimleriyse Korona Krizi'ne 'parasal' açıdan yaklaşıyorlar. Devasa bütçeler ayırdıklarını belirterek vatandaşlarını uyarıyorlar: 
  -Bizi dinleyin, dediklerimizi yapın, evlerinizden çıkmayın, ellerinizi yıkayın, seyahat etmeyin, yakın temastan kaçının, iyi beslenin, güzel uyuyun gibi...
   Oysa kapitalizm üretimi artırarak herkesi zengin edecek, özgürlükler aleminde her 'birey' istediği gibi yaşayacaktı. Herkesin işi olacak, herkes çok çalışacak, çok kazanacaktı. Kapitalizmin dünyayı getirip bıraktığı yeri uzunca bir süredir değerli bilim insanımız Doç. Dr. Fikret Başkaya hem makalelerinde hem de kitaplarında anlatıyor:
   -Kapitalizmin insanlığa vereceği hiçbir şey yok artık!
    Korona salgın hastalığından daha iyi bir örnek olamazdı Fikret Başkaya hocayı doğrulayan...
    Kapitalizm verebileceği en son armağanını korona salgını ile verdi insanlığa!
  Korona öncesi yaşanan -halen de süren- savaş mağdurlarının dramının da müsebbibi kapitalizmdir. Sömüre sömüre dünyanın pek çok ülkesini ve bölgesini yaşanamaz hale getirdi. İnsanlar artık doğdukları topraklarda yaşayamayacaklarına inanıyorlar. 
  Bu noktada insanlığın yüzünü ağartan çıkışlar dünyanın 'sol' yanından geliyor. İşte Yunanistan! Sınırlarına yönlendirilen zavallı insanlara karşı tel örgüler arkasından asker, polis ve ırkçı sağcıları olmadık işkenceler yapıyorlar. Sorulduğunda da 'Ülkemizi savunuyoruz' diyorlar. Atina ve Selanik'te ise Yunanistan'ın sol yanı hem ülkelerinin hem de insanlığın yüzünü ağartıyorlar:
   -Sınırları açın!
  Dünyanın en zor günlerinde sergilenen insani dayanışmanın bir başka güzel örneği Küba'dan geldi. İngiltere bandıralı MS Braemar adlı gemi 682 yolcu ve 381 mürettebatıyla Karayiplerde hiçbir ülkenin limanlarına yanaşmasına izin verilmediğinden ortada kalmıştı. Gemide 5 yolcuda korona virüsü tespit edilmişti. İngiliz gemisi 2020'lerin Struma'sı olarak bir trajediyle karşı karşıya kalmıştı. Küba gemiyi kabul etti. Hasta yolcuları tedavi etmek üzere hastaneye yatırdı. Sağlıklı yolcular İngiltere hükümetinin girişimiyle evlerine dönecekler. 
   Küba Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada şöyle dedi: 
 -Gemiyi kabul etmemizin sebebi insani kaygılardır! 'İnsanlık ve sol' gelecek için en gerçekçi bileşenleri oluşturuyor.
  Kısa sürede yaşanan bu iki 'küçük' dayanışma açık olarak gösteriyor ki dünyanın geleceği olacaksa bunu ancak bedende kalbinin durduğu yer belirleyecek:
  -İnsanlığın sol yanı! 
  (NAZIM ALPMAN - BirGün Gazetesi)   




Merhaba!