Yalnız kaldığında söylenir durur, "Vay be!" derdi. "Millet-i Sadıka idik, Millet-i Karakoncolos olduk. Türk'ün kötüsü yok mu? Rum'un, Laz'ın, Çerkez'in kötüsü yok mu? Müslüman'ın, Yahudi'nin kötüsü yok mu? Var elbette. İyisi de var, kötüsü de var. İnsanız yahu. İnsanın iyisi de olur kötüsü de. Misal, elma ağacındaki tüm meyveler kan kırmızı, kütür kütür, içi sulu, lezzetli mi olur? Ağaçta hiç mi çürük elma olmaz yahu! Peki dallarında çürük elma var diye, ağacı köklerinden sökmek mi gerekir? Şu hasta dünyaya, hekim gözüyle bakmak lazım. Hekim gözü; dil, din, ırk, renk görmez. Sadece insan görür. Sadece insan. Homo sapiens yahu! Homo sapiens."
(SERHAN KURŞUN - Muhbir, İnkılâp Kitabevi Yay.)
***
Keşke o gün, "İstanbul serserisi babandır," deyip, çarpıp kapıyı suratına çıkıp gitseydim. "Kürt olabilir ama senin gibi hırsız değil," deseydim. "Allah da onu öyle yaratmış," deseydim. "Seni, beni Türk, apartmanına konduklarını Rum, babaannemi Yahudi, dedemi büyüten Mary'yi Amerikalı, Sara'yı İtalyan, komşu kadın Gülistan'ı Laz yarattığı gibi."
İnsan söylemediği, söyleyemediği şeylerde yaşıyor.
(ŞEBNEM İŞİGÜZEL - Memoria, Everest Yayınları)
Merhaba!


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder