İlk Türk kadın gazeteci, Sorbonne Üniversitesi'nde eğitim gören ilk Türk kadınlarından ve ilk Türk kadın romancılarından, İttihak ve Terakki'nin ilk kadın üyesi Selma Rıza kadının toplumdaki yeri mücadelesinin kararlı savunucularındandır.
Meclis-i Mebusan üyesi Ali Rıza Bey'in kızı olan, özel derslerle yetiştirilen, genç yaşında Fransızca öğrenen Selma Rıza, Jön Türk hareketinin, İttihak Terakki'nin önde gelenlerinden, Paris'te Meşveret adlı bir gazete çıkaran ağabeyi "özgürlükçülerin babası" Ahmet Rıza'nın yanına kaçak yollarla gitti (1898) ve orada Sorbonne'da eğitim aldı.
II. Abdülhamit rejimine karşı mücadele eden İttihat Terakki'nin yayın organı haline gelen Meşveret'te çalıştı. Meşveret'te ve Fransızca ekinde, Bahaeddin Şakir'le Samipaşazade Sezai'nin çıkardığı Şura-yı Ümmet gazetesinde kadınların toplumsal yaşama katılımı konularında makaleler yazdı.
Toplumsal açıdan kadın konusuna yoğunlaşarak La Revue ve L'Humanité gibi Fransız yayın organlarında kadın haklarıyla ilgili yazılar yazdı.
II. Abdülhamit'in baskı rejimine cesurca karşı çıkarak kadınların eğitim hakkı ve eşitlik istemlerini savundu.
Paris'teki Uluslararası Kadın Kongresi'nde Jön Türk delegesi olarak Türkiye'deki Kadınların Hukuki Durumu bildirisini sundu (1900), Uluslararası Kadın Konseyi'nde yönetici oldu.
Çalışmaları başta Fransız aydınlarınca övgüyle karşılandı, Atatürk'ün de arkadaşı olan Claude Farrere, onun "yetenekli bir toplumbilimci" olduğunu belirtti.
Ülkemizde kadınlarca yazılan ilk romanlardan biri olan Uhuvvet "Kardeşlik" (Sadeleştiren: Nebil Fazıl Alsan, Kültür Bakanlığı Yay.) romanını yazdı.
Selma Rıza'nın 1892-1897 yılları arasında yazdığı, yayımlanamayan roman, elyazmalarını hurda kâğıtlar arasında bulan Nebil Fazıl Alsan'ın çabasıyla günışığına çıktı:
"Garip bir tesadüf sonunda elime geçen, iki eski okul defterine el yazısı ile yazılmış bir roman müsveddesi arasında yine el yazısıyla yazılmış soluk iki sayfa yazıyı okumuş olmasaydım bu iki defteri kaldırıp bir kenara atacak, kim bilir belki de bu yaptığım hareketle hem bu roman hem de yazarı geçmişin karanlıklarına, bilinmezliklerine gömülüp kalacaklardı."
Selma Rıza'nın kadınların sorunlarına dikkat çekmek için, toplumu aydınlatma düşüncesiyle "Halka yaranmak, namımı teşhir etmek maksadıyla değil ihvanıma bir yadigâr olmak üzere yazılmıştır" diyerek sunduğu roman, Osmanlının son yüzyılında kadınların sorunlarına ve toplumdaki konumuna tutulan bir aynaydı.
Romanda, Osmanlı toplumunda hiçbir hakkı olmayan kadının acıklı durumu sergileniyor, kız çocuklarının okutulması, cariyelik, görücü usulü evlilik gibi kadın sorunlarına dikkat çekiliyordu.
(...)
Tüm kötülüklere karşı iyiliğin ve kardeşliğin yeniden sağlanabileceği düşüncesiyle çeşitli haksızlıklara, iftiralara uğrayıp ölen Sabiha'nın kızı olan ve aldığı eğitimle insanlık bilincine ulaşan, toplumda kardeşliği, eşitliği, özgürlüğü gerçekleştirme umuduyla dolu olan Meliha'nın kişiliğinin öne çıkarıldığı romanda, kadınların eğitiminin ve toplumdaki yerinin yükseltilmesinin toplumsal ilerlemenin anahtarı olduğu vurgulanır.
Dönemin eğitim sistemi, aile yapısı, evlilik anlayışı, kadınların toplumdaki yeriyle ilgili toplumsal ve derinlikli bir incelemenin de yapıldığı romanda, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerindeki toplumsal değişimler, modernleşme çabaları, Batılılaşma süreci kadınların gözünden anlatılır ve toplumsal yapı eleştirilir:
"İlk yaratılışta insan yokmuş... Evet yeryüzü daha rahattı. İnsan kendi cinsine de esir! Dine, şeriata, düzene, âdetlere de esir! Esir!.. Her şeye esir!.. Bu hal nedir ya rab?! Kurtuluş yok mu? Ah uçmak!.. Bu esaret zincirinden kurtulmak!.. Özgürlük, özgürlük!.."
1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilanıyla döndüğü İstanbul'da Hanımlara Mahsus Gazete ve Kadınlar Dünyası gibi kadın dergilerinde kadınların eğitim hakkını savunan, kadınların yalnızca eş ve anne olarak görülmesine karşı çıkan, onların birey olarak varlıklarını sürdürmeleri gerektiğini vurgulayan yazılar yazan Selma Rıza, Hilal-i Ahmer Cemiyeti'nde (Kızılay) beş yıl genel sekreterlik yaptı, Türkiye'nin ilk yatılı kız lisesinin (Kandilli Kız Lisesi) açılması için çabaladı.
31 Mart Olayı'nda (1909), gerici gruplar, kızların okumasını savunan, bir erkeğin dört kadınla evlenmesine karşı çıkan, kadınların mirastan eşit pay almasını isteyen, "İki dudak arasından çıkan sözle bir kadını boşayamazsın!" diyen Selma Rıza'nın evini taşladı.
1919'da mandacılığı savunan Halide Edib'e (Adıvar), "Halide sen kapa bakayım bir çeneni. Bu vatanın her karış toprağı Kuvva'nın, Türk askerinin kanı ile sulanmıştır. Mandayı kafandan çıkar Halide. Türk devleti tam bağımsız bir Cumhuriyet olacaktır" diyerek tam bağımsızlığı savundu.
Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin kuruluş sürecinde Mustafa Kemal Atatürk'ün devrimlerini destekleyen Selma Rıza, baskı rejimine karşı yiğitçe direnen, çağ dışı değerlere savaş açan, bağımsızlık için sesini yükselten ve kadınların toplumsal alanda var olabilmesi için yılmadan çalışan bir öncüydü.
(ÖNER YAĞCI Cumhuriyet Kitap)
Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun!


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder